Bugün yaşadığımız hayatın yarına aynı kalmadığını artık hepimiz fark etmiş durumdayız. Sadece birkaç sene önce yaşadığımız hayat yediğimiz yiyecekten giydiğimiz kıyafete, eğlencemizden kişisel ilişkilerimize, hayatımız aynı değil ve hatta sürekli bir bozulma eğiliminde.
Aldığımız kıyafetlerin çoğu artık mağaza farketmeksizin kalitesiz, etiketinde doğal bir kumaş olduğu yazsa bile elinizdeki ürünün gerçekten söylendiği şekilde üretilmediğini hissedebiliyorsunuz. Yediğimiz, aldığımız yiyecekler her gün fiyatları artmasına rağmen daha kalitesiz hale geliyor.
Sürekli elimizde olan telefon ve bilgisayarların sadece 5-6 sene önceki fonksiyonları ve sağlamlıkları ile bugün üretilenler arasında bile dağlar kadar fark var. Bir bilgisayarın sahip olduğu girişleri bile azaldı, eski cihaz ve farklı girişlerle uyumsuz hale bilerek getirilip, problemlemler tasarlanıp, adaptörler satarak buna ‘çözüm getirildi’. Hatta tasarımlara kadar, sadece yeni bir cihaz aldığınızda artık kutunun içinden bir şarj aletinin bile çıkmamasının satıcı açgözlülüğünden başka bir açıklaması olabilir mi?
Eşyalar aslında hayatımızda sadece fonksiyonelliklerinden ötede bir yer tutuyorlar. Sadece tasarım ve görünüşleri ile yaşadığımız alanın bizde o an uyandırdığı duygu bir bizi etkiliyorken, bir eşyanın hayatımızda ne kadar süre kaldığı ve onunla ne kadar ‘güvende’ hissettiğimizin de bir önemi var.
Seri üretim hayatımıza sanayi devriminde ilk kez üretimin makineler yardımı ile yapılması yoluyla girdi. Zanaatkarlık her ne kadar bugüne kadar farklı şekillerle devam etmiş olsa da, insanlık tarihinin büyük bir kısmında kullandığımız, tükettiğimiz her şey insan elinden doğrudan geçmekteydi. Bu zaman ve emekten gelen maddi değer, çoğu zaman elimizde tuttuğumuz şeye duyduğumuz manevi değeri de arttırmaktaydı.
Zor elde edilen bir şey elbette kolay edilenden çok daha değerlidir. Daha uzun süre sahip olmak istenilir ve daha dikkatli kullanılır. Bu düşünce bir eşyanın gerçekten uzun süre kullanılması için tasarlanıp üretilmesi ile birleştiğinde de nesiller boyunca kullanılabilir eşyalar ortaya çıkıyor. Malzemesine göre de asıl işlevini yitirdiğinde de bir başka şey için kullanılarak, gerçekten bir atık haline gelmesi oldukça uzun bir zaman alıyor.
Bu yavaşlığın aslında insanın psikolojisi üzerinde de olumlu bir etkisi var. Artık neredeyse geçmişe ait bir şey haline gelmiş olsa da, köylerdeki evlerin, büyük anne ve babaların evlerindeki eski ama sağlam mobilyaların, eşyaların hep aynı kalmasının insanda uyandırdığı belli bir tanıdıklık hissi var. Eski ama sağlam yazılmış bir aletin yıllar geçmesine rağmen hala doğru bakımla işler halde olmasının bir güvenirliği var.
Bugün elektronik aletlerde, kıyafetlerde hatta yediğimiz yiyecekler de bile planlı eskitmeye tâbi. Kullandığımız aletler her geçen gün biraz daha kişisel tamire kapalı, en iyi kullanımla 5 sene dayanacak şekilde tasarlanıyor. Tasarımlar kullanıcı ve tamir dostu değil, yenileme dostu.
