SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir Sonraki

Yazının Giriş Tarihi: 31.08.2026 01:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.08.2026 01:46

Her canlının doğumundan ölümüne kadar yaşadığı süre boyunca yaptığı tüm eylemler içinde bulunduğu ekosisteme bağlıdır ve burada bulunan diğer canlıların oluşturduğu zincirinin bir parçasıdır. Bu zincirin her halkası kendinden sonra gelen halkaların sorumluluğunda, bir halkadaki sorunun tüm zincirin bütünlüğünün bozulması anlamına gelmektedir. Sonuçta bir zincirin gücü en zayıf halkasının gücü kadardır.

İnsanlığın tarihinin en eski tarihlerinde insanların doğa ile iç içe yaşaması bir seçimdense bir zorunluluktu. Ancak doğada hazır bulunan mağara ve benzeri sığınaklarda bile insanların burayı kendi ihtiyaçlarına göre imkanları dahilinde şekillendirdiklerinin izleri mevcut. Bunun yanında ölü gömme davranışının da insanın kendini doğadan ayrı görmesine işaret ettiğini söyleyen görüşler de var.

Yinede bu dönemin insanları doğanın bir parçasıydılar. Her ne kadar doğadaki en büyük, en güçlü yada en hızlısı değilse de, en akıllısı olarak yaptığı alet ve sosyal bağlarından doğan takım çalışması ile doğa besin zincirinin tehlikeli bir halkasıydı.

Bugünün modern vahşi hayvanlarında bile hala devam eden insandan kaçınma davranışının başlangıcı bu binlerce yıllık insan avcıların bu hayvanların atalarında uyandırdığı korku ve kaçınma güdüsüdür. Bugün sadece geride kalan fosil ve kemiklerle varlığını bildiğimiz heybetli mamutlar gibi pek çok hayvan, değişen iklim ve karşılaştırıldığında küçücük insanların durmayan avcılığının sonucunda artık hayatta değiller.

İnsanların ilk defa kendilerini doğadan belirgin bir çizgiyle ayırması ilk köylerin kurulmasıyla olmuştur. Tam anlamıyla kazdıkları hendekler ve ördükleri duvarlarla bu çizgiyi çizmişler, medeniyet ve yaban ayrımını ortaya çıkarmışlardır. Bu ayrım kerpiç evli küçük köylerden bugünün betondan mega kentlerine dönüşünceye kadar asla durmayan bir değişim olmuştur.

Her ne kadar medeniyet ve doğa birbirine zıt iki kavrammış gibi algılansa da bu doğru değildir. Bir kere medeniyetin ayakta kalması için kendinden çok daha büyük bir doğaya ihtiyaç duyar. Sadece içinde yalayan popülasyonun ihtiyacı olan gıdanın sağlanması için gereken tarımsal faaliyetlerin mümkün olması için gereken, en başta temiz su ve toprak gibi kaynakların yanı sıra, bu kaynakların da istenen verimi sağlaması için doğru işleyen, döngüsünü yapabilen bir yaban hayatına ihtiyacı vardır.

Arıların yaptığı bal aslında onların en önemli görevinin yanında adeta bir hediyesidir. Bal yapmak için çiçekten çiçeğe dolaşmaları bitkilerin polenlerinin dağılmasındaki en etkili ve önemli yoldur. Bir bölgede arı popülasyonunun azalması yada yok olması demek o bölgenin tarımının da yok olma noktasına gelmesi demektir. Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde endişe verici düzeyde azalan arı popülasyonu, tarım bitkilerinden elde edilen verimin de azalmasına yol açmakta, uzun vadede artık milyarlarla ölçülen dünya nüfusuna yetecek gıdanın üretilememesi anlamına gelmektedir.

Nesli tükenen mamuttan, arıların azalan nüfusuna aradaki binlerce yıllık farka rağmen asıl neden aynı. İnsanların doğayı kendilerinin de bir parçası olduğu bir bütün olarak görmeyip, sadece madde elde etmek için bir kaynak olarak davranmaya devam ederlerse bunun sonucunda kendileri de benzer bir son yaşayacaklar.

Tüm bunlardan geçen hafta Nepal’de yaşanan felakete kadar, hepsi aynı zincirin bir halkası ve artık kopan halkaların sonuçlarını en somut haliyle görmekteyiz. Ancak olay sadece burada bitmiyor.

Her sene doğanın kendini yenileme sınırı var, bu sınırın bu senesini biz bir kaç yıldır artık yılın neredeyse ortasında aşıyoruz. Ancak bu aşımın en büyük sorumluları felaketten önce karbon ayak izini önemli bir şekilde azaltmış olan Nepal değil, bugünün küresel ısınmasına sebep olan kapitalizmin son aşamasına ulaşmış mega şirketler ve onlara imkan veren devletler.

Onların neden olduğu bu değişim hiç erimemesi gereken buzulların erimesine, bu kopan parçaların da Nepal’deki felaketleri tetiklenmesine sebep oluyor. Bugün bizden uzak, onlardan daha uzak olduğu için hala uzak bir gelecek gibi göründüğünde ısrar etsekte sadece kendimizi kandırıyoruz. Gelecek artık burada, bugün Nepal’i su altında bıraktı, yarın bizi susuz bırakacak.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.