Eylül ayı İntihar Farkındalık ve Önleme Ayı olarak her sene bu ağır, çoğu zaman üstü çabucak örtülmek istenen konu hakkında farkındalık yaratmaya çalışıyor.
İntihar etmek sadece yetişkin ve zihinsel olarak bir engeli olmayan insanlar için sözkonusu olan, yani hayvanların, çocukların ve engelli bireylerin yapabilmesinin mümkün görülmediği bir şeydir. Biyolojik açıdan bakıldığında da mümkün olabilmesinin tek nedeninin bu kriterlerin sağlandığı üstün bir beyindir.
Her canlının en temel hedefi hayatta kalmak -dolayısıylada üremek ve acıdan uzak durmaktır. Acıyı hisseden herhangi bir canlı bu durumu düzeltmek için harekete geçer, diğer fonksiyonların işleyişi de acı ve rahatsızlığın ne derece yaşandığında bağlıdır.
Ölümü tam olarak kavrayabilme ve üreme güdüsünü görmezden gelebilme kabiliyetine sahip tek beyin insanlarda mevcuttur. Ölümle birlikte acının da sona erdiğinin bilinmesi çoğu zaman intiharın en büyük motivasyonudur.
İnsanların genel olarak buna yapabilecek olması, herkesin bunu yapacağı anlamına da gelmiyor elbette. Çoğu zaman intihar ve benzeri kendine zarar verme davranışlarının genetik yatkınlıkla yakın bir ilişkide olması, genel olarak insanların zihinsel becerilerinin genetik haritası ile de örtüşmekte.
Ancak yine de çoğu zaman en büyük etken içten gelen değil, çevresel durumlar oluyor. Bir kişinin içinde bulunduğu sosyal dinamikler, toplumsal yapı ve politik sistemler onun hayatını çoğu zaman yapılabileceği kişisel tercihlerden çok daha fazla etkiliyor. Hatta çoğu zaman herhangi bir seçenek bırakmıyor.
İntiharın demografik olarak dağılımları bunu en çok yansıtan değerlerden. Genel olarak toplumdan herhangi bir kültürel yada inanç sebebiyle dışlanan gruplar, ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan insanlar ve herhangi bir sebeple psikolojik rahatsızlıkları olanlar en başta gelenler.
Yaş ve cinsiyette oldukça etkili. Erkekler kadınlara oranla 3-4 kat daha fazla, ancak burada veriler girişimlerin sonuca ulaştığı numaralar olduğundan, girişimler üzerinden çıkan sayılarda kadınların daha çok girişimde bulunduğu gerçeğini gölgede bırakabiliyor.
Yetişkinliğe yeni girilen sancılı, çoğu zaman sosyal çevresine ayak uyduramayan bireylerin ve yaşlılıkta, artık sahip olduğu hayatın ve sosyal çevresinin gerçekten ölmeye başladığı dönemler. İkisinde de yalnızlık en ön plana çıkan etkenlerden biri.
Artık neredeyse her aşaması değişen yaşam biçimi ve aşamalarında, gittikçe yalnızlaşıyoruz. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan teknolojiler de aslında bu duruma doğrudan etki etmekte, belki de en büyük nedeni olarak öne çıkmaktadır.
Sosyal medyanın etki alanının her geçen gün genişlemesi sonucunda artık sosyal hayatın doğrudan medya aynası ile birleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu değişim çok kısa bir sürede, neredeyse değişeceğini bile artık hayal edemediğimiz bir seviyeye ulaştı.
Gerçek ilişkilere sahip olmaktansa, sahip olduğumuzu göstermek yada öyleymiş gibi görünmek artık daha önemli. Gezip görmek bir kişinin sahip olduğu merak ve macera arzusunu karşılamaktansa, artık yazısız sosyal statü kurallarının yerine getirilmesi eylemi haline gelmiş durumda.
