SON DAKİKA
Hava Durumu

Yaşasın! Çocuklar

Yazının Giriş Tarihi: 21.04.2026 17:42
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.04.2026 17:43

Dünya üzerinde tarih boyunca gelip geçmiş neredeyse her toplum kendi içinde belirli bölümlere, hatta kast ve katmanlara ayrılmıştır. Bu ayrımlar tamamen pratik nedenlerden kaynaklı olabildiği, yani meslek, güç ve beceri gibi özellikle küçük boyutlu toplumların düzeninin devamı için önemli görev ayrımları da olabilir, günümüzdeki ekonomik modellerin işlemesi için gerekli işçi sınıfının devamının sağlanması da.

Tüm dünya genelinde doğum oranlarının düşüşü epey bir zamandır politikacıların dilinden düşmeyen bir konu. Ekonomik refahı yüksek ülkelerde nüfus genelinin yaşlanması ve yenidoğanların azalması bir daha önce başladı ancak genel olarak dünyada yaşanan olay ve değişimler bu fenomenin ‘gelişmekte olan’ ülkelerde de görülmesini başlattı.

Sadece ekonomist ve politikacıların neden olduğu tantanaya baksanız, sanırsınız ki insan neslinin devamı tehlikeye girmiş. Utanmasalar pandalara uygulanan programları insanlara uygulayacaklar.

Gerçi onların planları daha çok kadınların binbir zorlukla elde ettiği haklarını ellerinden alıp, yeniden bağımlı hale getirmek yönündeymiş gibi görünüyor. Tüm dünyada kadının bağımsızlığını kısıtlayıp, onu yeniden eve hapsedildiği ‘kutsal aile’ yapısı için dizilerden sosyal medya trollerine, çeşitli propagandalar yükselişte.

Tüm dünya nüfusu, sadece geçen hafta tapılan son sayıma göre tahminen 8,286,985,158 kişi. Evet, dünya üzerinde şu an 8 milyardan fazla insan yaşamakta. Bu sayı geçmiş tarihteki diğer dünya nüfuslarıyla karşılaştırıldığında ağızları açık bırakacak bir sayı. Şöyle ki, 1 milyar eşiği ilk defa 1804 yılında aşılmış, 2 milyara ulaşması 1927 yılında olmuştur. Bu tarihlere kadar tüm dünyanın nüfusu her zaman milyonlarla ifade edilmiştir.

Olayı daha anlaşılır bir zemine oturtmak adına, bugün Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 86 milyon civarındadır. Antik çağın en büyük imparatorluklarından olan, üç kıtaya yayılmış Roma İmparatorluğu’nun nüfusunun en kalabalıkken 50 ila 90 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Antik dünyanın en büyük imparatorluğunun nüfusu sadece bugünün Türkiye’si. Bizim tarihimizdense, Osmanlı İmparatorluğu için 1893 yılına göre yapılan tahminler 20 milyon civarı. Cumhuriyet kurulduğunda ise 14 milyona yakın bir sayı var.

Sadece sayılara bakıldığında, nüfusun yaşlanmasının aslında herhangi bir tehlikesinin olmadığını görebiliriz. Bunun gelişmeyi durduracağını iddia edenler bu tartışmalarda genelde en çok ses çıkaranlar. Sanki antik dönemde, orta çağda hatta çok daha öncesinde, nüfus günümüzün belkide onda biri iken sanat, bilim ve teknolojik gelişme yok muydu? Bugünün sanatını, mimarisini, toplum yapısını şekillendiren sanatsal ve bilimsel gelişmeler bu dönemlerde ortaya çıktı.

Elbette fazla nüfus her türden çeşitliliği getirir, bu iyi bir şeydir. Ancak günümüzdeki müthiş sayıların devamı için sürdürülen propagandanın sadece ekonomik, yani kapitalist düzenin sürdürülebilmesi için yapıldığı çok açık. Sürekli büyümek üzerine kurulu bir ekonomik modeli sürekli artan bir işçi nüfusu desteklemezse o düzen çöker.

Bu milyarların içinde, neredeyse gözle görülemeyecek kadar küçük bir topluluğa aitseniz, yaşadığınız dünya diğer insanların yaşadığından apayrı bir dünyaysa, her yeni doğan bebeği sadece makinedeki bir dişli olarak görmeniz oldukça kolay. Onu doğuran anneyi, o doğan kişinin sahip olabileceği istek ve hayalleri yok saymakta hiçbir problem yok. Bütün bunlar bir grup insanın diğerlerinden daha az insan olduğu, insanca yaşam hakkının elinden alınmasının meşrulaştırıldığı bir dünya demek.

İster bizim nüfusumuz 100 milyonu geçsin, dünya insan dolup taşsın, insanın insan gibi yaşaması mümkün olmadıktan sonra bu sayılar niye? Hayali sayılar birilerinin hayali kasalarında birikecek diye… Her ülkede pastadan kimin payı çoksa, en çok onun sesi çıkıyor bu konuda.

Tüm bunların içinde her toplumda en baskı altındaki toplumsal grup yine çocuklardır. Yetişkinlerin şekillendirdiği bir dünyada söz hakkı olmadan, çoğu zaman kendinden önce verilmiş kararların sonuçlarına katlanan gruptur. Her yetişkin insanın aynı dönemden geçtiği, ama büyüdüğünde bir zamanlar bulunduğu konumun nasıl olduğunu çabuk unuttuğu bir dönem.

Nüfusun ‘yaşlandığı’ yerlerde ise genellikle bu konuda yetişkinlerde bir hafızada iyileşme sözkonusu. Bir çocuğu gelecekte olacağı yetişkin bir insan gibi görebilen kişi, çoğu zaman çocuk sahibi olmaktan kaçınmaya başladı. Çünkü geleceği dünyanın iyiye bir gidişi yoksa, aklı ve vicdanı yerinde olan bir insan bunun için tekrar tekrar düşünür. ‘Sıradan’ bir insan bunun farkında ama, güya bizi yönetmekle yükümlü olan, onlara bizim verdiğimiz makamların sahibi bunun farkında değil mi?

“Nüfusumuz yaşlanıyor!!!” Eee? Siz yeni doğan bir bebeğin sağlıklı doğması için annesine ne kadar destek çıktınız? Doğan bebek ailesiyle hastaneden sağ salim çıktı mı? Doğan çocuk kız ise eğitim hakkını elinde tutabildi mi? Yoksa çocuk yurtlarda zehirlenme seviyesine ulaşamadan, yaratılan sistemin eseri bir canavar mı sahneye çıktı? Tabi sistemin mimarları için hava hoş, onlar apayrı bir dünyanın mensupları.

Dünyada ilk çocuk günü Birleşmiş Milletler 1954’te ilan ederken, biz 1927 yılından beri 23 Nisan’ı çocukların günü olarak kutluyoruz. Her sene çocukların, çocukluğunu yaşayabilmenin önemini anarken, geçen hafta meydana gelen korkunç olayı hasıraltı edermiş gibi, milli yas ilan etmektense bu sene 23 Nisan’ın ‘iptali’ söz konusu. Değiştirme gücüne, makamına sahip kimse de demiyor biz nerden nereye geldik diye. 23 Nisan’ın anlamı sadece balon ve danslara indirgendiyse zaten halimiz harap.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.