SON DAKİKA
Hava Durumu

‘Kolay Yol’

Yazının Giriş Tarihi: 16.09.2026 08:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.09.2026 08:32

Hayatın zıttı ve tamamlayıcısı olarak ölüm, her ne kadar çoğumuzun mümkün olduğunca az tartışmak istediği bir konu olsa da en kesin ve değişmez gerçeklerden biridir. Hayata karşıtlığı nedeniyle onun tamamlayıcısı olması, benzer şekilde ölümün en büyük etkisinin ölen kişiden çok, arkasında hayatta kalan kişiler tarafından yaşanılması olarak kendini gösterir.

Ölüsünün arkasından yas tutmak sadece insanlara has bir davranış değildir. Pek çok canlı türünün ölen üyelerinin cesetlerini terk etmeyip arkasından yas tuttuğu, hatta filler gibi bazı türlerin uzun zaman sonra bile mezar ziyaretine benzer davranışlar sergilediği gözlemlenmiştir. İnsanlar ise duygusal ve zihinsel olarak en geniş becerilere sahip olduğundan, yas ve ölüm hakkındaki davranışları da benzer şekilde karmaşık ve farklıdır.

Ölen kişinin arkasından yapılan ritüel ve gelenekler her insanın ait olduğu kültür ve inanışa göre değişmekte, ancak genel olarak iki ana konu cesedin uygun şekilde ortadan kaldırılması ve arkada kalan kişilerin yas tutarak yaşadıkları acı ve kayıpla başa çıkmasının kolaylaştırılmasıdır. Ölümün her insanın başına er ya da geç geleceği gerçeği, insanların oluşturduğu her toplum ve kültür de ölüm ve sonrasında izlenecek bir takım davranışların oluşmasını sağlamıştır.

Peki ölümün ‘er ya da geç’ geleceği gerçeği, ölümün ‘zamansız’ yada doğal olmayan bir şekilde gerçekleşmesinin mümkün olduğu anlamına gelebilir mi?

‘Zamansız ölüm’ genel olarak kişinin sahip olduğu inançlardan bağımsız olarak, bir kişinin standart olarak görülen yaşam sırasının neresinde olduğu ile ilgilidir. Buraya göre bir çocuk kaybedilen koca bir hayat, yetişkinler içinde ‘ne kadar yetişkin’ olduğuna bakılır. Burada neden bir hastalık, kaza yada bir başka dış etken ise çoğu zaman toplum tarafından merhamet ve acıma duygusu öne çıkar, ancak ‘en zamansız ölüm’ söz konusu olduğunda işler değişir.

İntihar, tüm dünyada çoğu toplumda hala oldukça tabu bir konu. Görmezden gelip, fikrinin bile inkar edilmesi çoğu kişi için en kesin çözümlerden biri. Bu düşünce tarzı çoğu zaman intiharın daha büyük, çoğu zaman toplumsal bir sorunun semptomlarının en şiddetlisi, çoğu zaman son semptomunun olduğunun da inkar edilmesi, tüm suçun ‘zayıf’ bir kişinin işlediği bireysel bir suç olarak gizlenmesi anlamına gelmektedir.

İntihar, bir bireyin kendi ölümüne sebep olacak bir eylemi, bunun bilincinde olarak yapmasıdır. Her canlının en temel iki içgüdüsünün yaşamak ve üremek olduğu göz önüne alındığında, intiharın biyolojik olarak engellenmesi gerekmektedir, ancak böyle bir mekanizmanın olmaması da yine insanın kendi zihinsel becerileri ile alakalıdır.

Herhangi bir canlının en büyük motivasyonu acıyı önlemek üzerine kuruludur. Herhangi bir nedenden -açlık, yaralanma yada korku- hissettiği acı ve rahatsızlık onu motive eden en büyük sebeptir. Fiziksel ya da zihinsel tüm acıları gidermeye bir yol olarak intihar, teknik olarak burada bir çözüm olarak ortaya çıkabilir.

Burada sözlerimin bir intihar güzelleştirme olarak algılanmasını istemiyorum. Bu sadece en uç noktada, ölümün ne olduğunu, nasıl olduğunu algılayabilecek seviyede bir düşünce becerisine sahip bir insanın gelebileceği bir sonuç olarak, intihar fikrinin nasıl ortaya çıkabileceğinin inanılmaz şekilde basitleştirilmiş bir haritası. Bu sonuca ulaşmak için gerekli zihinsel beceriye sahip olanlarda genel olarak sadece yetişkin, zihinsel bir engeli olmayan insanlar olduğundan, intihar biyolojik olarak sadece insanların uğraştığı bir sorun.

Acı, fiziksel yada psikolojik pek çok şekilde ortaya çıkabilir. Bir kişinin ne kadar acıya ne kadar süre tolere edebileceği onun kişisel sınırları ile ilgili olduğu kadar, yaşadığı ortamın sahip olduğu şartlar da son derece önemlidir.

Bugün yaşadığımız en başta kendi toplumumuzun sahip olduğu kültürde psikolojik yaşam ve ihtiyaçlarımız doğrudan inkar edilmiyorsa, çeşitli şekilde küçümsenip geri plana atılmaya devam ediyor. Elbette fiziksel sorunların bariz şekilde daha baskın geldiği bir ortamda, psikolojik problemler oldukça ‘soyut’ kalmakta. Herkesin yaşadığı problemlere bir kişinin ‘dayanamaması’ onun ‘kolay’ olan yolu seçtiği olarak algılanmakta.

Eylül ayı tüm dünyada İntiharı Önleme ve Farkındalık Ayı olarak öne çıkmakta. Genel dünya ölümlerinin yaklaşık %1.5’i intihar nedeniyle gerçekleşmekte.

Bir kişinin çeşitli nedenlerle çekmekte olduğu acılar toplum tarafından kabul görmeyen, hatta gözle görülmeyen acılar bile olabilir, ancak bu o kişinin hissettiğinin gerçekliğini etkilemez. Bu durumun değişmesi için ilk başta intiharın kelimesinin bile bir tabu olmaktan çıkarılması, bunun bir güzelleme olarak görülmesinden çok sorunun çözümünün ilk adımı olarak, sorunun gerçekliğinin kabul edilmesi olarak görülmesi gerekmektedir.

Toplumsal durum ve dinamiklerin bireyler üstündeki etkisi düşündüğümüzden çok daha ağır ve baskıcı ancak bunu değiştirmek hepimizin elinde. Bu değişime giden yol ise ise sorunları inkar etmek, üstüne başka maskeler takarak kılığını değiştirmekten değil, ilk olarak değişime ihtiyaç olduğunu kabul etmekten geçmekte.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.