İnsanların dünyanın bir ucundan diğerine çok daha hızlı, anlık iletişimde olabilmesi her ne kadar sahip olduğu köprü potansiyelini korumakta olsa da, çoğu zaman sadece ya daha iyi, zengin hayatları görüp özenmek yada daha kötülerini görüp kendimizi teselli etmek için bir fırsat oluyor sadece.
Herkes doğal olarak sadece mutlu, yada mutlu göründüğü anlarını paylaşıyor. En güçlü, en güzel ve en özenilir, hatta en kıskanılabilir hissettiği. Herhangi bir sebeple buna ulaşamayan bir kişi için, bu fotoğraf şeridini özenle seçilmiş anlardansa başka (daha şanslı, daha becerikli, daha daha daha) insanların normal hayatları olarak görmesi çok kolay oluyor.
Sosyal medya en iyi hayatların bir galerisi haline gelmişken, teknoloji doğrudan yapay zeka gibi araçlarla doğrudan insanın kendisini taklit eder bir seviyeye de gelmiş durumda artık. Kendini ister yaştan, ister ekonomik yada sosyal sebeplerden bir şekilde dışlanmış, geride kalmış hisseden herkes için kendini bir ‘arkadaş’ olarak tanımlayan, doğrudan insanı kopyalamayı hedef haline getiren modeller bile var.
Sadece bu modelleri kullanırken bile bazen doğrudan modellerin ‘hata vermesi’ sonucunda, bazen dayanılmaz hale gelen yalnızlıkla intihara sürüklenen pek çok kişi var. Bu kişiler gençten yaşlıya farklı demografiklerden, ancak ortak noktaları aynı.
İnsan hemcinsine en çok ihtiyaç duyan canlılardan biridir. Hem kendimizin hemde yaşadığımız toplumdaki diğer kişilerin her yönden sağlığı için birbirimize bağlıyız. Şu an içinde olduğumuz sosyal dünyamız eskiden böyle değildi ve değiştirmek, sahte, seçilmiş anlardan gerçek olanlarına dönmek bizim elimizde.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Seçme Anlar
Eylül ayı İntihar Farkındalık ve Önleme Ayı olarak her sene bu ağır, çoğu zaman üstü çabucak örtülmek istenen konu hakkında farkındalık yaratmaya çalışıyor.
İntihar etmek sadece yetişkin ve zihinsel olarak bir engeli olmayan insanlar için sözkonusu olan, yani hayvanların, çocukların ve engelli bireylerin yapabilmesinin mümkün görülmediği bir şeydir. Biyolojik açıdan bakıldığında da mümkün olabilmesinin tek nedeninin bu kriterlerin sağlandığı üstün bir beyindir.
Her canlının en temel hedefi hayatta kalmak -dolayısıylada üremek ve acıdan uzak durmaktır. Acıyı hisseden herhangi bir canlı bu durumu düzeltmek için harekete geçer, diğer fonksiyonların işleyişi de acı ve rahatsızlığın ne derece yaşandığında bağlıdır.
Ölümü tam olarak kavrayabilme ve üreme güdüsünü görmezden gelebilme kabiliyetine sahip tek beyin insanlarda mevcuttur. Ölümle birlikte acının da sona erdiğinin bilinmesi çoğu zaman intiharın en büyük motivasyonudur.
İnsanların genel olarak buna yapabilecek olması, herkesin bunu yapacağı anlamına da gelmiyor elbette. Çoğu zaman intihar ve benzeri kendine zarar verme davranışlarının genetik yatkınlıkla yakın bir ilişkide olması, genel olarak insanların zihinsel becerilerinin genetik haritası ile de örtüşmekte.
Ancak yine de çoğu zaman en büyük etken içten gelen değil, çevresel durumlar oluyor. Bir kişinin içinde bulunduğu sosyal dinamikler, toplumsal yapı ve politik sistemler onun hayatını çoğu zaman yapılabileceği kişisel tercihlerden çok daha fazla etkiliyor. Hatta çoğu zaman herhangi bir seçenek bırakmıyor.
