Üzerinde yaşadığımız mavi gezegende, ister tüm doğa, ister insanın ‘yapay’ yaşamı olsun, hayat hayvanlar olmadan düşünülemez. İnsanın tarih öncesindeki döneminde yaptığı en basit av ve avcı ayrıştırmasından, günümüzde çeşitli türlerin insan elinden geçip çeşit çeşit cinslerde şekilden şekle girmesine kadar, hayvanlar vahşi yada evcil insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır.
Hayvanların pek çoğu bu önemleriyle insanların hem günlük yaşamlarında hemde kültürel hafızalarında yer edinmişler, bazılarının sahip olduğu yer diğerlerinden daha özeldir. İnsanın korktuğu çoğu vahşi hayvan cesaretin, gücün sembolü olmuş, evcilleştirdikleri ise vefanın, hizmetin ve çoğunlukla yaşam ve bereketin sembolleri olmuşlardır.
Aslanın gücü kralların ünvanı, köpeğin sadakati insanın en iyi dostu olmuş, insanın kültür hafızasında yer almışlardır. Atlar ise, neredeyse her insan toplum ve kültüründe çeşitli hayvanların içinde en özel konumlardan birine sahiptirler.
Atlar evcilleştirilmeden çok önce bile insanın hayatında ve hayalinde öneme sahipti. Duvar resimlerinde bir av sahnelerinde kendini sıkça göstermektedir. İnsanlar için at o dönemde en besleyici av hayvanlarından biriydi. Ayrıca bu resimlerde tasvir edilen atların renk ve desenlerine bakıldığında, bugünün modern at cinslerinin iki atası olan tarpan ve przewalski atlarına oldukça benzemektedir.
Atların evcilleştirilmesi insanlık tarihi için bir dönüm noktası olmuştur. Özellikle arabalara koşulmaları ile insanların mesafe anlayışları değişmiş dünya bir anlamda ‘küçülmüştür’. Uzun mesafelerin daha kolay kat edilmesi ile göçler ve ticaret gibi hareketlerin yanında, savaş arabaları ve süvariler savaşların nasıl savaşıldığını da değiştirmiştir.
Makineleşmeye kadar, bin yıllar boyunca tarım ve ulaşımda atlar en çok kullanılan hayvanlardan biri olmuşlar, günümüzde bile bazı bölgelerde hala makine ve arabalar yerine eski işlerini sürdürmektedirler. Bu bazı örnekler dışında artık genel olarak sadece spor ve keyif amaçlı kullanılmaktadırlar.
Bir attan ne istediğinizi ona anlayabileceği şekilde anlatırsanız, çoğu size istediğinizi verir. Hatta bazısı acısını bile tolere etmeye çalışabilir. ‘Ağzı yok ki söylesin’ deyiminin en çok geçerli olduğu hayvanlardan biridir atlar. Bu sadakat ve fedakarlıkları ile insanın en değerli yoldaşlarından olmuşlardır.
Bunun yanında atlar güç ve özgürlüğün de en büyük sembollerindendirler. Sahip oldukları hız ve güç, dörtnala koşarken yelelerinin uçuşu ile etkileyici bir görüntüye sahip olarak onları görenlere özgürlüğün bir tablosunu çizerler adeta.
Amerika’nın bozkırlarındaki mustang atları, bu nedenle ‘vahşi batı’ düşüncesinin en önemli simgesidir. Avustralya’da brumby sürüleri, Fransa’da Camargue, Romanya’da Tuna Deltası’nda koşan at sürüleri, insanların bu bölgelere getirdiği atların kaçarak yada serbest bırakılarak artık doğada oluşturduğu başıboş at sürüleridir. Bunlardan farklı olarak przewalski atları ise dünyadaki son vahşi, evcilleşmemiş at sürüleridir.
Ülkemizde ise yılkı atları zamanında gelenekle dönemsel olarak doğaya bırakılan, yada artık doğaya salınan atlardan oluşmuş, kökeni vahşi olmayan ama doğada insandan uzak yaşayan atlardır. Bir Amerikan için mustang atlarının kültürel önemi neyse, bizim gibi atları ilk evcilleştiren millet Türkler için yılkı atlarının önemi de aynıdır.
Ancak bugün gelişen sanayi, çeşitli iklim değişimleri ile kuraklaşan doğal alanlarımız her gün daralmakta. Hem Türklerin atlarla olan geçmişinin, hemde Anadolu’nun bir simgesi haline gelmiş olan yılkı atlarının varlığı tehlike altında. Son yıllarda sayıları iyice azalan sürüler hem doğada yaşamın beraberinde getirdiği yiyecek kıtlığı ve hastalıklarla mücadele ederken, atların çalınması gibi başka insan elinden gelen zararlarla da uğraşıyor.
Bugün ülkemizdeki çeşitli atçılık ve doğal yaşamı koruma kurumları bu sürülerden kalanlarının korunması için çeşitli çalışma ve kampanyalar yürütüyor. Bu kapsamda her birimizin elinden gelen şekilde destek olması ile hem kültürel hemde doğal varlıklarımızın bu özel incilerine sahip çıkabilir, geçmişten beri hayatımızın bir parçası olmuş bu canlılara minnettarlığımızı gösterebiliriz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Yılkı
Üzerinde yaşadığımız mavi gezegende, ister tüm doğa, ister insanın ‘yapay’ yaşamı olsun, hayat hayvanlar olmadan düşünülemez. İnsanın tarih öncesindeki döneminde yaptığı en basit av ve avcı ayrıştırmasından, günümüzde çeşitli türlerin insan elinden geçip çeşit çeşit cinslerde şekilden şekle girmesine kadar, hayvanlar vahşi yada evcil insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır.