En basitinden artık bir ihtiyaç haline gelen cep telefonlarını ele alalım, eskiden bir kutuyu açtığınızda marka ve modeline göre pek çok aksesuarı ile gelir, kulaklık ve şarj aletinin içinde olmaması akla sığmaz bir şeydi. Şimdi kutularda telefon hariç bir şey gelmiyor. Ona uyumlu şarj aletini, kablosuz -bu nedenle onunla şarj etmeniz gereken bir kulaklığı ayrıca almanız gerekiyor. Telefonunuzun bataryası eskidiğinde ise eskisi gibi kapağını açıp değiştirememenizin üstüne, yeni bir batarya ile yeni bir telefon arasındaki az fiyat farkı, sizi telefonunuzu yenilemeye itiyor, elinizde bir çöp haline gelmiş bir metal parçası kalıyor.
Giydiğimiz kıyafetler parçalanması için üretiliyor. Yediğimiz paketli gıdalar bizi doyurmak için değil, daha çok yememizi teşvik için formüle ediliyor. Sadece yiyen ama asla doymayan bu durum, sadece bizim kendi nefsimizi kontrol edemeyişimiz değil. Yaşamımızdaki çoğu şey bizi doğrudan hem bedensel hemde ruhsal şekilde bu doyumsuzluk hissini empoze etmek için tasarlanıyor.
Bu durumun sistematik boyutunu fark edemeyip, tamamen kendimizi suçlamamız sadece bu duruma yol açanların yaptıklarının cezasını çekmeden buna devam edebilmelerine yarıyor. Elbette bu tüketim çılgınlığına karşı kendimizi tutmayıp teslim olmamız anlamına gelmiyor, ancak tam olarak ne kadar büyük bir düzenin bu duruma yol açıp yönelendirdiğinin de farkında olmalı, dur emirinin aslında nereye yönlendirilmesi gerektiğinin farkına varmamız gerekiyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Eriyen Hayat
Bugün yaşadığımız hayatın yarına aynı kalmadığını artık hepimiz fark etmiş durumdayız. Sadece birkaç sene önce yaşadığımız hayat yediğimiz yiyecekten giydiğimiz kıyafete, eğlencemizden kişisel ilişkilerimize, hayatımız aynı değil ve hatta sürekli bir bozulma eğiliminde.
Aldığımız kıyafetlerin çoğu artık mağaza farketmeksizin kalitesiz, etiketinde doğal bir kumaş olduğu yazsa bile elinizdeki ürünün gerçekten söylendiği şekilde üretilmediğini hissedebiliyorsunuz. Yediğimiz, aldığımız yiyecekler her gün fiyatları artmasına rağmen daha kalitesiz hale geliyor.
Sürekli elimizde olan telefon ve bilgisayarların sadece 5-6 sene önceki fonksiyonları ve sağlamlıkları ile bugün üretilenler arasında bile dağlar kadar fark var. Bir bilgisayarın sahip olduğu girişleri bile azaldı, eski cihaz ve farklı girişlerle uyumsuz hale bilerek getirilip, problemlemler tasarlanıp, adaptörler satarak buna ‘çözüm getirildi’. Hatta tasarımlara kadar, sadece yeni bir cihaz aldığınızda artık kutunun içinden bir şarj aletinin bile çıkmamasının satıcı açgözlülüğünden başka bir açıklaması olabilir mi?
Eşyalar aslında hayatımızda sadece fonksiyonelliklerinden ötede bir yer tutuyorlar. Sadece tasarım ve görünüşleri ile yaşadığımız alanın bizde o an uyandırdığı duygu bir bizi etkiliyorken, bir eşyanın hayatımızda ne kadar süre kaldığı ve onunla ne kadar ‘güvende’ hissettiğimizin de bir önemi var.
Seri üretim hayatımıza sanayi devriminde ilk kez üretimin makineler yardımı ile yapılması yoluyla girdi. Zanaatkarlık her ne kadar bugüne kadar farklı şekillerle devam etmiş olsa da, insanlık tarihinin büyük bir kısmında kullandığımız, tükettiğimiz her şey insan elinden doğrudan geçmekteydi. Bu zaman ve emekten gelen maddi değer, çoğu zaman elimizde tuttuğumuz şeye duyduğumuz manevi değeri de arttırmaktaydı.
