Diğer tüm canlılar gibi insanda doğanın bir parçasıdır. Tek farkımız bizim genel olarak hayvanların sahip olduğu bazı adaptasyonlara sahip olmadığımızdan, doğanın beraberinde getirdiği çoğu zorluk yada tehlikeye daha açıkta olmamızdır. Buna karşılıksa insanın sahip olduğu hayal gücü ve el becerisiyle ürettiği, sahip olduğu teknoloji onun doğada kendini koruma, varolma yolu olarak öne çıkmıştır.
Bu nedenle insanlık tarihine dair en erken bulgular çoğu zaman insanların yapıp kullandıkları alet ve eşyalardır. İlk taş aletler, mağara ve kaya oluşumları gibi doğal sığınma mekanlarının kullanılırken belirli derecelerde insanlar tarafından modifiye edilmesi, henüz yazının yada daha farklı şekillerde kayıt tutulmasının olmadığı dönemlerdeki insan yaşamına dair bize fikir verir. İnsanların o dönemlerdeki yaşam amaçları nispeten daha basit olduğundan, kullanılan eşyalarda bunu yansıtır. Bulgular genel olarak kesici-delici aletler, kaplar, kişisel ihtiyaçlara dair eşyalar ve genel olarak hayatlarını, yaşadıkları doğayı yansıtan duvar resimleri ve bulunan benzeri heykelciklerdir. Hayatta kalmak ve arta kalan zamanda elde edilebildiği derecede bir sanat kültürü.
İlerleyen her dönemse insan yaşamının katmanlarının genişlediği biçimde ilerlemiştir. Tarihin uzunca bir kısmında çoğu insan için hayatta kalmak, özellikle günü kurtarmak öncelik halinde kalmıştır. Günümüzden geçmişe, her bir bireyin sadece temel İhtiyaçlarını karşılaması bile çoğu zaman mümkün olmamış, çeşitli nedenlerle insanların sahip oldukları kaynak ve eşyalar sınırlı, en eski eşya ve alet bişe değerli, yerine yenisinin konması zor şeyler olarak kalmıştır.
Temel, basit ihtiyaçların karşılanması sonrasındaki daha fazlasını tüketme, sahip olma isteği, hatta sadece bunun fikri bile çoğu toplumda sadece üst sınıf bireylerin sahip olabildiği bir imkan olarak kalmıştır. Zaten sınıfların oluşumundaki en büyük temel, her zaman kimin para, toprak, yada doğal kaynak, o dönemin en değerli şeyi neyse ona en çok sahip olanlar, ve bu durumun devamını sağlayacak sistemleri kurup devam ettirilmesini sağlamaları olmuştur.
Tarihte nüfus artmış, bir noktada insanlar için en büyük tehlike doğa değil, diğer insanlar haline gelmiştir. Genel olarak ilk krallıkların, soyluluk ve mülkiyet kavramların da günümüzdeki ilk halleri burada gelişmiştir. İlk çıkışından günümüze, dil, din yada farklı nedenlerle, bir grup insanlar diğer bir grup insanlara hangi kaynağın neden onlara ait olduğunu, ve diğerinin neden sahip olamayacağını anlatmaya, neyi ne şekilde, ne zaman ve ne kadar yapabileceğini ve tüketebileceğine sadece onların karar verebileceğini söylemeye devam ediyor.
Günümüzde ise işler çok daha karışık halde. Sanayi devrimi, tarihte ilk defa neredeyse her türden ürün ve eşyanın o tarihe kadar üretildiğinden çok daha fazla ve çok daha ucuz şekilde üretilmesini sağlamıştır. Bunun bir fikir olarak kulağa kötü bir yanı yok, çünkü mantıken daha fazla eşyanın olması, daha fazla kişinin ihtiyacının karşılanması demek, ancak tarih bunun tam tersi yönünde gelişti. Gerçek bir eşya ve kaynak bolluğu varken, hayali rakamlarda paralar kazanmak için yalandan bir kıtlık tasarlandı ve günümüzde de bu durum aynen devam etmekte.
