Yenişehir’in toprağı bereketli. Bunu bizim söylememize artık gerek bile yok. Yıllardır Türkiye’nin dört bir yanına ürün gönderen çiftçimiz söylüyor, ovamız söylüyor, buraya yatırım yapan şirketler söylüyor. Son olarak Migros’un Yenişehir’de meyve-sebze, şarküteri, paketleme ve dağıtım alanında önemli bir merkezi hayata geçirmesi de aslında bize çok açık bir şey söylüyor: Yenişehir’in tarımsal ve lojistik potansiyeli artık yalnızca bizim kendi aramızda anlattığımız bir hikâye değil.
Böylesine büyük bir şirketin yatırım için Yenişehir’i tercih etmesini önemsiyorum. Yıllık 200 bin ton kapasiteden söz edilen bir yatırım; istihdamından üreticiye, lojistikten ticarete kadar ilçeye doğrudan ve dolaylı katkı sağlayacaktır. Üstelik mesele yalnızca tesisin oluşturacağı istihdam da değil. Büyük ölçekli alıcıların üretim bölgesine yaklaşması, ürünün tarladan pazara ulaşmasındaki zinciri kısaltabilir, üretici açısından yeni satış kanalları oluşturabilir ve Yenişehir’i bölgesel bir tarım-ticaret merkezi hâline getirebilir.
Dolayısıyla önce hakkını teslim edelim: Bu yatırım Yenişehir için kıymetlidir.
Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele yatırımın kendisinden biraz daha büyük.
Yenişehir üretiyor. Peki ürettiğimiz değerin ne kadarı Yenişehir’de kalıyor?
Tarım ekonomisinin yıllardır yaşadığı temel meselelerden biri tam da burada. Çiftçi ekiyor, biçiyor, suluyor, gübreliyor, ilaçlıyor; mazotun, işçiliğin ve finansmanın maliyetini üstleniyor. Ürünün bütün üretim riskini taşıyor. Fakat tarladan çıkan ürün tüketicinin sofrasına ulaşıncaya kadar fiyat birkaç kez değişirken oluşan katma değerin önemli bölümü üretim bölgesinin dışında kalıyor.
O zaman Yenişehir olarak artık ikinci aşamayı konuşmamız gerekiyor.
Sadece üretmek yetmez. İşlemek gerekiyor. Paketlemek gerekiyor. Depolamak gerekiyor. Markalaştırmak gerekiyor. Ve en önemlisi satmayı öğrenmek gerekiyor.
Yenişehir’in önümüzdeki dönemdeki ekonomik hedefi daha fazla domates, daha fazla biber veya daha fazla süt üretmekten ibaret olamaz. Elbette üretimi artıracağız. Ancak aynı zamanda bir kilogram üründen elde ettiğimiz ekonomik değeri de artırmak zorundayız.
Bir domatesi tarladan kasayla göndermek başka bir ekonomik modeldir; onu seçmek, sınıflandırmak, paketlemek, markalamak ve doğrudan tüketiciye ulaştırmak başka bir ekonomik modeldir. Meyveyi dalından toplayıp kamyona yüklemek başka, onu işleyip nihai ürüne dönüştürerek Türkiye’ye ve dünyaya satmak bambaşka bir ekonomik modeldir.
Yenişehir’in artık ikinci modeli konuşması gerekiyor.
Üstelik bunun için elimizde çok önemli avantajlar var. Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden Bursa’nın hemen yanındayız. İnegöl gibi güçlü bir üretim merkezine komşuyuz. Bilecik ve Eskişehir güzergâhına açılıyoruz. İstanbul’a ulaşabilecek bir coğrafyadayız. Havalimanımız var. Tarımsal üretim kültürümüz var. Organize sanayi bölgemiz var. Meslek yüksekokulumuz var. Ticaret ve Sanayi Odamız, Ticaret Borsamız, Ziraat Odamız ve üretici örgütlerimiz var.
Aslında parçalar elimizde.
Mesele bu parçaları aynı ekonomik vizyon içerisinde bir araya getirebilmek.
Ben Yenişehir’in geleceğinde tarımla sanayinin birbirinin rakibi olduğu bir model görmüyorum. Tam tersine tarımı sanayiyle, teknolojiyi çiftçiyle, üniversiteyi üreticiyle ve lojistiği ticaretle buluşturan bir Yenişehir hayal ediyorum.
