Yaşlılık zormuş.. Aile büyüklerimizden, komşularımızdan hatta tanımadığımız bir yaşlı kişiden sık duyduğumuz bir söz. Hatta daha genç, yaşlı değil, sadece gençliğinin ilk gerilemeye başladığını hisseden çoğu kişinin bile şaşkınlıkla fark ettiği, gelecekte neye dönüşeceğini henüz sadece tahmin ettiği bir tecrübe.
Yaşlanmak, doğal düzenin bir parçası. Bir canlının ne yada kim olursa olsun, bir noktada eşitleyen doğal süreçlerden biri. Bu kaçınılmazlığı ile, her canlının hayatında önemli bir değişim ve aynı zamanda da bir adaptasyon süreci.
Yaşlılık, bir canlının fiziksel ve zihinsel olarak yetişkinliğinin zirvesine vardıktan sonra yavaş ve aşamalar halinde gerilemesi ve sahip olduğu becerilerin yitirilmesi yada bu becerilerin körelmesidir. Hangi yaşın, hangi beceri körelmesinin yaşlılık olduğu çoğu zaman kişiler ve toplumsal görüşlerin çeşitliliği ile farklı şekillerde tanımlanır.
Çoğu zaman yaşlılık, hayatın doğal gelişiminin bir sonraki aşamasından çok, ölüme bir adım daha yaklaşmak olarak algılanıp tanımlanmakta, bu da genel olarak negatif bir imajının olması anlamına gelmektedir. Halbuki kum saatinde akmamış kumların azalmasına odaklanmaktansa, birikmiş kumların taşıdığı anınca anlama odaklanmak daha doğru olandır.
İnsanlık tarihinin önemli bir kısmında yaşlılık istenmeyen bir olaydan çok, kazanılmış bir başarı olarak görülmüştür. Bunda zor hayat şartlarının etkisi oldukça büyüktür; çeşitli hastalık, kıtlık ve doğal tehlike atlatarak yaşlanmayı başaran kişiler imrenilen insanlardı. Ayrıca bu becerilere sahip olmak aynı zamanda yaşanılan toplumdaki diğer kişileri de yönlendirmek, tecrübelerini paylaşmak anlamına geldiğinden, çoğu zaman diğer insanların da yaşlılığa ulaşma olasılığının artması anlamına gelmekteydi.
Doğada yaşlılık genellikle güçten düşme, özellikle hayvanlar aleminde kolay yem olmak demektir. Bir avcı için yaşlı av kolay av demek, yaşlı avcı içinse her başarısız avından sonra daha da güçten düşmek demektir. Ancak bir başka yüzüyle, tıpkı insanlarda olduğu gibi bazı hayvan türlerinde sürünün yaşlı üyesi diğerlerini yönlendiren, onlara tecrübelerini aktaran liderdir.
Hatta bazı türlerde bu tecrübeli karakter biyolojik bir karakter halini almış, yeni jenerasyonun başarısı doğrudan yaşlı üyelerin aktardığı tecrübeye bağlıdır. Pek çok sürü hayvanında bu dinamik işlemekte, ama katil balina ve fil gibi örnekler en öne çıkan türlerdir. Hatta balinalar, insanlardaki gibi menopozu yaşayan nadir türlerdendir. Bunun nedeninin sürülerin genellikle en yaşlı dişi üyenin, çoğunlukla nine üyelerin yaşlılığında enerjisini üremekten çok eğitim ve korumaya odaklanmasının sürünün hayatta kalması için daha avantajlı olduğu düşünülmektedir.
Yaşlı üyelerin toplumsal lider, koruyucu ve öğretmen rolleri tarihte ilk kez sanayileşme sonrasında değişmiştir. Sanayi ekonomisi ile değerli olan beceri eski bilgiyi saklayıp aktarmaktan, yeni bilgiyi icat etme ve değişime adapte olmaya evrilmiştir. Buna sürekli hem bedenen hemde zihinsel ağır bir çalışma temposunun eklenmesi ile, gençlik ve yetişkinliğindeki sağlık ve enerjisini kaybeden bireyler, yavaşça geri plana itilmiş, bir noktada sürekli büyümesi istenen bir ekonomi için ‘yük’ konumuna düşürülmüştür.