Yarın her yıl tekrarlanan Sevgililer Günü, yada orijinal ismiyle Valentine’ın Günü, çıkış noktasında tam olarak ortak bir fikir olmayan, ama içerdiği mesaj üzerinde hem fikir olunduğu bir gündür. Aziz Valentine’in hapisteyken bir kızın gözlerini iyileştirmesi yada Roma’nın yasağının arkasından gizli şekilde evlilikler yapması da olsa, esas fikir sevgiyle yapılan bir davranıştır.
Günümüzdeki hali ise şubat ayına giriş yapılır yazılmaz artık sadece ‘romantizm kategorisi’ dışındaki pek çok şey için yapılan indirimler, insanların tam olarak ihtiyacı olmayan ancak bir sevgi gösterisi altında almalarının gerektiği düşüncesi. Çünkü toplum çoğu zaman buna uymamayı tüketimle alakalı değil, hissedilen sevginin sergilenmemesi olarak algılıyor.
(Bunun istisnası olarak normalde herhangi bir tüketim hassasiyeti olmayan bazı kişiler nedense sadece böyle günlerde anti-kapitalist olunca, gerçekten bir tepki veren insanların yaptıklarını da sulandırmış oluyor.)
İnsanların eşyasız, doğayı belirli bir derecede değiştirmeden güvenli yaşamlar yaşaması mümkün değil. İnsanların kendilerine ait alanlara ihtiyaçları var. Ancak bunun ötesindeki tüketilen çoğu şey şu aşamada hayali sayıların üzerimizdeki kontrollerinden başka bir şey değil. Bir noktada ihtiyaçların karşılanmasından sonraki yaşam konforu, konfor tüketimi halini aldı. 21. yüzyılda bedevi hayatının yaşanması gerektiğini savunan yok, ancak tüketim alışkanlıklarımızı şekillendiren şeylerin nereden ortaya çıktığını ve bizi nasıl etkilediğine dair hepimizin biraz daha düşünceli olması gerektiğini düşünüyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Tüketim Aşkı
Diğer tüm canlılar gibi insanda doğanın bir parçasıdır. Tek farkımız bizim genel olarak hayvanların sahip olduğu bazı adaptasyonlara sahip olmadığımızdan, doğanın beraberinde getirdiği çoğu zorluk yada tehlikeye daha açıkta olmamızdır. Buna karşılıksa insanın sahip olduğu hayal gücü ve el becerisiyle ürettiği, sahip olduğu teknoloji onun doğada kendini koruma, varolma yolu olarak öne çıkmıştır.
Bu nedenle insanlık tarihine dair en erken bulgular çoğu zaman insanların yapıp kullandıkları alet ve eşyalardır. İlk taş aletler, mağara ve kaya oluşumları gibi doğal sığınma mekanlarının kullanılırken belirli derecelerde insanlar tarafından modifiye edilmesi, henüz yazının yada daha farklı şekillerde kayıt tutulmasının olmadığı dönemlerdeki insan yaşamına dair bize fikir verir. İnsanların o dönemlerdeki yaşam amaçları nispeten daha basit olduğundan, kullanılan eşyalarda bunu yansıtır. Bulgular genel olarak kesici-delici aletler, kaplar, kişisel ihtiyaçlara dair eşyalar ve genel olarak hayatlarını, yaşadıkları doğayı yansıtan duvar resimleri ve bulunan benzeri heykelciklerdir. Hayatta kalmak ve arta kalan zamanda elde edilebildiği derecede bir sanat kültürü.
İlerleyen her dönemse insan yaşamının katmanlarının genişlediği biçimde ilerlemiştir. Tarihin uzunca bir kısmında çoğu insan için hayatta kalmak, özellikle günü kurtarmak öncelik halinde kalmıştır. Günümüzden geçmişe, her bir bireyin sadece temel İhtiyaçlarını karşılaması bile çoğu zaman mümkün olmamış, çeşitli nedenlerle insanların sahip oldukları kaynak ve eşyalar sınırlı, en eski eşya ve alet bişe değerli, yerine yenisinin konması zor şeyler olarak kalmıştır.
