“Bir adam en çok açıkça kendisiyken gerçek yüzünü gizler. Ona bir maske verin, işte o zaman doğruyu söyler,” demiştir Oscar Wilde. Maskeler tarih boyunca çeşitli toplumlarda farklı anlam ve amaçlarla kendini göstermiş, hem birer obje hemde sembolize ettikleri anlamlarla kültürel hafızalarda önemli bir yere sahip olmuştur.
Maskeler pratik yönleriyle yüzü meydana gelebilecek kaza yada zararlardan koruyan bir bariyer olduğu gibi, insanlık tarihindeki en eski sanatsal geleneklerdende biridir. Paleolitik döneme kadar geriye giden kalıntılarda maskelere ait kalıntı ve çizimler tespit edilmiştir. Maskeler hayatın pek çok alanında farklı şekillerde kullanılmıştır. Ritüelistik, eğlence ve performans gibi kullanımlardan savaşlara, maskelerin şekli ve malzemesi değişmiş, ancak neredeyse her kültürde bir örneği var olmuştur.
İnanç ritüellerinde, ölen kişinin ardından yaş tutulmasında, festivallerde yada farklı sosyal durum ve geleneklerde maskelerin rolleri ve sembolize ettikleri anlamlar vardır. Eski Roma’da kimlik, persona kelimesi ‘bir maske’ anlamına gelmektedir. Bir maske takabilmek, kişinin özgürlüğünün, kendine ait bir kişiliği seçebilmesiyle, kişinin statüsünün de bir yansıması olabiliyordu.
Bir maske takmak, kişiye kendini ifadede bir özgünlük ve kimliğinde bir seçim sahibi olmayı sağlayabildiği gibi, anonimlikten gelen bir güç ve özgürlüğü de sağlar. Bu gizem hem kişisel, hemde bir grubun ortak şekilde paylaşılmış olabilir. Özellikle aynı tipte bir maske, hatta kask ve miğfer giyen bir grup insan, yaptığı herhangi bir kötü hareketi bu grup anonimliği sayesinde üstünden atabilir, suçu diğer maskeler arasında bölerek kişisel sorumluluğundan kurtulabilir. Bu maskeler ister kişilerin evinde saklı yada devletler tarafından dağıtılmış olsun, işlev ve amaçları aynıdır.
La Bauta yada Kazanova Maskesi, Venedik’in ünlü maskesidir. Uzun bir burnu andıran şekli sayesinde maskeyi takmış kişi maskesini çıkarmadan yiyip içebiliyordu. Bu maskeleri takan kişiler Venedik’teki sıkı sosyal kurallardan soyutlanmış oluyor, sosyal statüsü sıfırlanmakla kalmıyor, maske takan diğer herkesle eşitleniyordu. Bu nedenle maskeler ünlü festivalin dışında da takılabiliyor, kişinin toplum baskısından kurtuluşunu sembolize ediyordu.
Maskeler bir kimliği, kimliksizliği, değişimi ve en çokta gizemin temsilcisidirler. Beynimizin sürekli olarak bilinmeyeni bilmek istemesi, bu gizeme sahip olan kişinin belirli bir sosyal güce sahip olmasını sağlar. Bu soyut güç, bu dinamik sürdüğü sürece geçerliliğini korur. Bu güç soyuttur, çünkü merak eden kişinin bir maskeyi çekip atmasına engel olan şey, maskeli kişinin onun üstünde sahip olduğu etkidir ve bu etki aslında bir performanstır.
Günümüzde ve tarihte, maskeler en çok kişilerin farklı alanlarda sergilediği performans çevresinde var olmuştur. Belkide maskenin en öne çıktığı ve adeta bir bütün haline geldiği, sahne sanatlarının en köklüsü tiyatronun sembolünün iki maske olması, binlerce yıl öncesindeki antik Yunan tiyatrosuna kadar geri gider.
Tiyatroda maske, bir oyuncunun gerçekteki kişiliğini geri plana alarak, seyircinin gözünde tam anlamıyla oynadığı karakter bürünmesini sağlar. Özellikle antik tiyatrolarda aynı oyuncunun maskeler yada tıpkı bir maskeyi andıran ağır makyajlar sayesinde olduğundan farklı bir cinsiyet yada birden fazla karakteri oynaması mümkün olmaktaydı. Bir kişinin farklı farklı kalıplara ve istediği karakterlere bürünebilmesi bu performansı inandırıcı şekilde sahnelediği sürece mümkündü.
Maskeler kadar fiziksel olmasada, oyunculuk ve genel olarak sahne sanatları da kendi başlarına bir maskedir. Kişinin oynadığı rol ile olduğundan bambaşka bir kişi haline bürünmesi, onun belki de kendi hayatında yapmaya cesaret edemediğini yapabilmesini, eksik hissettiğine sahip olmasını yada en basit şekilde kısa bir anlığına da olsa, bir kaçış yolu bulmasını sağlar. Bu hisler sadece sahnedekilerle sınırlı değildir, bir sahneyi izleyen ve içinde o karakterle herhangi bir bağ hisseden herkes için geçerlidir.
İnsanlar tarih boyunca hikayeler anlatmışlar, dinlemişler ve sergilemişlerdir. Hikayeler bir eğlence ve kaçış olduğu kadar, kendini ifade etmenin, yalnız olmadığını bilmenin de bir yolu olmuştur. Bugün Dünya Tiyatro gününde binlerce yıl öncesinde açık gökyüzünün altında sergilenen maskeli trajedilerden günümüzdeki kompleks prodüksiyonlara, soyut yada somut bir maskenin sahip olduğu bu zengin kültürel mirasa bir bakış atmak için ele bir fırsat geçiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Maskeler
“Bir adam en çok açıkça kendisiyken gerçek yüzünü gizler. Ona bir maske verin, işte o zaman doğruyu söyler,” demiştir Oscar Wilde. Maskeler tarih boyunca çeşitli toplumlarda farklı anlam ve amaçlarla kendini göstermiş, hem birer obje hemde sembolize ettikleri anlamlarla kültürel hafızalarda önemli bir yere sahip olmuştur.