Tarım teknolojileri burada gelişebilir. Soğuk hava depoları kurulabilir. Gıda işleme tesisleri çoğalabilir. Kooperatifler yalnızca üretimi organize eden yapılar olmaktan çıkıp kendi markalarını oluşturabilir. Sözleşmeli üretim doğru modellerle yaygınlaştırılabilir. Üniversite, tarladaki verimlilikten gıda teknolojilerine kadar doğrudan üretimin içerisinde olabilir. Havalimanının kargo kapasitesi bir gün Yenişehir ürünlerinin yüksek katma değerli pazarlara ulaşmasının araçlarından biri hâline getirilebilir.
Büyük şirketlerin Yenişehir’e gelmesinden çekinmemeliyiz. Aksine gelsinler. Migros gelsin, başka ulusal ve uluslararası şirketler de gelsin. Rekabet, yatırım, istihdam ve ticaret büyüsün.
Fakat biz de hazırlıklı olalım.
Büyük şirket Yenişehir’in ürününü alırken Yenişehirli üretici güçlensin. Tesis kurulurken yan sanayisi ve hizmet sektörü burada gelişsin. Lojistik büyürken Yenişehirli girişimci o zincirin içerisinde yer alsın. Ürünümüz başka şehirlerin markası altında değer kazanırken bir taraftan da kendi markalarımız doğsun.
Çünkü kalkınma yalnızca ilçeye kaç milyon liralık yatırım geldiğiyle ölçülmez. O yatırımın bulunduğu şehirde nasıl bir ekonomik ekosistem oluşturduğu da en az yatırım miktarı kadar önemlidir.
Migros’un yatırımı bu nedenle benim için yalnızca yeni bir tesis haberi değil. Yenişehir’in önüne konulmuş önemli bir işarettir.
Birileri bu ovanın üretim gücünü, coğrafi konumunu ve lojistik potansiyelini görmüş ve yatırım yapmış.
Şimdi aynı potansiyeli bizim daha büyük görmemiz gerekiyor.
Yenişehir zaten üretiyor.
Bundan sonraki hedefimiz daha çok üretmenin yanında, ürettiğimiz ürüne daha fazla değer katmak ve o değerin daha büyük bölümünü Yenişehir’de bırakmak olmalı.
Çünkü zengin topraklara sahip olmak büyük bir avantajdır.
Ama asıl zenginlik, o topraktan çıkan değeri yine o topraklarda büyütebilmektir
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUSTAFA EFE
Yenişehir Üretiyor, Peki Katma Değeri Kim Alıyor?
Yenişehir’in toprağı bereketli. Bunu bizim söylememize artık gerek bile yok. Yıllardır Türkiye’nin dört bir yanına ürün gönderen çiftçimiz söylüyor, ovamız söylüyor, buraya yatırım yapan şirketler söylüyor. Son olarak Migros’un Yenişehir’de meyve-sebze, şarküteri, paketleme ve dağıtım alanında önemli bir merkezi hayata geçirmesi de aslında bize çok açık bir şey söylüyor: Yenişehir’in tarımsal ve lojistik potansiyeli artık yalnızca bizim kendi aramızda anlattığımız bir hikâye değil.
Böylesine büyük bir şirketin yatırım için Yenişehir’i tercih etmesini önemsiyorum. Yıllık 200 bin ton kapasiteden söz edilen bir yatırım; istihdamından üreticiye, lojistikten ticarete kadar ilçeye doğrudan ve dolaylı katkı sağlayacaktır. Üstelik mesele yalnızca tesisin oluşturacağı istihdam da değil. Büyük ölçekli alıcıların üretim bölgesine yaklaşması, ürünün tarladan pazara ulaşmasındaki zinciri kısaltabilir, üretici açısından yeni satış kanalları oluşturabilir ve Yenişehir’i bölgesel bir tarım-ticaret merkezi hâline getirebilir.
Dolayısıyla önce hakkını teslim edelim: Bu yatırım Yenişehir için kıymetlidir.
Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim mesele yatırımın kendisinden biraz daha büyük.
Yenişehir üretiyor. Peki ürettiğimiz değerin ne kadarı Yenişehir’de kalıyor?
Tarım ekonomisinin yıllardır yaşadığı temel meselelerden biri tam da burada. Çiftçi ekiyor, biçiyor, suluyor, gübreliyor, ilaçlıyor; mazotun, işçiliğin ve finansmanın maliyetini üstleniyor. Ürünün bütün üretim riskini taşıyor. Fakat tarladan çıkan ürün tüketicinin sofrasına ulaşıncaya kadar fiyat birkaç kez değişirken oluşan katma değerin önemli bölümü üretim bölgesinin dışında kalıyor.
O zaman Yenişehir olarak artık ikinci aşamayı konuşmamız gerekiyor.
