Doğaya baktığımızda canlılar genel olarak ya sürü halinde yada yalnız yaşarlar. Yalnız yaşam süren hayvanların çoğu genel olarak belli zaman ve mevsimler dışında hayatlarını tek başlarına sürdürürler. Sürü halinde yaşayanlar ise çoğunlukla derin sosyal bağlar geliştirir, topluluklar içinde hiyerarşik düzen ve dinamikler ortaya çıkar.
İnsanlar doğadaki en sosyal canlılardandır. İçine doğduğumauz toplumlar bizim en basit hayatta kalma gereksinimlerimizden yaşam kalitemize kadar hayatımızın her seviyesinde son derece etkilidir. Doğumumuzdan yetişkinliğimize doğru geçen dönemde toplumumuzun özellikle bizden büyük üyelerinden yardım ve rehberlik alır, onların sağladığı güven duygusundan besleniriz.
Ancak her ne kadar daha yaşlı önderlerimiz bize yol gösterse de, işler her zaman tıkırında yürümeyebilir. Her neslin kendinden sonrakileri beğenmeme eğiliminde oldukları tarih boyunca tekrar tekrar kendini göstermiş bir gerçektir. Yaklaşık 2400 yıl öncesinde bile Sokrates zamanının gençliği hakkında “Çocuklar artık evlerinin hizmetçisi değil tiranları. Yaşlılar gelince ayağa kalkmıyorlar. Anne babalarıyla kavga ediyor, misafir yanında konuşuyor, yemeklerini oburca yiyip, öğretmenlerinin başlarına despot kesiliyorlar.” diye yakınmaktadır.
Bir birey çocukluğundan yetişkinliğine hayatının tamamını topluluk içerisinde geçirir. Kişiden kişiye belki sosyallik derecesi değişebilir ama kişi ne kadar antisosyal olursa olsun bir noktada toplumla ilişki halinde olacaktır. En uzak üyelerin bile bir noktada içinde bulunduğu bu ortam elbette daha içindeki bireylerin düşüncelerinden, eylemlerine çoğu davranışlarını etkileyecektir.
Bu nedenle toplumlarda ortaya çıkan akım ve trendlerin gözlemlenmesi ve nereden nereye gittiklerinin çözülmesi, sağlıklı bir toplumun oluşması ve devamı için çok önemlidir. Bu gözlemlerin yapılması için en kolay yollardan biri o toplumun kültür ve eğlence ortamına göz atmaktır.
‘Sanat sanat için mi yapılır yoksa toplum için mi?’ ikilemi uzun bir süredir sorulan bir sorudur. Cevabı ise genel olarak ikisinin bir karışımı olduğudur. Sanatı yapan insan eserini toplum için yapmasa bile yaşadığı ortamdan etkilenir, bakış açısı yaşadığı topluma dair izler barındırır. Ortaya çıkan eserler toplumun değerlerini, ne kadar sofistike olduğunu ve genel olarak sanatla nasıl bir ilişkide olduğunu gösterir.
“Çok derin düşünüyorsun, o kadar da anlam ifade etmiyor. Abartıyorsun. Olmayan detayları görüyorsun. Büyütüyorsun.” Bunlar ne yazık ki yaşadığımız toplumda sanat dalları hakkında oldukça sık söylenen sözler. İlk bakışta çoğu insanın ‘aman ne olacak’ diye geçiştirdiği, izledikleri, okudukları, duydukları ne olursa olsun yüzeysel anlamdan daha derine inmediğini düşünmeleri, aslında çok büyük bir tehlike barındırmakta.
Herhangi bir şekilde ilişkide bulunduğumuz, ‘tükettiğimiz’ her sanat eseri ister en sıradan, tekrar tekrar işlenen bir konsept olsun yada son zamanlarda çıkan en yeni, en orijinal fikir, hepsi bizi etkiler. Neredeyse her yeni eser geçmişten gelen teknikler ve fikirlerin üstüne kurulduğundan, bazen geçmişte kalması daha iyi olan düşünce ve akımlarında barındırır. Örnek vermek gerekirse, eğer siz kendini Star Wars izlerken özgürlük savaşçılarına hak verip gerçek hayatta haklarını arayan insanların düzeni bozduğuna inanıyorsanız, bu sizin bazı şeyleri görüp anlamadığınız anlamına gelir.
Bu nedenle bakış açımız ve düşünme kabiliyetimizin sürekli gelişmesi için farklı, zorlayıcı, hatta kışkırtıcı ve bu sürtüşmeler sonucu ufuk açıcı eserleri ‘tüketmemiz’ çok önemli. Aynı ve benzer şeyleri tekrar tekrar tüketmek zihnimizi hantallaştırır ve bununla beraber genel bir meraksızlık, detayları görmeme durumuyla birleştiğinde ortaya endişe verici bir manzara çıkar.
