Tarih boyunca bizim için en büyük eğlence yollarından biri olarak hikayeler, bugün pek çok şekil ve türde bize sunulmakta. Bu kadar çok fazla ürün olduğunda elbette kategoriler ortaya çıkmakta, o hikayenin hangi sanat türünde olduğuna, konusuna, tarihine ve daha pek çok detayına göre bölerek bir okur yada izleyicinin işini kolaylaştırmaktadır.
Her ne kadar bugün sayısız site, dükkan yada arkadaş tavsiyesi bizim için bu kategorileri ayırırken bir yandan da bu eserlerin kalitelerini bizim için ölçüyor olsa da, çoğu zaman bir eserin ne kadar iyi olduğuna dair son karar sizin verdiğiniz, hatta o eseri sınıflandıracağınız kategori de sizin seçiminiz oluyor. Hâl böyle olunca birde elinizde fikrinizi paylaşabileceğiniz bir platform varsa, her kişinin verdiği kararının eşsiz olması isteği de bir noktada kaliteli bir sınıflandırmadan, tavsiyeden daha öne çıkmaya başlıyor.
“Bunu filmtwt size fazla abartıldığını söylemeye başlamadan önce izleyip, keyfini çıkarın.” Artık internette sıkça tekrarlanan bir replik haline gelmiş durumda. ‘Filmtwt’ sözcüğü burada ‘film Twitter’ın kısaltması, sosyal medya deyince etki gücünün belki de en büyük olduğu, gündem değişme hızının ise şüphesiz en hızlı olduğu site. Otomatik çeviri gibi yeni eklenen özelliklerin yanında artan yabancı dil kullanımı ile, genellikle popüler kültür küresel bir şekilde değişen bir hâl aldı. Bir kişinin kendi düşüncesini paylaştığı bir gönderi, viral olarak binlerce kişinin de fikirlerini etkileme gücüne sahip.
Viral olma eskiden bir ihtimal, çoğu zaman çevrimiçi bir ‘doğru yerde doğru zamanda’ bulunma durumu iken, zamanla bir amaç halini aldı. Artık komik bir espri yada zekice bir tespitin o seferlik doğru trafikte bulunması değil, tasarlanan ve amaçlanan bir sonuç oldu. İnternette genel kitlelere hitap eden sosyal medya siteleri yada daha spesifik kitlelerin kullandıkları siteler olsun, artık fikir ve görüşleri paylaşmaktaki en büyük amaç konulara katkı değil, konuların ilerleyişini kendi isteği yönde kontrol altına almak. Kontrol etmek mümkün değilse de popüler görüşlerden biri haline gelmek.
Burada neredeyse her sitede bir versiyonu olan ‘mavi tikli hesap’ olayının etkisi büyük. Bu hesaplar etkileşim trafiği ile para kazanan, bu nedenle özellikle çoğu zaman gerçek insanlarla değil botlarla idare edilen hesaplar oluyor. Elbette hepsi bu şekilde değil, ancak çoğu zaman bu hesapların gönderilerinin pozitif yada düşünmeye teşvik edici değil, insanları bilerek kışkırtıcı yada kendini kanıtlayıcı tarzda olduğu belli oluyor.
Bu bot ve virallik öncelikli internet trafiği ‘ölü internet’ teorisi gibi, bugün internetin aktif kullanıcılarının çoğunun bot ve algoritmalar olduğu, gerçek insan kullanıcılarının ise azınlıkta olduğu gibi düşüncelerin temelini oluşturuyor. Her ne kadar sosyal medya ile gerçek hayat birbirlerinin aynısı olmasalarda, iki tarafında birbirinden beslendiği inkar edilemez bir gerçek. Ancak bu etkinin bir tarafındaki konu ve tartışma akışlarının yapay yollarla etkilenmesi, gerçek dünyada karşılığı olmayan şeylerin etkisinin daha büyükmüş gibi algılanmasına yol açabiliyor. Gürültülü azınlık durumu burada ortaya çıkıyor.
Bunun iyi yada kötü şekilde sonuçları olması hangi alanda yaşandığına göre göre değişiyor. Siyasi seçimlerde insanların belli bir tarafın daha kalabalık ve güçlü olduğu algısının yaratılması da bu etkinin bir sonucu oluyor, geçen yıllarda Sony şirketinin troll hesaplara güvenerek gişede başarısız olmuş Morbius filmini yeniden vizyona sokarak bir kez daha para kaybetmesi gibi komik durumlar da.
Sanat açısından bakıldığında ise, kitap ve filmlerin okur ve sinefiller tarafından ne kadar sevildiği bu sanat ürünlerinin satılıp yayılmasında aynı dinamiklerin büyük etkisi oluyor. Aslında daha detaylı ve ilgili insanların peşinden koştuğu sanat odaklı tartışmalar, bot ve akım kimin tarafında ise onun lehinde sonuçlanıyor.