Ailesinin yardımına sahip olmayan ve artık kendine yetecek kadar çalışamayan yaşlılar, yavaş yavaş toplumun bakması gereken bir fazlalık olarak adlandırılmıştır. Çoğu zaman, insanlar ‘yaşlı’ olup olduğuna bakma lüksüne bile sahip olmamış, çalışabildiği kadar yaşamış, sonra da ekonomi odaklı bir düzende, toplumun unutulan, terkedilen üyelerinin arasına katılmıştır.
Emeklilik ve yaşlılara yardım düzenlemelerinin devletsel hale gelmesi genel olarak 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Sanayileşme öncesinde bakacak ailesi olmayan yaşlılara yardım çoğunlukla küçük boyutlu topluluklarda herkesin bir araya gelmesi ile sağlanmaktaydı, ve bu sayı genellikle o grubun kendi arasında halledebileceği bir sayıydı. Ancak sanayileşme ile bu sayı artık emeklilik düzenlemeleri ve devlet yardımının gerekli olduğu bir düzeye ulaştı.
Bugün 15 Haziran Dünya Yaşlı İstismarı Farkındalık Günü. Neredeyse her birimizin yaşamında uzaklaşmak için elinden geleni yaptığı, geleceğini düşünmek istemediği ancak geldiği günde inkar edemeyeceği bir gerçek. Yaşadığımız toplumların artık sahip olduğu kültür her ne kadar yaşlılığı görmezden gelmeyi tercih etse de, hepimiz gelecekte ne olacağımızı hatırlamalı, bugün yaşlılığını yaşayan bireyleri, gelecekte kendimizin de onlara katılacağımızın farkında olarak unutmamalıyız. Sıra bize geldiğinde yaşamaktan korkmayacağımız bir düzeni kurmak, bize bu korkuyu yaşatan kültürel ve ekonomik nedenleri değiştirmek bugün bizim elimizde.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Yaşlılık Zor
Yaşlılık zormuş.. Aile büyüklerimizden, komşularımızdan hatta tanımadığımız bir yaşlı kişiden sık duyduğumuz bir söz. Hatta daha genç, yaşlı değil, sadece gençliğinin ilk gerilemeye başladığını hisseden çoğu kişinin bile şaşkınlıkla fark ettiği, gelecekte neye dönüşeceğini henüz sadece tahmin ettiği bir tecrübe.
Yaşlanmak, doğal düzenin bir parçası. Bir canlının ne yada kim olursa olsun, bir noktada eşitleyen doğal süreçlerden biri. Bu kaçınılmazlığı ile, her canlının hayatında önemli bir değişim ve aynı zamanda da bir adaptasyon süreci.
Yaşlılık, bir canlının fiziksel ve zihinsel olarak yetişkinliğinin zirvesine vardıktan sonra yavaş ve aşamalar halinde gerilemesi ve sahip olduğu becerilerin yitirilmesi yada bu becerilerin körelmesidir. Hangi yaşın, hangi beceri körelmesinin yaşlılık olduğu çoğu zaman kişiler ve toplumsal görüşlerin çeşitliliği ile farklı şekillerde tanımlanır.
Çoğu zaman yaşlılık, hayatın doğal gelişiminin bir sonraki aşamasından çok, ölüme bir adım daha yaklaşmak olarak algılanıp tanımlanmakta, bu da genel olarak negatif bir imajının olması anlamına gelmektedir. Halbuki kum saatinde akmamış kumların azalmasına odaklanmaktansa, birikmiş kumların taşıdığı anınca anlama odaklanmak daha doğru olandır.
İnsanlık tarihinin önemli bir kısmında yaşlılık istenmeyen bir olaydan çok, kazanılmış bir başarı olarak görülmüştür. Bunda zor hayat şartlarının etkisi oldukça büyüktür; çeşitli hastalık, kıtlık ve doğal tehlike atlatarak yaşlanmayı başaran kişiler imrenilen insanlardı. Ayrıca bu becerilere sahip olmak aynı zamanda yaşanılan toplumdaki diğer kişileri de yönlendirmek, tecrübelerini paylaşmak anlamına geldiğinden, çoğu zaman diğer insanların da yaşlılığa ulaşma olasılığının artması anlamına gelmekteydi.