Geçen gün sosyal medyada izlenme ve beğenisi yüksek sayıda bir videoda, genç-yetişkin birisi ile ondan yaşça çok daha küçük olan birisi arasında geçen diyalogta büyüğün küçüğe hangi filmleri izlediğini sorduğunda aldığı cevabın “Ben planlı medya izlemiyorum.” olması durumun ne kadar vahim olduğunu göstermekte.
Bu durumun tek nedeni kişisel tembelliğimiz de değil. Gelişen teknolojilerle hepimiz bir derece tembelleştik bu doğru- ancak yaşadığımız dünyada şuan bu teknolojiden kaçarak topluma dahil olmamız neredeyse imkansız. Bu durumun farkında olmakla beraber ayarın çoktan kaçtığı da aşikar. Telefon başında kısa videolarla geçirdiğimiz her saat bizden bir dönem tek oturuşta bitirdiğimiz bir kitap yada filmi çalıyor.
Yeni çıkan film, kitap gibi eserler bile bu değişimle uyumlu hale gelmekte. Basit, derin düşünce ve sorgulama gerektirmeyen, orijinallikten uzak hikayeler şuanda düşünce becerisinde gerilemiş bir topluma uygun seviyeye indirilmiş durumda. Sadece bu değişim ve kabulleniş bariz bir işaret.
Yaşadığımız toplum hem bizim bireyler olarak oluşturduğumuz bir bütün ve yeterince üyemizde bir aksaklık çıktığında bu sorunları yine hepimiz bir bütün olarak hissediyoruz. O videodaki cevabın teknolojik gelişmeden, sosyal medyanın gitgide kısalttığı dikkat ve odak süresine, genel olarak yükselen anti-entellektüel akımlara kadar çok çeşitli, katman katman birikmiş nedenleri var.
Bu nedenlerin toplumdaki etkisini bireysel olarak yenemeyiz, ama kendi hayatımıza da etki ettiğinin farkına varırsak değişime kendimizden başlayabiliriz. Bir sonraki adım yanımızdaki kişininde farkındalığını arttırmak olarak, negatif değişiminde aynı şekilde başladığı, küçükten büyüye yöntemi ile değişime katkı sağlamak.
Böylelikle küçük hücrelerin birleşerek oluşturduğu organizma olan toplumdaki hastalıklar temizlenerek, şimdinin yetişkinlerinin vede yarınınkilerinin yavaş yavaş kaybetmekte olduğu hayatlar çok geç olmadan kurtarılacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Kısanın Kısası Düşünceler
Doğaya baktığımızda canlılar genel olarak ya sürü halinde yada yalnız yaşarlar. Yalnız yaşam süren hayvanların çoğu genel olarak belli zaman ve mevsimler dışında hayatlarını tek başlarına sürdürürler. Sürü halinde yaşayanlar ise çoğunlukla derin sosyal bağlar geliştirir, topluluklar içinde hiyerarşik düzen ve dinamikler ortaya çıkar.
İnsanlar doğadaki en sosyal canlılardandır. İçine doğduğumauz toplumlar bizim en basit hayatta kalma gereksinimlerimizden yaşam kalitemize kadar hayatımızın her seviyesinde son derece etkilidir. Doğumumuzdan yetişkinliğimize doğru geçen dönemde toplumumuzun özellikle bizden büyük üyelerinden yardım ve rehberlik alır, onların sağladığı güven duygusundan besleniriz.
Ancak her ne kadar daha yaşlı önderlerimiz bize yol gösterse de, işler her zaman tıkırında yürümeyebilir. Her neslin kendinden sonrakileri beğenmeme eğiliminde oldukları tarih boyunca tekrar tekrar kendini göstermiş bir gerçektir. Yaklaşık 2400 yıl öncesinde bile Sokrates zamanının gençliği hakkında “Çocuklar artık evlerinin hizmetçisi değil tiranları. Yaşlılar gelince ayağa kalkmıyorlar. Anne babalarıyla kavga ediyor, misafir yanında konuşuyor, yemeklerini oburca yiyip, öğretmenlerinin başlarına despot kesiliyorlar.” diye yakınmaktadır.
Bir birey çocukluğundan yetişkinliğine hayatının tamamını topluluk içerisinde geçirir. Kişiden kişiye belki sosyallik derecesi değişebilir ama kişi ne kadar antisosyal olursa olsun bir noktada toplumla ilişki halinde olacaktır. En uzak üyelerin bile bir noktada içinde bulunduğu bu ortam elbette daha içindeki bireylerin düşüncelerinden, eylemlerine çoğu davranışlarını etkileyecektir.
Bu nedenle toplumlarda ortaya çıkan akım ve trendlerin gözlemlenmesi ve nereden nereye gittiklerinin çözülmesi, sağlıklı bir toplumun oluşması ve devamı için çok önemlidir. Bu gözlemlerin yapılması için en kolay yollardan biri o toplumun kültür ve eğlence ortamına göz atmaktır.
