Türkler uzun tarihleri boyunca , küçük beyliklerden imparatorluklara bir çok sayıda ve çeşitte devletler kurmuş, bu devletler bazıları dönemlerinde siyasi dinamikleri belirleyen süper güçler haline gelinceye kadar büyümüştür. Geniş bölgelere yayılmış dağınık beylikler yada kıtalara yayılmış imparatorluklar da olsalar, varlıklarını sürdürmüşlerdir.
İnsanlık tarihi boyunca ise sanat en erken dönemlerden beri çeşitli şekillerde ve çeşitli amaçlarla var olmuştur. Bazen sadece bir estetik ve süsleme, bazen bir kayıt yada öğretme amaçlarıyla, bir çok kez de amaç ve teknikleri birbirine karışmış bir şekilde sanat yapılmıştır.
Sanat doğrudan sanatçıyı çoğu zamanda dolaylı yoldan sanatçının içinde bulunduğu ortamı yansıtmaktadır. Sanatçının kendi kişisel isteği için yaptığı sanat eserleri, çoğu zaman o kişinin yaşadığı toplum, ülke ve olayların etkisindedir, yada doğrudan ilişki halindedir. Bu fenomen sadece bir kişiye has olmadığından, o yörenin sanatçılarının hepsinde bu olay farklı seviyelerde de olsa görülür. Bu durum çoğu zaman bir medeniyetin sahip olduğu sanat kültürünü oluşturur.
Bir medeniyetin sahip olduğu sanat kültürü, onun varlığı, genel kültürü ve toplumsal devam ve bütünlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Bir medeniyetin sanatı vatan ve millet bilinciyle ortaya çıkar ve sanat varlığıyla bu bilince geri can suyu sağlar, böylelikle bir nevi bir çember oluşmuş olur. Bu döngünün iç yada dış nedenlerle zarar görmesi o medeniyet ve toplumun devam ve bütünlüğüne de zarar verir.
Çoğu zaman yeni kurulan devlet ve ileriki döneminde oluşturdukları medeniyetler kendilerinden bir önce gelenlerin mirasçıları konumundadırlar. Hem geçmişten gelen gelenekleri sürdürürler hemde onları geliştirir yanlarına yenilerini eklerler.
Osmanlı bu yönden, Türk tarihindeki hem en büyük devletlerden biri olarak etkileyici ve yönlendirici bir konuma ulaşmış, hemde geçmişten gelen diğer Türk ve İslam kültüründen aldığı geleneği sürdürmüş ve kendi stil ve tekniklerini oluşturmuştur.
Osmanlı’yı kuruluşundan itibaren en çok etkileyen, hatta onun mirasçısı konumunda olduğu devlet Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Sanatın yanında bilim, siyaset ve daha pek çok yönden, Anadolu’yu ilk Türkleştiren Selçuklular, döneminin öncü devleti olarak kendinden sonra gelen beylikleri ve bu beylikler içinden yükselecek olan Osmanlı’yı son derece etkilemiştir.
Mimari açıdan Osmanlı mimarisi hem Türk hem İslam sanatında oldukça önemli bir yer tutar. Hayatı her yönden şekillendiren alanların mimarisi Osmanlı’da teknik ve görsel açıdan en iyi dönemlerinden bazılarını yaşamıştır.
Hanlar, hamamlar ve kervansaraylar, ekonominin merkezleri olan yerlerdi. Şehirlerde kuruldukları yerler, genişleme stilleri içlerindeki depo ve dükkan planlarının hepsi en baştan beri dikkatle hesaplanırdı. Medrese ve camiler, halkın hem sosyal hemde eğitim hayatının en büyük mekanlarındandı.
Mimarisinin süslenmesi Osmanlı sanatının önemli bir kısmını oluşturmuştur. Bu dönemde artık Türkler İslamiyet’i tamamen kabul ettiklerinden dolayı, sanatları da inançlarına uyumlu bir şekilde gelişmiştir. Bu nedenle heykelcilik çok fazla yaygın değildir, ancak oymacılık özellikle mimaride oldukça öne çıkar. Bitkisel, geometrik desenler ve hat sanatı oldukça yaygın şekilde işlenmiştir.
Çiniler, bu binaları süsleyen en önemli sanatlardan biridir. Çeşitli geometrik ve doğal desenlerin yanında yine Osmanlı’da en iyi örneklerini vermiş hat sanatı da kendine bu medyumda yer bulmuştur.
Hat sanatı hem mimaride hemde genel olarak resmî yazının bulunduğu her yerde yanında ebru ve minyatür gibi diğer sanatlarında eşlik etmesi ile Osmanlı’daki kayıt ve yazıcılığı oluşturmuştur. Tezhip, ebru, minyatür ve hat sanatı beraber bu dönemin kitapçılığının en iyi örneklerinde rol almışlardır.
Son dönemlerine doğru Osmanlı’da dünyanın farklı bölgelerinde çıkan her türlü sanatsal, kültürel yada siyasi akımlardan etkilenmiştir. Uzun bir süre geleneğini sürdürdükten sonra imparatorluğun ömrünün sonuna doğru yerli ve geleneksel sanatların yanında özellikle batıdan gelen sanat biçimleri de yaygınlaşmaya, kendine kültürümüzde yer açmaya başlamıştır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Türk Sanatı 3
Türkler uzun tarihleri boyunca , küçük beyliklerden imparatorluklara bir çok sayıda ve çeşitte devletler kurmuş, bu devletler bazıları dönemlerinde siyasi dinamikleri belirleyen süper güçler haline gelinceye kadar büyümüştür. Geniş bölgelere yayılmış dağınık beylikler yada kıtalara yayılmış imparatorluklar da olsalar, varlıklarını sürdürmüşlerdir.
