İnsanlar tüm tarihleri göz önüne alındığında sadece çok kısa bir süredir teknolojinin günlük yaşamdaki çoğu sorunu tamamen çözdüğü rahat ve her yönden artık zirve noktasına ulaşmış yaşamlarına sahipler.
Sanat, gelişme ve değişimin gerçekleşmesi için küçük yada büyük o toplumun kendini bir güven ortamında hissetmesi en başta gelen şarttır. Ancak insanlar henüz mağaralarda yaşarken bile sanat hayatlarının bir parçasıydı. Bir şeyler üretme güdüsü insanda neredeyse hayatta kalma güdüsü kadar güçlü. Ancak gerçek anlamda sanat ve çoğunlukla beraberinde getirdiği değişim insanlığın teknolojik anlamda ilerlemesi ile kurduğu yeni hayatla ortaya çıkmaya başladı.
Tarihimizin yaklaşık %95’i avcı toplayıcılık döneminde, zaman ve emeğimizin büyük oranda hayatta kalma amacında kullanıldı. Sonrasında tarım devrimi ve ilk yerleşim yerlerinin kurulması günümüz toplumlarının en ilkel halleriydi. Sonrasında da sanayi devrimine kadar insan yaşamı her ne kadar teknolojik anlamda sürekli gelişip iyileşsede, jenerasyonlar arasındaki fark genellikle minimal şekilde ilerlemiş, genel yaşam büyük ölçüde aynı şekilde devam etmiş, büyük farklar uzun zamanlar birbirleriyle karşılaştırıldığında fark edilmiştir.
Yine de medeniyetten önce bile var olan sanat ve insan yaratıcılığı, yeterince gıda ve barınma güvencesi olduğunda hayatta kalmaktan öte sorular sormuş, bu sorulara cevap aramaya başlamıştır. Felsefe ortaya böyle çıkmış, insanın genellikle ancak karnını doyurduktan sonra sorabildiği soruları sormaya başlamıştır. Bu soruların ne kadar fayda getirdiği ise her zaman tartışılır.
Antik çağlardan beri insanlar insan olmayan şeylere insanlık atamışlardır. Bu hayali bir yaratık yada fiziksel bir nesne, insan olan ama aynı zamanda olmayan üçüncü bir karakter tipinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Automaton, antik ve ortaçağdan beri çeşitli planları yada prototipleri ortaya çıkmış, bu insan olmayan ama insana yakın olan objelerin en eski örneklerinden olmuşlardır. Günümüzde çocukların oynadığı oyuncaklardan, eğlence parklarındaki animatronik karakterlere kadar robotlar bu kategoridedir. Yeterince insan ve canlı görünerek bizi eğlendirirler ancak yeteri kadar makine olarak bizi rahatsız etmezler.
Özellikle 20. yüzyılın başında gelişen teknolojinin hızı toplumlar üzerinde şu an yaşadığımız toplumdakine benzer bir etkideydi. Dünyanın hem ulaşım hemde iletişimdeki yeni ve hızlı yolları gezegeni adeta küçültmüştü. Bu hızın devam edeceğinin öngörüsü ile sorular ve sanattaki konuların ciddiyeti de artmış, ne kadar teknolojinin çok fazla teknoloji olduğu sorusu tarihte ilk defa sorulmuştu.
Çünkü teknolojinin var olma sebebi ilk başta hayatı kolaylaştırmaktır. Bu ister evdeki robot süpürge yada bir bilim kurgu filminden fırlayan bir android olsun, hepsinin amacı hayatı kolaylaştırmak olarak geçer. Ancak bir nokta her zaman insanın iyi niyetinden kibrine geçtiği yer olarak ortaya çıkıyor.
Frankenstein’ın yaşam ve ölümü anlama isteği neredeyse her insanda ölümün ne olduğunu öğrendiği gün doğar. Ancak sadece bazıları cevabın peşine ne olursa olsun düşer. Şimdiye kadar kurgu dünyasında pek çok kez cevabın ne olabileceğine dair hikayeler anlatıldı. Çoğu iyi niyetle kibri ayıran çizgiyi geçmiş, sonu kötü biten hikayeler.
İnşa etme ihtiyacı her insanda var, ancak bazı kurallar olmazsa çok fazla teknoloji sandığımızdan da çabuk ortaya çıkacak gibi. Sanatta özellikle edebiyat ve sinemanın çok sevdiği androidler ve yapay zekalar teknolojik açıdan yüzyıl öncesinden daha yakın olsada hala oldukça uzak. Günümüzdeki bile teknolojik olan neredeyse her şeyin içinde olan ‘yapay zeka’ adı altında angarya işleri hallediveren algoritmalar. Ancak onların bile sadece bir kaç senede toplum üzerinde yaptıkları olumsuz etkiler kendini belli etmeye başladı. İnsanların insan olmayanı insana çevirme eğilimi kendini bu algoritmalarla sohbet edenlerden adeta asla kaybetmeyeceği bir uzvu gibi güvenenlere kadar değişmekte, ancak tehlikesi aynı.
Özellikle kişisel hayata dair elimizdeki her özgürlüğün her gün biraz daha kaybedildiği bir dünyada, biraz rahatlık ve kısa yol için insanlığımızdan ne kadar ödememiz gerekiyor? Ne kadar tembelleşmek yada yalnızlaşmak alarm çanlarını çalacak? Ne kadar teknoloji çok teknolojik olacak?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Sentetik İnsanlık
İnsanlar tüm tarihleri göz önüne alındığında sadece çok kısa bir süredir teknolojinin günlük yaşamdaki çoğu sorunu tamamen çözdüğü rahat ve her yönden artık zirve noktasına ulaşmış yaşamlarına sahipler.
