İnsanlar esasen bir biyolojik ve mental ağından oluşurlar. İki tarafta birbirine doğrudan bağlı, birinin yaşadığı sıkıntı diğerini de kısa süre sonra olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız, hastalıklı bir beden zihni, hastalıklı zihin de sağlıklı bir bedenin düzenini bozar.
Kişinin bedenine bakımı, yiyip içmesine ve sporuna dikkat etmesi genel olarak yapması gereken minimum düzeye ek olarak, zihnini de sürekli aktif olarak kullanmalı ve beslemelidir. Hem zihnin hem bedenin gerekli besinsel ihtiyacı karşılandıktan sonra sürekli kullanmalı ve düzenli zorlamayla geliştirilmeye ihtiyacı vardır, ancak gelişme ile tüketme arasındaki farka dikkat edilmelidir.
Bu bağlamda, yaşadığımız hayat tarzı toplumun neredeyse her kesimi için hem bedensel hemde zihinsel bir yükleme eğiliminde. Okuldaki çocuk, iş hayatındaki yetişkin hatta emekli olmuş bir yaşlı, artık hayatta istese de tam bir hareketsizlik halinde olamıyor. Öyleki, emekli bir yaşlı için bile, bedeni artık çalışamıyorsa bile, zihni hala durmadan çalışıyor.
Yaşadığımız dönem bir hız dönemi. Her şey hız ve efektiftik üzerine kurulmuş durumda. Kişinin kendi sağlığı için yapması gereken odaklı bedensel ve zihinsel hareket sınır var evet, ama çoğu zaman bu sağlık amaçlı kısım için enerji yetersiz kalıyor, çünkü yaşadığımız hayat enerjimizin çoğuna el koyuyor.
Okul yada işe giden ulaşım, burada kişinin sarfettiği hem bedensel ve zihinsel emek sonrasında da hayatın akışında durmadan devam ediyor. Hepimizin neredeyse 7/24 erişimindeki teknoloji ve çevrimiçi dünya, zihnimizi çalışır durumda tutmaya devam ediyor.
Sadece haberleşme ve iletişim tarafı bile bizi sürekli hazır ve aktif tutmaya yetiyor. Yeni olan bir olayı çok geçmeden öğrenmek, özellikle yaşadığımız ülke gibi bir yerde ne yazık ki bir gereklilik haline de geliyor. Teknolojinin farklı şekilleri bizi sürekli bir konu hakkında uyarıyor, dikkat çekiyor ve zihnimiz asla dinlenemiyor.
Hatta haber ve olaylardan uzak, sadece eğlence odaklı olduğunu düşünen kişiler bile, fark etmeseler de bu durumdan muzdaripler. Çünkü algoritmalar kişinin ilgi alanlarını analiz ve onu bağımlı etme üzerine kurulu, hangi konu olduğu hiç önemli değil, çünkü amaç sadece kişinin devamlı ilgisinin elde edilmesi.
Son zamanlarda dopamin bozukluğu, bağımlılık ve diğer nörolojik yada mental problemlerin artışında bu hızlı yaşamın etkisi büyük. Fiziksel hız bedeni, haber, içerik ve genel teknoloji hızı ise zihni yormakta. Bu hızla birlikte genel olarak sabır, beklenti ve reaksiyon davranışlarımızın da dengesi bozulmakta.
Bağımlılık denince akla sadece yasaklı ve zararlı maddeler gelmekte ama bir davranış olarak bağımlılık çok daha geniş bir alanı kapsamakta. Tanım olarak, devamlı ve şiddetli bir şekilde, bir davranış yada maddenin alınmasının tekrarlanması, ve bunun sonuçlarının negatif yada zararlı olmasının umursanmadan devam etmesi olan bağımlılık, aslında elimizdeki telefonlardan, hayatın artık eski yollarla işlemeyecek bir noktaya toplumsal seviyede getirilmesini de kapsayabilecek genişlikte.
Beğendiğimiz, attığımız her gönderi yada yaptığımız etkileşim bizde bir etki uyandırmakta. Eğer bu pozitifse, bu sonucu yine elde edebilmek için çabalıyoruz yada tam zıttı ise aksi olarak değiştirmek için uğraşıyoruz. Sürekli bir bilgi akımı beyin ve ürettiği hormonların dinlenme olmadan sürekli işlevsel halde kalmaya zorluyor ve bu aktiflik kesildiğinde yada durmaya zorlandığında, aslında yoksunluk semptomları baş gösteriyor. Ama bu semptomlar toplumun yeterince büyük bir parçasında görülürse, bu sıkıntılı durum görmezden gelinebilecek, ‘normal’ bir durum haline indirgeniyor.
Kişiden kişiye farklılık gösterse de, her bedenin ve zihnin bir sınırı var. Yaşadığımız sürekli yüklenme ve bunu devamlı ve hızlı yapma üzerine kurulu bir dünyada, ister istemez her birimiz bir noktada tükenmeye başlayacağız, hatta başladık bile. Ancak bu sorunların toplumda yeteri kadar çok görülmesi ile normalleştirilmesi, uzun vadede kişisel zararları telafiden daha zor sıkıntılar doğurmaya başlayacak, ve daha da kötüsü, bunu başarmak için yeteri kadar tükenmemiş, tüketilmemiş insan bulunması belki de en zor kısım olacak.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Tükenmek
İnsanlar esasen bir biyolojik ve mental ağından oluşurlar. İki tarafta birbirine doğrudan bağlı, birinin yaşadığı sıkıntı diğerini de kısa süre sonra olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız, hastalıklı bir beden zihni, hastalıklı zihin de sağlıklı bir bedenin düzenini bozar.