İnsanlık tarihi boyunca ise sanat en erken dönemlerden beri çeşitli şekillerde ve çeşitli amaçlarla var olmuştur. Bazen sadece bir estetik ve süsleme, bazen bir kayıt yada öğretme amaçlarıyla, bir çok kez de amaç ve teknikleri birbirine karışmış bir şekilde sanat yapılmıştır.
Sanat doğrudan sanatçıyı çoğu zamanda dolaylı yoldan sanatçının içinde bulunduğu ortamı yansıtmaktadır. Sanatçının kendi kişisel isteği için yaptığı sanat eserleri, çoğu zaman o kişinin yaşadığı toplum, ülke ve olayların etkisindedir, yada doğrudan ilişki halindedir. Bu fenomen sadece bir kişiye has olmadığından, o yörenin sanatçılarının hepsinde bu olay farklı seviyelerde de olsa görülür. Bu durum çoğu zaman bir medeniyetin sahip olduğu sanat kültürünü oluşturur.
Bir medeniyetin sahip olduğu sanat kültürü, onun varlığı, genel kültürü ve toplumsal devam ve bütünlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Bir medeniyetin sanatı vatan ve millet bilinciyle ortaya çıkar ve sanat varlığıyla bu bilince geri can suyu sağlar, böylelikle bir nevi bir çember oluşmuş olur. Bu döngünün iç yada dış nedenlerle zarar görmesi o medeniyet ve toplumun devam ve bütünlüğüne de zarar verir.
Çoğu zaman yeni kurulan devlet ve ileriki döneminde oluşturdukları medeniyetler kendilerinden bir önce gelenlerin mirasçıları konumundadırlar. Hem geçmişten gelen gelenekleri sürdürürler hemde onları geliştirir yanlarına yenilerini eklerler.
Osmanlı bu yönden, Türk tarihindeki hem en büyük devletlerden biri olarak etkileyici ve yönlendirici bir konuma ulaşmış, hemde geçmişten gelen diğer Türk ve İslam kültüründen aldığı geleneği sürdürmüş ve kendi stil ve tekniklerini oluşturmuştur.
Osmanlı’yı kuruluşundan itibaren en çok etkileyen, hatta onun mirasçısı konumunda olduğu devlet Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Sanatın yanında bilim, siyaset ve daha pek çok yönden, Anadolu’yu ilk Türkleştiren Selçuklular, döneminin öncü devleti olarak kendinden sonra gelen beylikleri ve bu beylikler içinden yükselecek olan Osmanlı’yı son derece etkilemiştir.
Mimari açıdan Osmanlı mimarisi hem Türk hem İslam sanatında oldukça önemli bir yer tutar. Hayatı her yönden şekillendiren alanların mimarisi Osmanlı’da teknik ve görsel açıdan en iyi dönemlerinden bazılarını yaşamıştır.
Hanlar, hamamlar ve kervansaraylar, ekonominin merkezleri olan yerlerdi. Şehirlerde kuruldukları yerler, genişleme stilleri içlerindeki depo ve dükkan planlarının hepsi en baştan beri dikkatle hesaplanırdı. Medrese ve camiler, halkın hem sosyal hemde eğitim hayatının en büyük mekanlarındandı.
Mimarisinin süslenmesi Osmanlı sanatının önemli bir kısmını oluşturmuştur. Bu dönemde artık Türkler İslamiyet’i tamamen kabul ettiklerinden dolayı, sanatları da inançlarına uyumlu bir şekilde gelişmiştir. Bu nedenle heykelcilik çok fazla yaygın değildir, ancak oymacılık özellikle mimaride oldukça öne çıkar. Bitkisel, geometrik desenler ve hat sanatı oldukça yaygın şekilde işlenmiştir.
Çiniler, bu binaları süsleyen en önemli sanatlardan biridir. Çeşitli geometrik ve doğal desenlerin yanında yine Osmanlı’da en iyi örneklerini vermiş hat sanatı da kendine bu medyumda yer bulmuştur.
Hat sanatı hem mimaride hemde genel olarak resmî yazının bulunduğu her yerde yanında ebru ve minyatür gibi diğer sanatlarında eşlik etmesi ile Osmanlı’daki kayıt ve yazıcılığı oluşturmuştur. Tezhip, ebru, minyatür ve hat sanatı beraber bu dönemin kitapçılığının en iyi örneklerinde rol almışlardır.
Son dönemlerine doğru Osmanlı’da dünyanın farklı bölgelerinde çıkan her türlü sanatsal, kültürel yada siyasi akımlardan etkilenmiştir. Uzun bir süre geleneğini sürdürdükten sonra imparatorluğun ömrünün sonuna doğru yerli ve geleneksel sanatların yanında özellikle batıdan gelen sanat biçimleri de yaygınlaşmaya, kendine kültürümüzde yer açmaya başlamıştır.