Yaşadığımız gezegende milyonlarca farklı canlı türü, milyarlarca ise yaşayan üyesi var. Sadece insanlar olarak tüm dünyada 8 milyardan fazla nüfusa ulaştık. Ancak bizim sayımızın sürekli bir yükselişte olması diğer canlıların da benzer bir durumda olduğu anlamına gelmiyor.
İnsanların tarih öncesinden kalan en eski izlerinden günümüze kadar hareketleri incelendiğinde, doğa üzerinde hep o dönemin teknolojisinin elverdiği seviyede bir etkisi olmuştur. Taş aletlerin ve mağarada yaşamın döneminde arkalarında aletler bırakmışlar, mağaraların duvarlarına resimler çizmişlerdi, bugünümüzü tanımlayan istilacı denebilecek bir teknoloji ile ise geride bıraktığımız izler artık doğanın süregelmiş düzenini bozacak bir seviyeye ulaşmış durumdadır.
Bunun sonuçlarının olacağı aslında geçtiğimiz yüzyılın ortalarından beri belli, uyarıların başlamış olduğu bir gerçek. Ancak elbette küresel ısınma ve doğal dengenin bozulması buna neden olan eylemlerden kâr elde eden şirketlerin düzeltmeyi önemsediği bir şey değildi.
Öyle ki, bugün çoğu plastiğin geri dönüştürülemez maddeler olmasına rağmen bunun tam tersinin halkın genel bilgisinin olması bu şirketlerin onlarca yıldır sürdürdükleri propagandanın sonucu. Dikkat ederseniz 10-15 yıl öncesinde doğanın hala kurtarılabileceği ve bu değişim için gereken adımların ilk önce kişisel hayatımızdan başlaması gerektiği popüler slogandı. Ancak siz istediğiniz kadar kâğıt pipet kullanın, su kaynaklarınızı tüketen şirketler, özel jetlere sahip bir sınıfın yarattığı zararı karşılayacak bir etki yaratamayacaksınız.
Bugünün “küresel ısınmayı durdurmak için artık çok geç” retoriği de bu farkındalığa varmanıza güvenmekte. Eğer umutsuz hisseder, iş işten geçti düşüncesine kapılırsanız, herhangi bir değişim ve iyileşmenin mümkün olduğunu da düşünmezsiniz. Bu sayede değişim talep etmez, kendi gününüzü kurtarmayı hedeflersiniz.
Halbuki covidle beraber yavaşlayan bir ekonominin doğada olan neredeyse anlık etkisi hala tamamen umudumuzu kaybetmememize bir işaret. Evet kişisel değişimler hala önemli, ortalama bir insanın kullandığından katbekat fazla temiz su kullanan yapay zekadan, kâğıt pipet ve poşet yerine kumaş çantalara, günlük hayatımıza ekleyeceğimiz birkaç ek adım o kişiler birlerden milyonlara çıktığında gerçekten fark ediyor. Ancak gerçek çözüm kişisel hayatlarda değil, sistematik değişimlerde yatıyor.
Bugün Dünya Aslan Günü. Gücün, cesaretin ve gururun sembolü, bir zamanlar sadece Afrika’da değil, Anadolu’da, Avrupa’da da ormanları gezen, bugün ise neredeyse sadece Afrika’da bulunan neredeyse her kültürün sembolik hayvanlarından biri. Günümüzde doğadaki sayılarının 20 ila 25 bin arasında olduğu tahmin edilmekte. Her geçen gün habitatlarının küçülmesi, insanlarla çatışmalar ve iklim değişimi ile kalan popülasyonda tehlike altında. 2013 yılında bu durumun kamuoyunda daha çok duyurulması amacıyla 10 Ağustos Aslan günü ilan edildi, ancak aradan geçen onca yıla rağmen kazanılan zaferler uzun vadede kendini gösteren iklim sorunlarının yanında küçük kalıyor gibi.
Son bir kaç yüzyıl, insanlığın doğa üzerindeki en büyük zarara yol açtığı dönemdir. Binlerce yıldır doğanın kendini yenileyebildiği sınırlar içerisinde sağladığı kaynaklar, artık yenilenme sınırını geçip, doğrudan tüketme tarafına geçti.
Sadece bu kısa süreçte bine yakın bitki ve hayvan türünün nesli insan eliyle tükendi. Bugün bile hala bu sayının artmasına şahit olmaya devam ediyoruz, artık türünün son örnekleri olan hayvanların türün resmi olarak tükenişini ilan ediyor.
Yaşadığımız gezegenin başından defalarca neredeyse tüm yaşamı yok eden olaylar geçti. Bunlar meteorlardan kaynaklanan yıkımlar yada iklimin doğal değişimlerinden kaynaklanan, ama sonuç olarak gezegen üstündeki tüm yaşamın çoğunluğunun yok olduğu olaylardı. Ancak hiçbiri bizim şu an başımıza gelmekte olan iklim değişikliği değil.
Bu olaylar doğal nedenlerden kaynaklı olan, ani, arkasından gezegenin milyonlarca yıl alarak yeniden canlandığı olaylardı. Bizim bugün bazımızın umudunu kaybettiği, bazımızın ise doğrudan inkar ettiği yıkıma çoğumuz şahit olacağız ancak bu aniden olmayacak. Bu yıkım yavaşça her yaz daha da sıcak olan hava ile gelecek. Sonrasında çıkacak kaynak savaşları, kuraklık ve kıtlık olarak devam edecek. Yıkıma şahit olurken, ‘büyüyen ekonomi’ye değip değmediğine karar vereceğiz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Ormanlar Kralı
Yaşadığımız gezegende milyonlarca farklı canlı türü, milyarlarca ise yaşayan üyesi var. Sadece insanlar olarak tüm dünyada 8 milyardan fazla nüfusa ulaştık. Ancak bizim sayımızın sürekli bir yükselişte olması diğer canlıların da benzer bir durumda olduğu anlamına gelmiyor.
