Sinema bir asrı aşmış tarihi boyunca tıpkı diğer sanat dalları gibi toplumsal hareketler ve sanatsal akımlardan etkilenmiş, kimi zamanda bu akımlara yön veren güç olmuştur.
Kameranın icadına kadar görsel sanatların çoğu elle yapılan, adeta insan kusuru ve düşüncesini doğrudan üzerinde bir işaret olarak taşıyan şekillerde üretilmekteydi. Bunun eserin kendine has bir insancıllığının, hatta sanatkar tarafından objeye verilen karakter olduğu söylenebileceği gibi, bir eserin asla objektif bir gerçekçiliğe sahip olamayacağı da söylenebilir.
Her ne kadar bu düşünce insan elinden çıkan herhangi bir şeyin objektif olamayacağının iddia edilmesine kadar ileri götürülebilirse de, bazı sanat ve yöntemlerin diğerlerine göre daha objektif olma kapasitesine sahip olduğu söylenebilir. Buradan yola çıkılarak, görsel sanatların içinde farklı medyumlar olarak kamera ve fırça ayrılabilir.
İnsan elinden, onun duygu ve düşüncelerini kullanarak ortaya çıkardığı herhangi bir şeyin objektif olamazsa bile, bir ağacın yapılan çizimi ile çekilen fotoğrafı arasında fark vardır. İki medyum içinde sanatçının kalem yada kamera arkasında verdiiği kişisel kararların varlığı inkar edilemez, ancak birinin ortaya çıkardığı eser diğerinden çok daha gerçekçi, hatta objektiftir. Çizerin kullandığı stil, kompozisyon yada çizimin her aşamasında verdiği küçük kararlar, siz o resme baktığınızda hissetiğiniz duyguları etkileyebilir.
Kameranın en büyük özelliği olan gerçekçiliği ile ise, çoğu zaman size bir ayna görüntüsü yansıtır ve sonrasını size bırakır. Peki kameranın bir makine olması onun tarafsız olmasını mümkün kılabilir mi?
Fotoğraf ve sonrasında videonun icadı daha önce geçmişte olmayan bir gerçekçiliği, anı olduğu gibi dondurabilme imkanını insanlara sundu. Bir aile fotoğrafı yada tarihi bir olayın önemli bir kaydı olarak hayatın pek çok alanında kendine yer buldu. Bir sanat dalı haline gelmesiyle ile de hikaye anlatıcılığı için keşfetmeye açık yeni bir dünya, adeta sınırlarının sürekli yıkılmaya hazır bir macera olarak öne çıktı.
Bir kamera ile yakalanan görüntü ona bakan herkes için teknik olarak aynıdır. Ancak her kişinin karakteristik farkları ve bakış açısı çoğu zaman aynı şeye bakıldığında farklı düşüncelerin ortaya çıkacağı anlamına gelir. Bu nedende eğer obje oldukça basit bir şey değilse, bir fotoğraf yada video çoğunlukla her kişide benzer yada farklı, ancak tamamen aynı olmayan düşünceler uyandıracaktır.
Sinema artık hem teknolojik hemde genel bilgi birikimi olarak ilk dönemlerinden çok ötede bir konumdadır. Her yeni dönemde kamera teknolojileri ve sinemanın bir sanat dalı olarak kullanılmasının teknikleri değişmiş ve gelişmiştir. Ayrıca sinemanın her ilerleyen döneminde kişisel tarz öne çıkmış, artık bir yönetmenin bile kendine ait bir stilinin olması onun yönetmenliğinin kalite ölçütlerinden biri haline gelmiştir. Hatta bir noktada tarafsızlığın seyirci tarafından vasat bir seçim olarak görüldüğü bile söylenebilir.
Sarkacın tam zıt tarafında ise, objektifin mümkün olduğunda subjektif olarak kullanılmasıdır. Bir makinenin çektiği görüntünün, çeken kişi tarafından küçük ama önemli detaylarla ayarlanması, görüntüye bakan kişinin daha tarafsız bir medyuma bakmasına rağmen onu yinede belli bir düşünceye yönlendirme çabasıdır.
Günümüzde artık neredeyse hepimizin her gün bir kameradan çıkan bir görüntüye bakıyoruz. Hatta çoğumuzun bir kameraya erişimi var. Bu kadar sık bir görseller geçidinde, bazen gördüğümüz şeyin karşımıza nasıl ve neden çıktığına çokta dikkat etmiyoruz.
Hatta yapay zeka gibi yeni değişkenler, neyin gerçek neyin sahte olduğunu da iyice bulandırmış durumda. Artık bir görselin bize ne anlattığını sorgulamaya kadar, ilk önce o görselin gerçekliğini sorgulamamız gerekmekte. Ancak yapay zeka gibi uygulamaların bile çalışması için zaten halihazırda bir insanın yaptığı bir eserin yüklenmesi gerekmekte. Ve her gerçek şey insan elinden çıktığına göre, insan elinden çıkmayan şeyde insanın düşünce ve bakış açısını taşımakta, onun bir yankısı haline gelmekte.
İnsan elinden çıkan her şey taraflı olduğuna, hatta makinelerin de buna dahil olduğuna şüphe yok. Üstüne yeni teknolojilerle odaklanmanın her yeni gün daha da zor olduğu bir ortam mevcut. Bu izlediğimiz bir filmden telefonda izlediğimiz kısa bir videoya kadar her şeyi kapsamakta.
Ancak bu bulanıklığa yenik düşmemeli, sürekli zorlaşsa da olsa sorgulamaya devam etmeliyiz. Çünkü makineler ne olduklarını iddia ederlerse etsinler birer araçlar. Asıl önemli olan bu araçları tutanlar ve bize sundukları sonuçlar.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Objektif Lens
Sinema bir asrı aşmış tarihi boyunca tıpkı diğer sanat dalları gibi toplumsal hareketler ve sanatsal akımlardan etkilenmiş, kimi zamanda bu akımlara yön veren güç olmuştur.
