SON DAKİKA
Hava Durumu

Çeviri

Yazının Giriş Tarihi: 29.09.2026 23:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 23:14

Konuştuğumuz dil yaşadığımız hayatı nasıl yaşadığımıza, bakış açımıza ve hatta düşünce alışkanlıklarımıza kadar pek çok şeyi etkiler ve benzer şekilde etkilenir. Konuşulan dilin herhangi bir obje ya da düşünceyi nasıl tanımladığı, o dili konuşan kişinin düşüncelerini de benzer şekilde etkilemektedir.

Bir dilin zaman ve mekânı nasıl ifade ettiği, cümle içinde özne ya da eylemin daha fazla vurgulandığı, objelerin isimlendirilirken daha soyut yada somut kelime köklerinden gelmesi gibi farklılıklar, o dilleri konuşan insanların da genel bir düşünce yatkınlığında birbirlerinden farklı oldukları anlamına gelmektedir. Bu olaya zamirlerin, artikellerin de dahil olması durumunda, bu farkların ne kadar derine gittiği daha iyi anlaşılabilir.

Örneğin Türkçe ’de çoğu Avrupa dillerinde olan cinsiyet zamirleri yoktur. “Yürüyordu.” Türkçe için tam bir cümledir, burada yürümeyi gerçekleştiren kişinin bir kadın ya da erkek olmasını bırakın, insan olup olmadığını da tek başına bilemiyoruz. Hatta bu bile başlı başına sahip olabileceğimiz düşünce yatkınlığı için bir egzersiz olabilir. (Örneğin, yürüyen kişiyi kim ya da ne olarak, neden o şekilde hayal ettik?)

Burada Türklerin Orta Asya’daki köken kültüründe kadınların hayatın her alanında dönemin diğer kültürlerine kıyasla daha özgür bir yaşam sürmesi ile, Türkçe ‘de cinsiyetçi artikellerin olmaması arasında bir bağlantı kurulabilir. Benzer şekilde, İspanyolca ve Almanca ’da köprü kelimesine gelen artikellerin cinsiyetinin farklı olmasından hareketle yapılan bir araştırmada, kişilerin köprüler için sıfatlar söylemesi istenmiştir. Feminen artikele sahip Almanca konuşanlar ‘zarif, güzel’ gibi daha feminen varsayılan sıfatlar, maskülen artikelle söylenen İspanyolca konuşanlar ise ‘güçlü, sağlam’ gibi daha maskülen sıfatlar kullanmışlardır. Sorulan pek çok kelimede benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Tarih boyunca binlerce farklı dilin konuşulduğunu, bazılarının yazıya dökülerek günümüze kadar ulaşırken bazılarının bugün tamamen yok olduğunu düşünürsek, var olabilecek çeşitlilik ve farklara dair sadece bir fikrimiz olabilir. Ancak dilin en önemli iki işlevinden biri yaşadığımız çevreyi isimlendirip, tanımlayabilmek, diğeri ise bu tanımları ve düşüncelerimizi diğer kişilere aktarabilmektir.

Çeviri burada önemli bir beceri, hatta bir sanat olarak öne çıkar. Dünya üzerindeki pek çok dilde konuşan farklı toplumun birbirleriyle iletişiminde kilit bir noktadır. Kişiler arasındaki basit bir ticaretten, ülkelerin arasındaki savaşı bitiren antlaşmalara kadar, yazılı-sözlü çeviri ve bunu yapan çevirmenler tarih boyunca her tipten insan ilişkilerinde çok önemli bir yer tutmuştur.

Çeviri herkesin elinde gerekli kaynaklar olduktan sonra yapabileceği bir şeydir, ancak her ‘çevirici’ çevirmen değildir. Çeviri deyince çoğu kişinin elinde bir sözlükle yapabileceği ‘kelime-kelime’ çeviri çoğu kişinin işini görür, ancak çoğu zaman her dilin kendi içinde bulundurduğu dil akışını, cümle düzen ve vurgusunu görmezden gelerek çevirir.

İnternetteki ilk çeviri motorları çıktığında da bu durum oldukça barizdi. Bugün bu araçlar sadece kameranın tutulması ile bile hızlı bir çeviri yapacak duruma geldiler, ve bazıları gayet iyi işler de çıkarıyorlar. Günlük kullanım için çoğu insanın artık işini görecek durumdalar.

Ancak gerçek çeviri, kelimelerin anlamı kadar o kelimelerin temsil ettiği düşüncenin de çevrilmesidir. Farklı bir dilde yazan, düşünen bir insanın aktarmak istediği anlamın, farklı mekanizmalara sahip bir dil ve düşünce yatkınlığına sahip başka bir kişi tarafından da aynı ya da olabilecek en yakın şekilde anlayabilmesini sağlamaktır.

Burada hiçbir makinenin tam anlamıyla taklit edemeyeceği bir ‘insanlık’ söz konusudur. Kendi düşünce yapısını ve kullandığı dilin ona etkisini anladığı kadar, çevirdiği dili ve konuşanını da aynı seviyede anlayabilmelidir. Düşüncenin yanında duyguyu da analiz edebilmeli, en uygun kelimeyi bulmalı, en iyi şekilde birbirlerine geçirebilmelidir.

Bu beceri ve birikime sahip olmayan bir çeviri sınırlı, kimi zaman vasat bir çeviridir. Gerçek çevirinin metnin aslında var olan duyguyu aktarmakla kalmayıp, o duygunun bir başka dildeki karşılığını bulmak olması, çevirmeni adeta bir eseri sıfırdan başlayarak yazmaya iter. Çevirmenin bu beceriyi elde etmek için kazanması gereken bilimsel birikim kadar, duygusal inceliğini de gerekli kılan çeviri bu yönüyle bir araç olduğu kadar, bir sanattır da.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.