SON DAKİKA
Hava Durumu

Matbaa

Yazının Giriş Tarihi: 30.07.2026 21:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.07.2026 21:55

Dünyanın her yerinde insanların kurdukları medeniyetlerin en önemli yapı taşı her zaman bilgi olmuştur. Hayatın hem bilimsel ve tarihsel, hemde insan ve kültür tarafının yazıya dökülmesi ve kaydedilmesi ile bu bilgiler saklanmak ve depolanmak istenmiş, kitaplar, ve oluşturdukları kütüphaneler bu ihtiyacın bir sonucu olarak birer yazıt deposu olarak ortaya çıkmıştır.

Tarihte yazının ilk yazıldığı malzeme olarak kil tabletler öne çıkmaktadır. Bu kil tabletlere çiviye benzeyen harfler yani çivi yazısı bir çubuk kullanılarak baskı yöntemi ile yazılmış, bu tabletlerde iş, devlet, bilimsel yada kültürel pek çok konuda metinler yazılmıştır. Bugün dünyanın kurulan ilk medeniyetlerine dair bildiğimiz çoğu şey bu metinlere dayanmakta.

Kil tabletler sonrasında yerini papirüs ve parşömen gibi malzemelere bırakmış, ilk kağıt ile rulolar ve ileride parşömenin yaygınlaşması ile ilk kitaplar ortaya çıkmıştır. Kütüphaneler de benzer şekilde bu yeni kitap şekline adapte olmuş, antik çağlardan günümüze kitaplar ve kütüphaneler hayata dair her alandan bilginin muhafaza edildiği, ve bu bilgilerin yeni jenerasyonlara aktarılmasının sağlandığı bilginin fiziksel mekanları haline gelmişlerdir.

Günümüzde kil tabletler yerini elektronik tabletlere bırakmış durumda ve her gün daha fazla gelişen teknolojilerle binlerce yıl öncesindeki bir kütüphanenin barındırabileceğinden daha çok eser ve bilgiyi muhafaza etme ve aynı zamanda paylaşma ve yayma imkanı mevcut. Artık dijital kütüphanelerin bile var olmasının mümkün olması ile, artık ‘bilgi çağı’ndayız.

Ancak ne yazık ki, her geçen gün toplum ve kültürel dinamiklerde yaşanan endişe verici değişimler, bilgi çağının akıbetine dair umut verici değiller.

Şu an yaşadığımız teknolojik gelişmelerde gündemi en çok meşgul eden konu yapay zeka olmaya devam ediyor. Çoğu kişi için kısa sürede modern yaşamın bir parçası haline gelmiş, hatta vazgeçilemez bir konumda bulunmakta. Bu nedenle de yapay zekayı eleştiren bir karşı argüman çoğunlukla negatif tepkiler almakta, hatta bu tarz düşünceleri olan kişilerin teknoloji ve gelişmeye karşıtlığı savunduklarının bile iddia edildiği tartışmalar baş göstermektedir.

Bu konuda şahsen en favorim olan benzetmelerden biri yapay zekayı matbaa ile aynı görüp, yapay zekaya karşıtlık yada kısıtlanması görüşüne sahip olanların Osmanlı’ya matbaanın gelmesine karşı olan kişilerle aynı görüşe sahip oldukları söylemi. Hayır, kimse bir makineye angaryalarını vermekte sakınca görmez, kimse daha az zaman ve uğraşla daha fazla sonuç almaya da karşı çıkmaz, ancak burada neyin ‘angarya’ olarak sınıflandırıldığı da oldukça önemli.

Çünkü yapay zeka, en azından şu anki haliyle, sadece bir angarya azaltıcısı değil. İlk olarak henüz hala öğrenme aşamasında. Bu öğrenme aşaması da ilk olarak hali hazırda dijital ortamda ve halka açık yada telifsiz ne kadar bilgi varsa, bu bilgilerin yapay zeka algoritmasına yükletilmesi demek. Bugün özellikle akademik ve yaratıcı yazarlık bağlamında kendini tekrar eden bazı deyimler, konular, hatta noktalama işaretlerinin ‘yapay zeka işareti’ olmasının nedeni bunların bir makine icadı olduğu değil, halihazırda var olan sayısız insan eserinin zaten bir makineye yedirilip, tekrar tekrar analiz edilmesinden ortaya çıkan bir desen olmasıdır.

Aynı şey resim, müzik ve daha pek çok kullanılan sanat eseri için de geçerli. Dahası, bu ‘yedirme’ olayının etik sorunlarının telif haklarından çok daha öteye geçmesine dair perde arkası bilgilerde gün yüzüne çıkmaya başladı.

Geçmişten kalan pek çok kitap, içinde bulundurduğu bilgi güncel ve doğru değilse bile bulunduğu dönemin bir malzemesi olarak tarihi bir değere sahiptir. Bu nedenle bu kitapların dijitalde bir kopyasının bulunması hem içindeki bilginin hemde eserin korunması için önemlidir.

Geçtiğimiz günlerde ise, bir yapay zeka şirketinin programın beslenmesi ve ‘en geniş dijital kütüphane’nin kurulması için bu tarzdan eski -bazıları günümüze ulaşmış tek örneği olan kitapların dijital kopyalarını çıkardıkları haberi ortaya çıktı. Problem ise bu bilginin bir dava raporunda, aktarılan fiziksel kitapların ‘aktarıldıktan’ sonra yok edildiklerinin tespit edilmesi.

Hangi şirket olursa olsun yapay zeka programlarının telif haklarını umursamadıkları bilinmekte, ancak burada uyacakları tutmuş ve küçük bir hile ile, kitapların kopyalandıkları değil, aktarıldıkları argümanını savunabilmek için kitapların asıl fiziksel versiyonları yok edilmiş. Bunlara eşi olmayan son fiziksel kopyalar da dahil.

Burada bin yıllık ‘bilgi güçtür’ deyiminin hala geçerli olduğu oldukça belli. Fiziksel, değiştirilmesi dijitale göre oldukça zor olan bir asli kopyası olmayan her şey değiştirilebilir, yada saklanıp yok olabilir. Yada belki de üşengeç birinin alışveriş listesini hazırlanmasında daha sevecen bir arayüz için yardım olarakta kullanılabilir.

Düşünmek, okumak, yapmak, bunlar angarya mı? Neden bu soruları sormak, bu teknolojilerin nasıl oluşturduğunu eleştirmek ve bariz şekilde ileride başka şeyler için kullanılacağını düşünmek matbaaya karşı çıkmak oluyor? Neden binlerce yıl önce kağıt yokken bile kendini ifade etme isteğini barındıran insan, bugün bu beceriyi kaybetmek için bu kadar hevesli?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.