Sanat, gelişme ve değişimin gerçekleşmesi için küçük yada büyük o toplumun kendini bir güven ortamında hissetmesi en başta gelen şarttır. Ancak insanlar henüz mağaralarda yaşarken bile sanat hayatlarının bir parçasıydı. Bir şeyler üretme güdüsü insanda neredeyse hayatta kalma güdüsü kadar güçlü. Ancak gerçek anlamda sanat ve çoğunlukla beraberinde getirdiği değişim insanlığın teknolojik anlamda ilerlemesi ile kurduğu yeni hayatla ortaya çıkmaya başladı.
Tarihimizin yaklaşık %95’i avcı toplayıcılık döneminde, zaman ve emeğimizin büyük oranda hayatta kalma amacında kullanıldı. Sonrasında tarım devrimi ve ilk yerleşim yerlerinin kurulması günümüz toplumlarının en ilkel halleriydi. Sonrasında da sanayi devrimine kadar insan yaşamı her ne kadar teknolojik anlamda sürekli gelişip iyileşsede, jenerasyonlar arasındaki fark genellikle minimal şekilde ilerlemiş, genel yaşam büyük ölçüde aynı şekilde devam etmiş, büyük farklar uzun zamanlar birbirleriyle karşılaştırıldığında fark edilmiştir.
Yine de medeniyetten önce bile var olan sanat ve insan yaratıcılığı, yeterince gıda ve barınma güvencesi olduğunda hayatta kalmaktan öte sorular sormuş, bu sorulara cevap aramaya başlamıştır. Felsefe ortaya böyle çıkmış, insanın genellikle ancak karnını doyurduktan sonra sorabildiği soruları sormaya başlamıştır. Bu soruların ne kadar fayda getirdiği ise her zaman tartışılır.
Antik çağlardan beri insanlar insan olmayan şeylere insanlık atamışlardır. Bu hayali bir yaratık yada fiziksel bir nesne, insan olan ama aynı zamanda olmayan üçüncü bir karakter tipinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Automaton, antik ve ortaçağdan beri çeşitli planları yada prototipleri ortaya çıkmış, bu insan olmayan ama insana yakın olan objelerin en eski örneklerinden olmuşlardır. Günümüzde çocukların oynadığı oyuncaklardan, eğlence parklarındaki animatronik karakterlere kadar robotlar bu kategoridedir. Yeterince insan ve canlı görünerek bizi eğlendirirler ancak yeteri kadar makine olarak bizi rahatsız etmezler.
Özellikle 20. yüzyılın başında gelişen teknolojinin hızı toplumlar üzerinde şu an yaşadığımız toplumdakine benzer bir etkideydi. Dünyanın hem ulaşım hemde iletişimdeki yeni ve hızlı yolları gezegeni adeta küçültmüştü. Bu hızın devam edeceğinin öngörüsü ile sorular ve sanattaki konuların ciddiyeti de artmış, ne kadar teknolojinin çok fazla teknoloji olduğu sorusu tarihte ilk defa sorulmuştu.
Çünkü teknolojinin var olma sebebi ilk başta hayatı kolaylaştırmaktır. Bu ister evdeki robot süpürge yada bir bilim kurgu filminden fırlayan bir android olsun, hepsinin amacı hayatı kolaylaştırmak olarak geçer. Ancak bir nokta her zaman insanın iyi niyetinden kibrine geçtiği yer olarak ortaya çıkıyor.
Frankenstein’ın yaşam ve ölümü anlama isteği neredeyse her insanda ölümün ne olduğunu öğrendiği gün doğar. Ancak sadece bazıları cevabın peşine ne olursa olsun düşer. Şimdiye kadar kurgu dünyasında pek çok kez cevabın ne olabileceğine dair hikayeler anlatıldı. Çoğu iyi niyetle kibri ayıran çizgiyi geçmiş, sonu kötü biten hikayeler.
İnşa etme ihtiyacı her insanda var, ancak bazı kurallar olmazsa çok fazla teknoloji sandığımızdan da çabuk ortaya çıkacak gibi. Sanatta özellikle edebiyat ve sinemanın çok sevdiği androidler ve yapay zekalar teknolojik açıdan yüzyıl öncesinden daha yakın olsada hala oldukça uzak. Günümüzdeki bile teknolojik olan neredeyse her şeyin içinde olan ‘yapay zeka’ adı altında angarya işleri hallediveren algoritmalar. Ancak onların bile sadece bir kaç senede toplum üzerinde yaptıkları olumsuz etkiler kendini belli etmeye başladı. İnsanların insan olmayanı insana çevirme eğilimi kendini bu algoritmalarla sohbet edenlerden adeta asla kaybetmeyeceği bir uzvu gibi güvenenlere kadar değişmekte, ancak tehlikesi aynı.
Özellikle kişisel hayata dair elimizdeki her özgürlüğün her gün biraz daha kaybedildiği bir dünyada, biraz rahatlık ve kısa yol için insanlığımızdan ne kadar ödememiz gerekiyor? Ne kadar tembelleşmek yada yalnızlaşmak alarm çanlarını çalacak? Ne kadar teknoloji çok teknolojik olacak?