Senede bir kaç kere sinemaya gidip, keşfetme karşısına düşen kitabı merak edip alan ‘orta’ insanlar için ise bu kavgalar çoğu zaman karşılarına bile düşmüyor. Bunun sonucunda ‘halka inen sanat’, kalitesinden çok kimin en yüksek sesle bağırabildiğine göre belirleniyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EDA SARI
Sınırlarla Sanat
Tarih boyunca bizim için en büyük eğlence yollarından biri olarak hikayeler, bugün pek çok şekil ve türde bize sunulmakta. Bu kadar çok fazla ürün olduğunda elbette kategoriler ortaya çıkmakta, o hikayenin hangi sanat türünde olduğuna, konusuna, tarihine ve daha pek çok detayına göre bölerek bir okur yada izleyicinin işini kolaylaştırmaktadır.
Her ne kadar bugün sayısız site, dükkan yada arkadaş tavsiyesi bizim için bu kategorileri ayırırken bir yandan da bu eserlerin kalitelerini bizim için ölçüyor olsa da, çoğu zaman bir eserin ne kadar iyi olduğuna dair son karar sizin verdiğiniz, hatta o eseri sınıflandıracağınız kategori de sizin seçiminiz oluyor. Hâl böyle olunca birde elinizde fikrinizi paylaşabileceğiniz bir platform varsa, her kişinin verdiği kararının eşsiz olması isteği de bir noktada kaliteli bir sınıflandırmadan, tavsiyeden daha öne çıkmaya başlıyor.
“Bunu filmtwt size fazla abartıldığını söylemeye başlamadan önce izleyip, keyfini çıkarın.” Artık internette sıkça tekrarlanan bir replik haline gelmiş durumda. ‘Filmtwt’ sözcüğü burada ‘film Twitter’ın kısaltması, sosyal medya deyince etki gücünün belki de en büyük olduğu, gündem değişme hızının ise şüphesiz en hızlı olduğu site. Otomatik çeviri gibi yeni eklenen özelliklerin yanında artan yabancı dil kullanımı ile, genellikle popüler kültür küresel bir şekilde değişen bir hâl aldı. Bir kişinin kendi düşüncesini paylaştığı bir gönderi, viral olarak binlerce kişinin de fikirlerini etkileme gücüne sahip.
Viral olma eskiden bir ihtimal, çoğu zaman çevrimiçi bir ‘doğru yerde doğru zamanda’ bulunma durumu iken, zamanla bir amaç halini aldı. Artık komik bir espri yada zekice bir tespitin o seferlik doğru trafikte bulunması değil, tasarlanan ve amaçlanan bir sonuç oldu. İnternette genel kitlelere hitap eden sosyal medya siteleri yada daha spesifik kitlelerin kullandıkları siteler olsun, artık fikir ve görüşleri paylaşmaktaki en büyük amaç konulara katkı değil, konuların ilerleyişini kendi isteği yönde kontrol altına almak. Kontrol etmek mümkün değilse de popüler görüşlerden biri haline gelmek.
Burada neredeyse her sitede bir versiyonu olan ‘mavi tikli hesap’ olayının etkisi büyük. Bu hesaplar etkileşim trafiği ile para kazanan, bu nedenle özellikle çoğu zaman gerçek insanlarla değil botlarla idare edilen hesaplar oluyor. Elbette hepsi bu şekilde değil, ancak çoğu zaman bu hesapların gönderilerinin pozitif yada düşünmeye teşvik edici değil, insanları bilerek kışkırtıcı yada kendini kanıtlayıcı tarzda olduğu belli oluyor.
Bu bot ve virallik öncelikli internet trafiği ‘ölü internet’ teorisi gibi, bugün internetin aktif kullanıcılarının çoğunun bot ve algoritmalar olduğu, gerçek insan kullanıcılarının ise azınlıkta olduğu gibi düşüncelerin temelini oluşturuyor. Her ne kadar sosyal medya ile gerçek hayat birbirlerinin aynısı olmasalarda, iki tarafında birbirinden beslendiği inkar edilemez bir gerçek. Ancak bu etkinin bir tarafındaki konu ve tartışma akışlarının yapay yollarla etkilenmesi, gerçek dünyada karşılığı olmayan şeylerin etkisinin daha büyükmüş gibi algılanmasına yol açabiliyor. Gürültülü azınlık durumu burada ortaya çıkıyor.
Bunun iyi yada kötü şekilde sonuçları olması hangi alanda yaşandığına göre göre değişiyor. Siyasi seçimlerde insanların belli bir tarafın daha kalabalık ve güçlü olduğu algısının yaratılması da bu etkinin bir sonucu oluyor, geçen yıllarda Sony şirketinin troll hesaplara güvenerek gişede başarısız olmuş Morbius filmini yeniden vizyona sokarak bir kez daha para kaybetmesi gibi komik durumlar da.
Sanat açısından bakıldığında ise, kitap ve filmlerin okur ve sinefiller tarafından ne kadar sevildiği bu sanat ürünlerinin satılıp yayılmasında aynı dinamiklerin büyük etkisi oluyor. Aslında daha detaylı ve ilgili insanların peşinden koştuğu sanat odaklı tartışmalar, bot ve akım kimin tarafında ise onun lehinde sonuçlanıyor.
Senede bir kaç kere sinemaya gidip, keşfetme karşısına düşen kitabı merak edip alan ‘orta’ insanlar için ise bu kavgalar çoğu zaman karşılarına bile düşmüyor. Bunun sonucunda ‘halka inen sanat’, kalitesinden çok kimin en yüksek sesle bağırabildiğine göre belirleniyor.