Zor elde edilen bir şey elbette kolay edilenden çok daha değerlidir. Daha uzun süre sahip olmak istenilir ve daha dikkatli kullanılır. Bu düşünce bir eşyanın gerçekten uzun süre kullanılması için tasarlanıp üretilmesi ile birleştiğinde de nesiller boyunca kullanılabilir eşyalar ortaya çıkıyor. Malzemesine göre de asıl işlevini yitirdiğinde de bir başka şey için kullanılarak, gerçekten bir atık haline gelmesi oldukça uzun bir zaman alıyor.
Bu yavaşlığın aslında insanın psikolojisi üzerinde de olumlu bir etkisi var. Artık neredeyse geçmişe ait bir şey haline gelmiş olsa da, köylerdeki evlerin, büyük anne ve babaların evlerindeki eski ama sağlam mobilyaların, eşyaların hep aynı kalmasının insanda uyandırdığı belli bir tanıdıklık hissi var. Eski ama sağlam yazılmış bir aletin yıllar geçmesine rağmen hala doğru bakımla işler halde olmasının bir güvenirliği var.
Bugün elektronik aletlerde, kıyafetlerde hatta yediğimiz yiyecekler de bile planlı eskitmeye tâbi. Kullandığımız aletler her geçen gün biraz daha kişisel tamire kapalı, en iyi kullanımla 5 sene dayanacak şekilde tasarlanıyor. Tasarımlar kullanıcı ve tamir dostu değil, yenileme dostu.
En basitinden artık bir ihtiyaç haline gelen cep telefonlarını ele alalım, eskiden bir kutuyu açtığınızda marka ve modeline göre pek çok aksesuarı ile gelir, kulaklık ve şarj aletinin içinde olmaması akla sığmaz bir şeydi. Şimdi kutularda telefon hariç bir şey gelmiyor. Ona uyumlu şarj aletini, kablosuz -bu nedenle onunla şarj etmeniz gereken bir kulaklığı ayrıca almanız gerekiyor. Telefonunuzun bataryası eskidiğinde ise eskisi gibi kapağını açıp değiştirememenizin üstüne, yeni bir batarya ile yeni bir telefon arasındaki az fiyat farkı, sizi telefonunuzu yenilemeye itiyor, elinizde bir çöp haline gelmiş bir metal parçası kalıyor.
Giydiğimiz kıyafetler parçalanması için üretiliyor. Yediğimiz paketli gıdalar bizi doyurmak için değil, daha çok yememizi teşvik için formüle ediliyor. Sadece yiyen ama asla doymayan bu durum, sadece bizim kendi nefsimizi kontrol edemeyişimiz değil. Yaşamımızdaki çoğu şey bizi doğrudan hem bedensel hemde ruhsal şekilde bu doyumsuzluk hissini empoze etmek için tasarlanıyor.
Bu durumun sistematik boyutunu fark edemeyip, tamamen kendimizi suçlamamız sadece bu duruma yol açanların yaptıklarının cezasını çekmeden buna devam edebilmelerine yarıyor. Elbette bu tüketim çılgınlığına karşı kendimizi tutmayıp teslim olmamız anlamına gelmiyor, ancak tam olarak ne kadar büyük bir düzenin bu duruma yol açıp yönelendirdiğinin de farkında olmalı, dur emirinin aslında nereye yönlendirilmesi gerektiğinin farkına varmamız gerekiyor.
#EriyenHayat #EdaSarı #YenişehirYörem #KöşeYazısı #TüketimToplumu #PlanlıEskitme #TüketimÇılgınlığı #Sürdürülebilirlik #Teknoloji #HızlıTüketim #İsraf #ÜrünKalitesi #ModernHayat #ToplumsalEleştiri #Yenişehir #Bursa