İnsanların tarih öncesinden kalan en eski izlerinden günümüze kadar hareketleri incelendiğinde, doğa üzerinde hep o dönemin teknolojisinin elverdiği seviyede bir etkisi olmuştur. Taş aletlerin ve mağarada yaşamın döneminde arkalarında aletler bırakmışlar, mağaraların duvarlarına resimler çizmişlerdi, bugünümüzü tanımlayan istilacı denebilecek bir teknoloji ile ise geride bıraktığımız izler artık doğanın süregelmiş düzenini bozacak bir seviyeye ulaşmış durumdadır.
Bunun sonuçlarının olacağı aslında geçtiğimiz yüzyılın ortalarından beri belli, uyarıların başlamış olduğu bir gerçek. Ancak elbette küresel ısınma ve doğal dengenin bozulması buna neden olan eylemlerden kâr elde eden şirketlerin düzeltmeyi önemsediği bir şey değildi.
Öyle ki, bugün çoğu plastiğin geri dönüştürülemez maddeler olmasına rağmen bunun tam tersinin halkın genel bilgisinin olması bu şirketlerin onlarca yıldır sürdürdükleri propagandanın sonucu. Dikkat ederseniz 10-15 yıl öncesinde doğanın hala kurtarılabileceği ve bu değişim için gereken adımların ilk önce kişisel hayatımızdan başlaması gerektiği popüler slogandı. Ancak siz istediğiniz kadar kâğıt pipet kullanın, su kaynaklarınızı tüketen şirketler, özel jetlere sahip bir sınıfın yarattığı zararı karşılayacak bir etki yaratamayacaksınız.
Bugünün “küresel ısınmayı durdurmak için artık çok geç” retoriği de bu farkındalığa varmanıza güvenmekte. Eğer umutsuz hisseder, iş işten geçti düşüncesine kapılırsanız, herhangi bir değişim ve iyileşmenin mümkün olduğunu da düşünmezsiniz. Bu sayede değişim talep etmez, kendi gününüzü kurtarmayı hedeflersiniz.
Halbuki covidle beraber yavaşlayan bir ekonominin doğada olan neredeyse anlık etkisi hala tamamen umudumuzu kaybetmememize bir işaret. Evet kişisel değişimler hala önemli, ortalama bir insanın kullandığından katbekat fazla temiz su kullanan yapay zekadan, kâğıt pipet ve poşet yerine kumaş çantalara, günlük hayatımıza ekleyeceğimiz birkaç ek adım o kişiler birlerden milyonlara çıktığında gerçekten fark ediyor. Ancak gerçek çözüm kişisel hayatlarda değil, sistematik değişimlerde yatıyor.
Bugün Dünya Aslan Günü. Gücün, cesaretin ve gururun sembolü, bir zamanlar sadece Afrika’da değil, Anadolu’da, Avrupa’da da ormanları gezen, bugün ise neredeyse sadece Afrika’da bulunan neredeyse her kültürün sembolik hayvanlarından biri. Günümüzde doğadaki sayılarının 20 ila 25 bin arasında olduğu tahmin edilmekte. Her geçen gün habitatlarının küçülmesi, insanlarla çatışmalar ve iklim değişimi ile kalan popülasyonda tehlike altında. 2013 yılında bu durumun kamuoyunda daha çok duyurulması amacıyla 10 Ağustos Aslan günü ilan edildi, ancak aradan geçen onca yıla rağmen kazanılan zaferler uzun vadede kendini gösteren iklim sorunlarının yanında küçük kalıyor gibi.
Son bir kaç yüzyıl, insanlığın doğa üzerindeki en büyük zarara yol açtığı dönemdir. Binlerce yıldır doğanın kendini yenileyebildiği sınırlar içerisinde sağladığı kaynaklar, artık yenilenme sınırını geçip, doğrudan tüketme tarafına geçti.
Sadece bu kısa süreçte bine yakın bitki ve hayvan türünün nesli insan eliyle tükendi. Bugün bile hala bu sayının artmasına şahit olmaya devam ediyoruz, artık türünün son örnekleri olan hayvanların türün resmi olarak tükenişini ilan ediyor.
Yaşadığımız gezegenin başından defalarca neredeyse tüm yaşamı yok eden olaylar geçti. Bunlar meteorlardan kaynaklanan yıkımlar yada iklimin doğal değişimlerinden kaynaklanan, ama sonuç olarak gezegen üstündeki tüm yaşamın çoğunluğunun yok olduğu olaylardı. Ancak hiçbiri bizim şu an başımıza gelmekte olan iklim değişikliği değil.
Bu olaylar doğal nedenlerden kaynaklı olan, ani, arkasından gezegenin milyonlarca yıl alarak yeniden canlandığı olaylardı. Bizim bugün bazımızın umudunu kaybettiği, bazımızın ise doğrudan inkar ettiği yıkıma çoğumuz şahit olacağız ancak bu aniden olmayacak. Bu yıkım yavaşça her yaz daha da sıcak olan hava ile gelecek. Sonrasında çıkacak kaynak savaşları, kuraklık ve kıtlık olarak devam edecek. Yıkıma şahit olurken, ‘büyüyen ekonomi’ye değip değmediğine karar vereceğiz.