Kameranın icadına kadar görsel sanatların çoğu elle yapılan, adeta insan kusuru ve düşüncesini doğrudan üzerinde bir işaret olarak taşıyan şekillerde üretilmekteydi. Bunun eserin kendine has bir insancıllığının, hatta sanatkar tarafından objeye verilen karakter olduğu söylenebileceği gibi, bir eserin asla objektif bir gerçekçiliğe sahip olamayacağı da söylenebilir.
Her ne kadar bu düşünce insan elinden çıkan herhangi bir şeyin objektif olamayacağının iddia edilmesine kadar ileri götürülebilirse de, bazı sanat ve yöntemlerin diğerlerine göre daha objektif olma kapasitesine sahip olduğu söylenebilir. Buradan yola çıkılarak, görsel sanatların içinde farklı medyumlar olarak kamera ve fırça ayrılabilir.
İnsan elinden, onun duygu ve düşüncelerini kullanarak ortaya çıkardığı herhangi bir şeyin objektif olamazsa bile, bir ağacın yapılan çizimi ile çekilen fotoğrafı arasında fark vardır. İki medyum içinde sanatçının kalem yada kamera arkasında verdiiği kişisel kararların varlığı inkar edilemez, ancak birinin ortaya çıkardığı eser diğerinden çok daha gerçekçi, hatta objektiftir. Çizerin kullandığı stil, kompozisyon yada çizimin her aşamasında verdiği küçük kararlar, siz o resme baktığınızda hissetiğiniz duyguları etkileyebilir.
Kameranın en büyük özelliği olan gerçekçiliği ile ise, çoğu zaman size bir ayna görüntüsü yansıtır ve sonrasını size bırakır. Peki kameranın bir makine olması onun tarafsız olmasını mümkün kılabilir mi?
Fotoğraf ve sonrasında videonun icadı daha önce geçmişte olmayan bir gerçekçiliği, anı olduğu gibi dondurabilme imkanını insanlara sundu. Bir aile fotoğrafı yada tarihi bir olayın önemli bir kaydı olarak hayatın pek çok alanında kendine yer buldu. Bir sanat dalı haline gelmesiyle ile de hikaye anlatıcılığı için keşfetmeye açık yeni bir dünya, adeta sınırlarının sürekli yıkılmaya hazır bir macera olarak öne çıktı.
Bir kamera ile yakalanan görüntü ona bakan herkes için teknik olarak aynıdır. Ancak her kişinin karakteristik farkları ve bakış açısı çoğu zaman aynı şeye bakıldığında farklı düşüncelerin ortaya çıkacağı anlamına gelir. Bu nedende eğer obje oldukça basit bir şey değilse, bir fotoğraf yada video çoğunlukla her kişide benzer yada farklı, ancak tamamen aynı olmayan düşünceler uyandıracaktır.
Sinema artık hem teknolojik hemde genel bilgi birikimi olarak ilk dönemlerinden çok ötede bir konumdadır. Her yeni dönemde kamera teknolojileri ve sinemanın bir sanat dalı olarak kullanılmasının teknikleri değişmiş ve gelişmiştir. Ayrıca sinemanın her ilerleyen döneminde kişisel tarz öne çıkmış, artık bir yönetmenin bile kendine ait bir stilinin olması onun yönetmenliğinin kalite ölçütlerinden biri haline gelmiştir. Hatta bir noktada tarafsızlığın seyirci tarafından vasat bir seçim olarak görüldüğü bile söylenebilir.
Sarkacın tam zıt tarafında ise, objektifin mümkün olduğunda subjektif olarak kullanılmasıdır. Bir makinenin çektiği görüntünün, çeken kişi tarafından küçük ama önemli detaylarla ayarlanması, görüntüye bakan kişinin daha tarafsız bir medyuma bakmasına rağmen onu yinede belli bir düşünceye yönlendirme çabasıdır.
Günümüzde artık neredeyse hepimizin her gün bir kameradan çıkan bir görüntüye bakıyoruz. Hatta çoğumuzun bir kameraya erişimi var. Bu kadar sık bir görseller geçidinde, bazen gördüğümüz şeyin karşımıza nasıl ve neden çıktığına çokta dikkat etmiyoruz.
Hatta yapay zeka gibi yeni değişkenler, neyin gerçek neyin sahte olduğunu da iyice bulandırmış durumda. Artık bir görselin bize ne anlattığını sorgulamaya kadar, ilk önce o görselin gerçekliğini sorgulamamız gerekmekte. Ancak yapay zeka gibi uygulamaların bile çalışması için zaten halihazırda bir insanın yaptığı bir eserin yüklenmesi gerekmekte. Ve her gerçek şey insan elinden çıktığına göre, insan elinden çıkmayan şeyde insanın düşünce ve bakış açısını taşımakta, onun bir yankısı haline gelmekte.
İnsan elinden çıkan her şey taraflı olduğuna, hatta makinelerin de buna dahil olduğuna şüphe yok. Üstüne yeni teknolojilerle odaklanmanın her yeni gün daha da zor olduğu bir ortam mevcut. Bu izlediğimiz bir filmden telefonda izlediğimiz kısa bir videoya kadar her şeyi kapsamakta.
Ancak bu bulanıklığa yenik düşmemeli, sürekli zorlaşsa da olsa sorgulamaya devam etmeliyiz. Çünkü makineler ne olduklarını iddia ederlerse etsinler birer araçlar. Asıl önemli olan bu araçları tutanlar ve bize sundukları sonuçlar.