Ali Bilgiç’i kaybettik diyorlar.
Ben hâlâ Yenişehir’in sokaklarında yürürken, bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi hissediyorum.
Biz ona Ali Baba derdik.
Bu bir lakap değildi.
Bu bir aidiyetti.
Yenişehir’de gazetecilik yapan herkes için bir meslek büyüğünden fazlasıydı.
Çünkü o gazeteciliği sadece yazmak olarak görmezdi.
Gazeteciliği şehrin hafızasını tutmak olarak görürdü.
Ve o hafızayı gerçekten tuttu.
Yenişehir’in düğünleri onun matbaasından geçti.
Seçim afişleri onun makinesinde çoğaldı.
Esnafın makbuzu, derneğin davetiyesi, okulun programı, cenaze ilanı…
Yenişehir’in günlük hayatı onun mürekkebine bulaştı.
Matbaa bir makine değildir.
Matbaa, bir şehrin kayıt altına alınmış kalbidir.
Kurşun harflerin tek tek dizildiği günlerden, gece yarılarına kadar süren baskılara…
O makinenin sesi aslında Yenişehir’in sesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, arşiv dediğimiz şey sadece kağıt yığını değildir.
O arşiv; kavga ettiğimiz günlerin, sevindiğimiz akşamların, kazandığımız seçimlerin, kaybettiğimiz dostların belgesidir.
Bir şehir, yazılı hafızası kadar vardır.
Ali Baba, Yenişehir’e hafıza kazandırdı.
Yüzlerce şiir yazdı. Güfteler bıraktı.
Ama aslında en büyük şiiri Yenişehir’di.
Satır satır bastı.
Sayfa sayfa kaydetti.
Biz onun elinde büyüdük.
Gazeteciliği teknik olarak değil, karakter olarak öğrendik.
Gazete kapısının önünde taburelere otururduk.
Çay içerdik.
Anadolu basınını konuşurduk.
Büyük laflar etmezdi ama büyük bir istikamet verirdi.
Şimdi o kapının önünden geçerken içimde bir boşluk hissediyorum.
Çünkü bir matbaanın sesi eksildiğinde, Yenişehir biraz sessizleşir.
Onun gidişiyle sadece bir insanı kaybetmedik.
Bir devri kaybettik.
Bir kültür kutup yıldızını kaybettik.
Ama şunu da biliyorum:
Kutup yıldızı kaybolmaz.
Bulutların arkasına saklanır sadece.
Ali Baba’yı hep saydık.
Hep sevdik.
Ve en güzeli, karşılık bulduk.
Yenişehir’in kaybı derin.
Ama bıraktığı iz daha derin.
Not:
Ali Baba’nın adı Yenişehir’de yaşamalıdır.
Bir sokakta, bir caddede, bir kültür köşesinde…
Ve en büyük hayali olan şehir müzesi…
Bu artık sadece bir fikir değil, Yenişehir’in boynuna borçtur.
Belediyenin, sivil toplumun, iş dünyasının ve bu şehirde söz söyleyen herkesin omzunda bir sorumluluktur.
Çünkü hafızasına sahip çıkmayan şehirler, zamanla kendini kaybeder.
Ruhun şad olsun Ali Baba.
Yenişehir seni unutmaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MUSTAFA EFE
Ali Baba’nın Ardından…
Bazı insanlar ölmez.
Şehrin sokaklarında kalır.
Ali Bilgiç’i kaybettik diyorlar.
Ben hâlâ Yenişehir’in sokaklarında yürürken, bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi hissediyorum.
Biz ona Ali Baba derdik.
Bu bir lakap değildi.
Bu bir aidiyetti.
Yenişehir’de gazetecilik yapan herkes için bir meslek büyüğünden fazlasıydı.
Çünkü o gazeteciliği sadece yazmak olarak görmezdi.
Gazeteciliği şehrin hafızasını tutmak olarak görürdü.
Ve o hafızayı gerçekten tuttu.
Yenişehir’in düğünleri onun matbaasından geçti.
Seçim afişleri onun makinesinde çoğaldı.
Esnafın makbuzu, derneğin davetiyesi, okulun programı, cenaze ilanı…
Yenişehir’in günlük hayatı onun mürekkebine bulaştı.
Matbaa bir makine değildir.
Matbaa, bir şehrin kayıt altına alınmış kalbidir.
Kurşun harflerin tek tek dizildiği günlerden, gece yarılarına kadar süren baskılara…
O makinenin sesi aslında Yenişehir’in sesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, arşiv dediğimiz şey sadece kağıt yığını değildir.
O arşiv; kavga ettiğimiz günlerin, sevindiğimiz akşamların, kazandığımız seçimlerin, kaybettiğimiz dostların belgesidir.
Bir şehir, yazılı hafızası kadar vardır.
Ali Baba, Yenişehir’e hafıza kazandırdı.
Yüzlerce şiir yazdı. Güfteler bıraktı.
Ama aslında en büyük şiiri Yenişehir’di.
Satır satır bastı.
Sayfa sayfa kaydetti.
Biz onun elinde büyüdük.
Gazeteciliği teknik olarak değil, karakter olarak öğrendik.
Gazete kapısının önünde taburelere otururduk.
Çay içerdik.
Anadolu basınını konuşurduk.
Büyük laflar etmezdi ama büyük bir istikamet verirdi.
Şimdi o kapının önünden geçerken içimde bir boşluk hissediyorum.
Çünkü bir matbaanın sesi eksildiğinde, Yenişehir biraz sessizleşir.
Onun gidişiyle sadece bir insanı kaybetmedik.
Bir devri kaybettik.
Bir kültür kutup yıldızını kaybettik.
Ama şunu da biliyorum:
Kutup yıldızı kaybolmaz.
Bulutların arkasına saklanır sadece.
Ali Baba’yı hep saydık.
Hep sevdik.
Ve en güzeli, karşılık bulduk.
Yenişehir’in kaybı derin.
Ama bıraktığı iz daha derin.
Not:
Ali Baba’nın adı Yenişehir’de yaşamalıdır.
Bir sokakta, bir caddede, bir kültür köşesinde…
Ve en büyük hayali olan şehir müzesi…
Bu artık sadece bir fikir değil, Yenişehir’in boynuna borçtur.
Belediyenin, sivil toplumun, iş dünyasının ve bu şehirde söz söyleyen herkesin omzunda bir sorumluluktur.
Çünkü hafızasına sahip çıkmayan şehirler, zamanla kendini kaybeder.
Ruhun şad olsun Ali Baba.
Yenişehir seni unutmaz.