Hayvanların pek çoğu bu önemleriyle insanların hem günlük yaşamlarında hemde kültürel hafızalarında yer edinmişler, bazılarının sahip olduğu yer diğerlerinden daha özeldir. İnsanın korktuğu çoğu vahşi hayvan cesaretin, gücün sembolü olmuş, evcilleştirdikleri ise vefanın, hizmetin ve çoğunlukla yaşam ve bereketin sembolleri olmuşlardır.
Aslanın gücü kralların ünvanı, köpeğin sadakati insanın en iyi dostu olmuş, insanın kültür hafızasında yer almışlardır. Atlar ise, neredeyse her insan toplum ve kültüründe çeşitli hayvanların içinde en özel konumlardan birine sahiptirler.
Atlar evcilleştirilmeden çok önce bile insanın hayatında ve hayalinde öneme sahipti. Duvar resimlerinde bir av sahnelerinde kendini sıkça göstermektedir. İnsanlar için at o dönemde en besleyici av hayvanlarından biriydi. Ayrıca bu resimlerde tasvir edilen atların renk ve desenlerine bakıldığında, bugünün modern at cinslerinin iki atası olan tarpan ve przewalski atlarına oldukça benzemektedir.
Atların evcilleştirilmesi insanlık tarihi için bir dönüm noktası olmuştur. Özellikle arabalara koşulmaları ile insanların mesafe anlayışları değişmiş dünya bir anlamda ‘küçülmüştür’. Uzun mesafelerin daha kolay kat edilmesi ile göçler ve ticaret gibi hareketlerin yanında, savaş arabaları ve süvariler savaşların nasıl savaşıldığını da değiştirmiştir.
Makineleşmeye kadar, bin yıllar boyunca tarım ve ulaşımda atlar en çok kullanılan hayvanlardan biri olmuşlar, günümüzde bile bazı bölgelerde hala makine ve arabalar yerine eski işlerini sürdürmektedirler. Bu bazı örnekler dışında artık genel olarak sadece spor ve keyif amaçlı kullanılmaktadırlar.
Bir attan ne istediğinizi ona anlayabileceği şekilde anlatırsanız, çoğu size istediğinizi verir. Hatta bazısı acısını bile tolere etmeye çalışabilir. ‘Ağzı yok ki söylesin’ deyiminin en çok geçerli olduğu hayvanlardan biridir atlar. Bu sadakat ve fedakarlıkları ile insanın en değerli yoldaşlarından olmuşlardır.
Bunun yanında atlar güç ve özgürlüğün de en büyük sembollerindendirler. Sahip oldukları hız ve güç, dörtnala koşarken yelelerinin uçuşu ile etkileyici bir görüntüye sahip olarak onları görenlere özgürlüğün bir tablosunu çizerler adeta.
Amerika’nın bozkırlarındaki mustang atları, bu nedenle ‘vahşi batı’ düşüncesinin en önemli simgesidir. Avustralya’da brumby sürüleri, Fransa’da Camargue, Romanya’da Tuna Deltası’nda koşan at sürüleri, insanların bu bölgelere getirdiği atların kaçarak yada serbest bırakılarak artık doğada oluşturduğu başıboş at sürüleridir. Bunlardan farklı olarak przewalski atları ise dünyadaki son vahşi, evcilleşmemiş at sürüleridir.
Ülkemizde ise yılkı atları zamanında gelenekle dönemsel olarak doğaya bırakılan, yada artık doğaya salınan atlardan oluşmuş, kökeni vahşi olmayan ama doğada insandan uzak yaşayan atlardır. Bir Amerikan için mustang atlarının kültürel önemi neyse, bizim gibi atları ilk evcilleştiren millet Türkler için yılkı atlarının önemi de aynıdır.
Ancak bugün gelişen sanayi, çeşitli iklim değişimleri ile kuraklaşan doğal alanlarımız her gün daralmakta. Hem Türklerin atlarla olan geçmişinin, hemde Anadolu’nun bir simgesi haline gelmiş olan yılkı atlarının varlığı tehlike altında. Son yıllarda sayıları iyice azalan sürüler hem doğada yaşamın beraberinde getirdiği yiyecek kıtlığı ve hastalıklarla mücadele ederken, atların çalınması gibi başka insan elinden gelen zararlarla da uğraşıyor.
Bugün ülkemizdeki çeşitli atçılık ve doğal yaşamı koruma kurumları bu sürülerden kalanlarının korunması için çeşitli çalışma ve kampanyalar yürütüyor. Bu kapsamda her birimizin elinden gelen şekilde destek olması ile hem kültürel hemde doğal varlıklarımızın bu özel incilerine sahip çıkabilir, geçmişten beri hayatımızın bir parçası olmuş bu canlılara minnettarlığımızı gösterebiliriz.