İntiharın demografik olarak dağılımları bunu en çok yansıtan değerlerden. Genel olarak toplumdan herhangi bir kültürel yada inanç sebebiyle dışlanan gruplar, ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan insanlar ve herhangi bir sebeple psikolojik rahatsızlıkları olanlar en başta gelenler.
Yaş ve cinsiyette oldukça etkili. Erkekler kadınlara oranla 3-4 kat daha fazla, ancak burada veriler girişimlerin sonuca ulaştığı numaralar olduğundan, girişimler üzerinden çıkan sayılarda kadınların daha çok girişimde bulunduğu gerçeğini gölgede bırakabiliyor.
Yetişkinliğe yeni girilen sancılı, çoğu zaman sosyal çevresine ayak uyduramayan bireylerin ve yaşlılıkta, artık sahip olduğu hayatın ve sosyal çevresinin gerçekten ölmeye başladığı dönemler. İkisinde de yalnızlık en ön plana çıkan etkenlerden biri.
Artık neredeyse her aşaması değişen yaşam biçimi ve aşamalarında, gittikçe yalnızlaşıyoruz. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan teknolojiler de aslında bu duruma doğrudan etki etmekte, belki de en büyük nedeni olarak öne çıkmaktadır.
Sosyal medyanın etki alanının her geçen gün genişlemesi sonucunda artık sosyal hayatın doğrudan medya aynası ile birleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu değişim çok kısa bir sürede, neredeyse değişeceğini bile artık hayal edemediğimiz bir seviyeye ulaştı.
Gerçek ilişkilere sahip olmaktansa, sahip olduğumuzu göstermek yada öyleymiş gibi görünmek artık daha önemli. Gezip görmek bir kişinin sahip olduğu merak ve macera arzusunu karşılamaktansa, artık yazısız sosyal statü kurallarının yerine getirilmesi eylemi haline gelmiş durumda.
İnsanların dünyanın bir ucundan diğerine çok daha hızlı, anlık iletişimde olabilmesi her ne kadar sahip olduğu köprü potansiyelini korumakta olsa da, çoğu zaman sadece ya daha iyi, zengin hayatları görüp özenmek yada daha kötülerini görüp kendimizi teselli etmek için bir fırsat oluyor sadece.
Herkes doğal olarak sadece mutlu, yada mutlu göründüğü anlarını paylaşıyor. En güçlü, en güzel ve en özenilir, hatta en kıskanılabilir hissettiği. Herhangi bir sebeple buna ulaşamayan bir kişi için, bu fotoğraf şeridini özenle seçilmiş anlardansa başka (daha şanslı, daha becerikli, daha daha daha) insanların normal hayatları olarak görmesi çok kolay oluyor.
Sosyal medya en iyi hayatların bir galerisi haline gelmişken, teknoloji doğrudan yapay zeka gibi araçlarla doğrudan insanın kendisini taklit eder bir seviyeye de gelmiş durumda artık. Kendini ister yaştan, ister ekonomik yada sosyal sebeplerden bir şekilde dışlanmış, geride kalmış hisseden herkes için kendini bir ‘arkadaş’ olarak tanımlayan, doğrudan insanı kopyalamayı hedef haline getiren modeller bile var.
Sadece bu modelleri kullanırken bile bazen doğrudan modellerin ‘hata vermesi’ sonucunda, bazen dayanılmaz hale gelen yalnızlıkla intihara sürüklenen pek çok kişi var. Bu kişiler gençten yaşlıya farklı demografiklerden, ancak ortak noktaları aynı.
İnsan hemcinsine en çok ihtiyaç duyan canlılardan biridir. Hem kendimizin hemde yaşadığımız toplumdaki diğer kişilerin her yönden sağlığı için birbirimize bağlıyız. Şu an içinde olduğumuz sosyal dünyamız eskiden böyle değildi ve değiştirmek, sahte, seçilmiş anlardan gerçek olanlarına dönmek bizim elimizde.