Kişinin bedenine bakımı, yiyip içmesine ve sporuna dikkat etmesi genel olarak yapması gereken minimum düzeye ek olarak, zihnini de sürekli aktif olarak kullanmalı ve beslemelidir. Hem zihnin hem bedenin gerekli besinsel ihtiyacı karşılandıktan sonra sürekli kullanmalı ve düzenli zorlamayla geliştirilmeye ihtiyacı vardır, ancak gelişme ile tüketme arasındaki farka dikkat edilmelidir.
Bu bağlamda, yaşadığımız hayat tarzı toplumun neredeyse her kesimi için hem bedensel hemde zihinsel bir yükleme eğiliminde. Okuldaki çocuk, iş hayatındaki yetişkin hatta emekli olmuş bir yaşlı, artık hayatta istese de tam bir hareketsizlik halinde olamıyor. Öyleki, emekli bir yaşlı için bile, bedeni artık çalışamıyorsa bile, zihni hala durmadan çalışıyor.
Yaşadığımız dönem bir hız dönemi. Her şey hız ve efektiftik üzerine kurulmuş durumda. Kişinin kendi sağlığı için yapması gereken odaklı bedensel ve zihinsel hareket sınır var evet, ama çoğu zaman bu sağlık amaçlı kısım için enerji yetersiz kalıyor, çünkü yaşadığımız hayat enerjimizin çoğuna el koyuyor.
Okul yada işe giden ulaşım, burada kişinin sarfettiği hem bedensel ve zihinsel emek sonrasında da hayatın akışında durmadan devam ediyor. Hepimizin neredeyse 7/24 erişimindeki teknoloji ve çevrimiçi dünya, zihnimizi çalışır durumda tutmaya devam ediyor.
Sadece haberleşme ve iletişim tarafı bile bizi sürekli hazır ve aktif tutmaya yetiyor. Yeni olan bir olayı çok geçmeden öğrenmek, özellikle yaşadığımız ülke gibi bir yerde ne yazık ki bir gereklilik haline de geliyor. Teknolojinin farklı şekilleri bizi sürekli bir konu hakkında uyarıyor, dikkat çekiyor ve zihnimiz asla dinlenemiyor.
Hatta haber ve olaylardan uzak, sadece eğlence odaklı olduğunu düşünen kişiler bile, fark etmeseler de bu durumdan muzdaripler. Çünkü algoritmalar kişinin ilgi alanlarını analiz ve onu bağımlı etme üzerine kurulu, hangi konu olduğu hiç önemli değil, çünkü amaç sadece kişinin devamlı ilgisinin elde edilmesi.
Son zamanlarda dopamin bozukluğu, bağımlılık ve diğer nörolojik yada mental problemlerin artışında bu hızlı yaşamın etkisi büyük. Fiziksel hız bedeni, haber, içerik ve genel teknoloji hızı ise zihni yormakta. Bu hızla birlikte genel olarak sabır, beklenti ve reaksiyon davranışlarımızın da dengesi bozulmakta.
Bağımlılık denince akla sadece yasaklı ve zararlı maddeler gelmekte ama bir davranış olarak bağımlılık çok daha geniş bir alanı kapsamakta. Tanım olarak, devamlı ve şiddetli bir şekilde, bir davranış yada maddenin alınmasının tekrarlanması, ve bunun sonuçlarının negatif yada zararlı olmasının umursanmadan devam etmesi olan bağımlılık, aslında elimizdeki telefonlardan, hayatın artık eski yollarla işlemeyecek bir noktaya toplumsal seviyede getirilmesini de kapsayabilecek genişlikte.
Beğendiğimiz, attığımız her gönderi yada yaptığımız etkileşim bizde bir etki uyandırmakta. Eğer bu pozitifse, bu sonucu yine elde edebilmek için çabalıyoruz yada tam zıttı ise aksi olarak değiştirmek için uğraşıyoruz. Sürekli bir bilgi akımı beyin ve ürettiği hormonların dinlenme olmadan sürekli işlevsel halde kalmaya zorluyor ve bu aktiflik kesildiğinde yada durmaya zorlandığında, aslında yoksunluk semptomları baş gösteriyor. Ama bu semptomlar toplumun yeterince büyük bir parçasında görülürse, bu sıkıntılı durum görmezden gelinebilecek, ‘normal’ bir durum haline indirgeniyor.
Kişiden kişiye farklılık gösterse de, her bedenin ve zihnin bir sınırı var. Yaşadığımız sürekli yüklenme ve bunu devamlı ve hızlı yapma üzerine kurulu bir dünyada, ister istemez her birimiz bir noktada tükenmeye başlayacağız, hatta başladık bile. Ancak bu sorunların toplumda yeteri kadar çok görülmesi ile normalleştirilmesi, uzun vadede kişisel zararları telafiden daha zor sıkıntılar doğurmaya başlayacak, ve daha da kötüsü, bunu başarmak için yeteri kadar tükenmemiş, tüketilmemiş insan bulunması belki de en zor kısım olacak.