Sadece üretmek yetmez. İşlemek gerekiyor. Paketlemek gerekiyor. Depolamak gerekiyor. Markalaştırmak gerekiyor. Ve en önemlisi satmayı öğrenmek gerekiyor.
Yenişehir’in önümüzdeki dönemdeki ekonomik hedefi daha fazla domates, daha fazla biber veya daha fazla süt üretmekten ibaret olamaz. Elbette üretimi artıracağız. Ancak aynı zamanda bir kilogram üründen elde ettiğimiz ekonomik değeri de artırmak zorundayız.
Bir domatesi tarladan kasayla göndermek başka bir ekonomik modeldir; onu seçmek, sınıflandırmak, paketlemek, markalamak ve doğrudan tüketiciye ulaştırmak başka bir ekonomik modeldir. Meyveyi dalından toplayıp kamyona yüklemek başka, onu işleyip nihai ürüne dönüştürerek Türkiye’ye ve dünyaya satmak bambaşka bir ekonomik modeldir.
Yenişehir’in artık ikinci modeli konuşması gerekiyor.
Üstelik bunun için elimizde çok önemli avantajlar var. Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden Bursa’nın hemen yanındayız. İnegöl gibi güçlü bir üretim merkezine komşuyuz. Bilecik ve Eskişehir güzergâhına açılıyoruz. İstanbul’a ulaşabilecek bir coğrafyadayız. Havalimanımız var. Tarımsal üretim kültürümüz var. Organize sanayi bölgemiz var. Meslek yüksekokulumuz var. Ticaret ve Sanayi Odamız, Ticaret Borsamız, Ziraat Odamız ve üretici örgütlerimiz var.
Aslında parçalar elimizde.
Mesele bu parçaları aynı ekonomik vizyon içerisinde bir araya getirebilmek.
Ben Yenişehir’in geleceğinde tarımla sanayinin birbirinin rakibi olduğu bir model görmüyorum. Tam tersine tarımı sanayiyle, teknolojiyi çiftçiyle, üniversiteyi üreticiyle ve lojistiği ticaretle buluşturan bir Yenişehir hayal ediyorum.
Tarım teknolojileri burada gelişebilir. Soğuk hava depoları kurulabilir. Gıda işleme tesisleri çoğalabilir. Kooperatifler yalnızca üretimi organize eden yapılar olmaktan çıkıp kendi markalarını oluşturabilir. Sözleşmeli üretim doğru modellerle yaygınlaştırılabilir. Üniversite, tarladaki verimlilikten gıda teknolojilerine kadar doğrudan üretimin içerisinde olabilir. Havalimanının kargo kapasitesi bir gün Yenişehir ürünlerinin yüksek katma değerli pazarlara ulaşmasının araçlarından biri hâline getirilebilir.
Büyük şirketlerin Yenişehir’e gelmesinden çekinmemeliyiz. Aksine gelsinler. Migros gelsin, başka ulusal ve uluslararası şirketler de gelsin. Rekabet, yatırım, istihdam ve ticaret büyüsün.
Fakat biz de hazırlıklı olalım.
Büyük şirket Yenişehir’in ürününü alırken Yenişehirli üretici güçlensin. Tesis kurulurken yan sanayisi ve hizmet sektörü burada gelişsin. Lojistik büyürken Yenişehirli girişimci o zincirin içerisinde yer alsın. Ürünümüz başka şehirlerin markası altında değer kazanırken bir taraftan da kendi markalarımız doğsun.
Çünkü kalkınma yalnızca ilçeye kaç milyon liralık yatırım geldiğiyle ölçülmez. O yatırımın bulunduğu şehirde nasıl bir ekonomik ekosistem oluşturduğu da en az yatırım miktarı kadar önemlidir.
Migros’un yatırımı bu nedenle benim için yalnızca yeni bir tesis haberi değil. Yenişehir’in önüne konulmuş önemli bir işarettir.
Birileri bu ovanın üretim gücünü, coğrafi konumunu ve lojistik potansiyelini görmüş ve yatırım yapmış.
Şimdi aynı potansiyeli bizim daha büyük görmemiz gerekiyor.
Yenişehir zaten üretiyor.
Bundan sonraki hedefimiz daha çok üretmenin yanında, ürettiğimiz ürüne daha fazla değer katmak ve o değerin daha büyük bölümünü Yenişehir’de bırakmak olmalı.
Çünkü zengin topraklara sahip olmak büyük bir avantajdır.
Ama asıl zenginlik, o topraktan çıkan değeri yine o topraklarda büyütebilmektir