‘Sanat sanat için mi yapılır yoksa toplum için mi?’ ikilemi uzun bir süredir sorulan bir sorudur. Cevabı ise genel olarak ikisinin bir karışımı olduğudur. Sanatı yapan insan eserini toplum için yapmasa bile yaşadığı ortamdan etkilenir, bakış açısı yaşadığı topluma dair izler barındırır. Ortaya çıkan eserler toplumun değerlerini, ne kadar sofistike olduğunu ve genel olarak sanatla nasıl bir ilişkide olduğunu gösterir.
“Çok derin düşünüyorsun, o kadar da anlam ifade etmiyor. Abartıyorsun. Olmayan detayları görüyorsun. Büyütüyorsun.” Bunlar ne yazık ki yaşadığımız toplumda sanat dalları hakkında oldukça sık söylenen sözler. İlk bakışta çoğu insanın ‘aman ne olacak’ diye geçiştirdiği, izledikleri, okudukları, duydukları ne olursa olsun yüzeysel anlamdan daha derine inmediğini düşünmeleri, aslında çok büyük bir tehlike barındırmakta.
Herhangi bir şekilde ilişkide bulunduğumuz, ‘tükettiğimiz’ her sanat eseri ister en sıradan, tekrar tekrar işlenen bir konsept olsun yada son zamanlarda çıkan en yeni, en orijinal fikir, hepsi bizi etkiler. Neredeyse her yeni eser geçmişten gelen teknikler ve fikirlerin üstüne kurulduğundan, bazen geçmişte kalması daha iyi olan düşünce ve akımlarında barındırır. Örnek vermek gerekirse, eğer siz kendini Star Wars izlerken özgürlük savaşçılarına hak verip gerçek hayatta haklarını arayan insanların düzeni bozduğuna inanıyorsanız, bu sizin bazı şeyleri görüp anlamadığınız anlamına gelir.
Bu nedenle bakış açımız ve düşünme kabiliyetimizin sürekli gelişmesi için farklı, zorlayıcı, hatta kışkırtıcı ve bu sürtüşmeler sonucu ufuk açıcı eserleri ‘tüketmemiz’ çok önemli. Aynı ve benzer şeyleri tekrar tekrar tüketmek zihnimizi hantallaştırır ve bununla beraber genel bir meraksızlık, detayları görmeme durumuyla birleştiğinde ortaya endişe verici bir manzara çıkar.
Geçen gün sosyal medyada izlenme ve beğenisi yüksek sayıda bir videoda, genç-yetişkin birisi ile ondan yaşça çok daha küçük olan birisi arasında geçen diyalogta büyüğün küçüğe hangi filmleri izlediğini sorduğunda aldığı cevabın “Ben planlı medya izlemiyorum.” olması durumun ne kadar vahim olduğunu göstermekte.
Bu durumun tek nedeni kişisel tembelliğimiz de değil. Gelişen teknolojilerle hepimiz bir derece tembelleştik bu doğru- ancak yaşadığımız dünyada şuan bu teknolojiden kaçarak topluma dahil olmamız neredeyse imkansız. Bu durumun farkında olmakla beraber ayarın çoktan kaçtığı da aşikar. Telefon başında kısa videolarla geçirdiğimiz her saat bizden bir dönem tek oturuşta bitirdiğimiz bir kitap yada filmi çalıyor.
Yeni çıkan film, kitap gibi eserler bile bu değişimle uyumlu hale gelmekte. Basit, derin düşünce ve sorgulama gerektirmeyen, orijinallikten uzak hikayeler şuanda düşünce becerisinde gerilemiş bir topluma uygun seviyeye indirilmiş durumda. Sadece bu değişim ve kabulleniş bariz bir işaret.
Yaşadığımız toplum hem bizim bireyler olarak oluşturduğumuz bir bütün ve yeterince üyemizde bir aksaklık çıktığında bu sorunları yine hepimiz bir bütün olarak hissediyoruz. O videodaki cevabın teknolojik gelişmeden, sosyal medyanın gitgide kısalttığı dikkat ve odak süresine, genel olarak yükselen anti-entellektüel akımlara kadar çok çeşitli, katman katman birikmiş nedenleri var.
Bu nedenlerin toplumdaki etkisini bireysel olarak yenemeyiz, ama kendi hayatımıza da etki ettiğinin farkına varırsak değişime kendimizden başlayabiliriz. Bir sonraki adım yanımızdaki kişininde farkındalığını arttırmak olarak, negatif değişiminde aynı şekilde başladığı, küçükten büyüye yöntemi ile değişime katkı sağlamak.
Böylelikle küçük hücrelerin birleşerek oluşturduğu organizma olan toplumdaki hastalıklar temizlenerek, şimdinin yetişkinlerinin vede yarınınkilerinin yavaş yavaş kaybetmekte olduğu hayatlar çok geç olmadan kurtarılacaktır.