Temel, basit ihtiyaçların karşılanması sonrasındaki daha fazlasını tüketme, sahip olma isteği, hatta sadece bunun fikri bile çoğu toplumda sadece üst sınıf bireylerin sahip olabildiği bir imkan olarak kalmıştır. Zaten sınıfların oluşumundaki en büyük temel, her zaman kimin para, toprak, yada doğal kaynak, o dönemin en değerli şeyi neyse ona en çok sahip olanlar, ve bu durumun devamını sağlayacak sistemleri kurup devam ettirilmesini sağlamaları olmuştur.
Tarihte nüfus artmış, bir noktada insanlar için en büyük tehlike doğa değil, diğer insanlar haline gelmiştir. Genel olarak ilk krallıkların, soyluluk ve mülkiyet kavramların da günümüzdeki ilk halleri burada gelişmiştir. İlk çıkışından günümüze, dil, din yada farklı nedenlerle, bir grup insanlar diğer bir grup insanlara hangi kaynağın neden onlara ait olduğunu, ve diğerinin neden sahip olamayacağını anlatmaya, neyi ne şekilde, ne zaman ve ne kadar yapabileceğini ve tüketebileceğine sadece onların karar verebileceğini söylemeye devam ediyor.
Günümüzde ise işler çok daha karışık halde. Sanayi devrimi, tarihte ilk defa neredeyse her türden ürün ve eşyanın o tarihe kadar üretildiğinden çok daha fazla ve çok daha ucuz şekilde üretilmesini sağlamıştır. Bunun bir fikir olarak kulağa kötü bir yanı yok, çünkü mantıken daha fazla eşyanın olması, daha fazla kişinin ihtiyacının karşılanması demek, ancak tarih bunun tam tersi yönünde gelişti. Gerçek bir eşya ve kaynak bolluğu varken, hayali rakamlarda paralar kazanmak için yalandan bir kıtlık tasarlandı ve günümüzde de bu durum aynen devam etmekte.
Yarın her yıl tekrarlanan Sevgililer Günü, yada orijinal ismiyle Valentine’ın Günü, çıkış noktasında tam olarak ortak bir fikir olmayan, ama içerdiği mesaj üzerinde hem fikir olunduğu bir gündür. Aziz Valentine’in hapisteyken bir kızın gözlerini iyileştirmesi yada Roma’nın yasağının arkasından gizli şekilde evlilikler yapması da olsa, esas fikir sevgiyle yapılan bir davranıştır.
Günümüzdeki hali ise şubat ayına giriş yapılır yazılmaz artık sadece ‘romantizm kategorisi’ dışındaki pek çok şey için yapılan indirimler, insanların tam olarak ihtiyacı olmayan ancak bir sevgi gösterisi altında almalarının gerektiği düşüncesi. Çünkü toplum çoğu zaman buna uymamayı tüketimle alakalı değil, hissedilen sevginin sergilenmemesi olarak algılıyor.
(Bunun istisnası olarak normalde herhangi bir tüketim hassasiyeti olmayan bazı kişiler nedense sadece böyle günlerde anti-kapitalist olunca, gerçekten bir tepki veren insanların yaptıklarını da sulandırmış oluyor.)
İnsanların eşyasız, doğayı belirli bir derecede değiştirmeden güvenli yaşamlar yaşaması mümkün değil. İnsanların kendilerine ait alanlara ihtiyaçları var. Ancak bunun ötesindeki tüketilen çoğu şey şu aşamada hayali sayıların üzerimizdeki kontrollerinden başka bir şey değil. Bir noktada ihtiyaçların karşılanmasından sonraki yaşam konforu, konfor tüketimi halini aldı. 21. yüzyılda bedevi hayatının yaşanması gerektiğini savunan yok, ancak tüketim alışkanlıklarımızı şekillendiren şeylerin nereden ortaya çıktığını ve bizi nasıl etkilediğine dair hepimizin biraz daha düşünceli olması gerektiğini düşünüyorum.