Doğada yaşlılık genellikle güçten düşme, özellikle hayvanlar aleminde kolay yem olmak demektir. Bir avcı için yaşlı av kolay av demek, yaşlı avcı içinse her başarısız avından sonra daha da güçten düşmek demektir. Ancak bir başka yüzüyle, tıpkı insanlarda olduğu gibi bazı hayvan türlerinde sürünün yaşlı üyesi diğerlerini yönlendiren, onlara tecrübelerini aktaran liderdir.
Hatta bazı türlerde bu tecrübeli karakter biyolojik bir karakter halini almış, yeni jenerasyonun başarısı doğrudan yaşlı üyelerin aktardığı tecrübeye bağlıdır. Pek çok sürü hayvanında bu dinamik işlemekte, ama katil balina ve fil gibi örnekler en öne çıkan türlerdir. Hatta balinalar, insanlardaki gibi menopozu yaşayan nadir türlerdendir. Bunun nedeninin sürülerin genellikle en yaşlı dişi üyenin, çoğunlukla nine üyelerin yaşlılığında enerjisini üremekten çok eğitim ve korumaya odaklanmasının sürünün hayatta kalması için daha avantajlı olduğu düşünülmektedir.
Yaşlı üyelerin toplumsal lider, koruyucu ve öğretmen rolleri tarihte ilk kez sanayileşme sonrasında değişmiştir. Sanayi ekonomisi ile değerli olan beceri eski bilgiyi saklayıp aktarmaktan, yeni bilgiyi icat etme ve değişime adapte olmaya evrilmiştir. Buna sürekli hem bedenen hemde zihinsel ağır bir çalışma temposunun eklenmesi ile, gençlik ve yetişkinliğindeki sağlık ve enerjisini kaybeden bireyler, yavaşça geri plana itilmiş, bir noktada sürekli büyümesi istenen bir ekonomi için ‘yük’ konumuna düşürülmüştür.
Ailesinin yardımına sahip olmayan ve artık kendine yetecek kadar çalışamayan yaşlılar, yavaş yavaş toplumun bakması gereken bir fazlalık olarak adlandırılmıştır. Çoğu zaman, insanlar ‘yaşlı’ olup olduğuna bakma lüksüne bile sahip olmamış, çalışabildiği kadar yaşamış, sonra da ekonomi odaklı bir düzende, toplumun unutulan, terkedilen üyelerinin arasına katılmıştır.
Emeklilik ve yaşlılara yardım düzenlemelerinin devletsel hale gelmesi genel olarak 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Sanayileşme öncesinde bakacak ailesi olmayan yaşlılara yardım çoğunlukla küçük boyutlu topluluklarda herkesin bir araya gelmesi ile sağlanmaktaydı, ve bu sayı genellikle o grubun kendi arasında halledebileceği bir sayıydı. Ancak sanayileşme ile bu sayı artık emeklilik düzenlemeleri ve devlet yardımının gerekli olduğu bir düzeye ulaştı.
Bugün 15 Haziran Dünya Yaşlı İstismarı Farkındalık Günü. Neredeyse her birimizin yaşamında uzaklaşmak için elinden geleni yaptığı, geleceğini düşünmek istemediği ancak geldiği günde inkar edemeyeceği bir gerçek. Yaşadığımız toplumların artık sahip olduğu kültür her ne kadar yaşlılığı görmezden gelmeyi tercih etse de, hepimiz gelecekte ne olacağımızı hatırlamalı, bugün yaşlılığını yaşayan bireyleri, gelecekte kendimizin de onlara katılacağımızın farkında olarak unutmamalıyız. Sıra bize geldiğinde yaşamaktan korkmayacağımız bir düzeni kurmak, bize bu korkuyu yaşatan kültürel ve ekonomik nedenleri değiştirmek bugün bizim elimizde.