Maskeler pratik yönleriyle yüzü meydana gelebilecek kaza yada zararlardan koruyan bir bariyer olduğu gibi, insanlık tarihindeki en eski sanatsal geleneklerdende biridir. Paleolitik döneme kadar geriye giden kalıntılarda maskelere ait kalıntı ve çizimler tespit edilmiştir. Maskeler hayatın pek çok alanında farklı şekillerde kullanılmıştır. Ritüelistik, eğlence ve performans gibi kullanımlardan savaşlara, maskelerin şekli ve malzemesi değişmiş, ancak neredeyse her kültürde bir örneği var olmuştur.
İnanç ritüellerinde, ölen kişinin ardından yaş tutulmasında, festivallerde yada farklı sosyal durum ve geleneklerde maskelerin rolleri ve sembolize ettikleri anlamlar vardır. Eski Roma’da kimlik, persona kelimesi ‘bir maske’ anlamına gelmektedir. Bir maske takabilmek, kişinin özgürlüğünün, kendine ait bir kişiliği seçebilmesiyle, kişinin statüsünün de bir yansıması olabiliyordu.
Bir maske takmak, kişiye kendini ifadede bir özgünlük ve kimliğinde bir seçim sahibi olmayı sağlayabildiği gibi, anonimlikten gelen bir güç ve özgürlüğü de sağlar. Bu gizem hem kişisel, hemde bir grubun ortak şekilde paylaşılmış olabilir. Özellikle aynı tipte bir maske, hatta kask ve miğfer giyen bir grup insan, yaptığı herhangi bir kötü hareketi bu grup anonimliği sayesinde üstünden atabilir, suçu diğer maskeler arasında bölerek kişisel sorumluluğundan kurtulabilir. Bu maskeler ister kişilerin evinde saklı yada devletler tarafından dağıtılmış olsun, işlev ve amaçları aynıdır.
La Bauta yada Kazanova Maskesi, Venedik’in ünlü maskesidir. Uzun bir burnu andıran şekli sayesinde maskeyi takmış kişi maskesini çıkarmadan yiyip içebiliyordu. Bu maskeleri takan kişiler Venedik’teki sıkı sosyal kurallardan soyutlanmış oluyor, sosyal statüsü sıfırlanmakla kalmıyor, maske takan diğer herkesle eşitleniyordu. Bu nedenle maskeler ünlü festivalin dışında da takılabiliyor, kişinin toplum baskısından kurtuluşunu sembolize ediyordu.
Maskeler bir kimliği, kimliksizliği, değişimi ve en çokta gizemin temsilcisidirler. Beynimizin sürekli olarak bilinmeyeni bilmek istemesi, bu gizeme sahip olan kişinin belirli bir sosyal güce sahip olmasını sağlar. Bu soyut güç, bu dinamik sürdüğü sürece geçerliliğini korur. Bu güç soyuttur, çünkü merak eden kişinin bir maskeyi çekip atmasına engel olan şey, maskeli kişinin onun üstünde sahip olduğu etkidir ve bu etki aslında bir performanstır.
Günümüzde ve tarihte, maskeler en çok kişilerin farklı alanlarda sergilediği performans çevresinde var olmuştur. Belkide maskenin en öne çıktığı ve adeta bir bütün haline geldiği, sahne sanatlarının en köklüsü tiyatronun sembolünün iki maske olması, binlerce yıl öncesindeki antik Yunan tiyatrosuna kadar geri gider.
Tiyatroda maske, bir oyuncunun gerçekteki kişiliğini geri plana alarak, seyircinin gözünde tam anlamıyla oynadığı karakter bürünmesini sağlar. Özellikle antik tiyatrolarda aynı oyuncunun maskeler yada tıpkı bir maskeyi andıran ağır makyajlar sayesinde olduğundan farklı bir cinsiyet yada birden fazla karakteri oynaması mümkün olmaktaydı. Bir kişinin farklı farklı kalıplara ve istediği karakterlere bürünebilmesi bu performansı inandırıcı şekilde sahnelediği sürece mümkündü.
Maskeler kadar fiziksel olmasada, oyunculuk ve genel olarak sahne sanatları da kendi başlarına bir maskedir. Kişinin oynadığı rol ile olduğundan bambaşka bir kişi haline bürünmesi, onun belki de kendi hayatında yapmaya cesaret edemediğini yapabilmesini, eksik hissettiğine sahip olmasını yada en basit şekilde kısa bir anlığına da olsa, bir kaçış yolu bulmasını sağlar. Bu hisler sadece sahnedekilerle sınırlı değildir, bir sahneyi izleyen ve içinde o karakterle herhangi bir bağ hisseden herkes için geçerlidir.
İnsanlar tarih boyunca hikayeler anlatmışlar, dinlemişler ve sergilemişlerdir. Hikayeler bir eğlence ve kaçış olduğu kadar, kendini ifade etmenin, yalnız olmadığını bilmenin de bir yolu olmuştur. Bugün Dünya Tiyatro gününde binlerce yıl öncesinde açık gökyüzünün altında sergilenen maskeli trajedilerden günümüzdeki kompleks prodüksiyonlara, soyut yada somut bir maskenin sahip olduğu bu zengin kültürel mirasa bir bakış atmak için ele bir fırsat geçiyor.