Sanat insan için hem bir kendini ifade etme yolu, hemde bir etkileme ve değiştirme girişimidir. Sanat sadece sanatçının duygu ve düşüncesini bir dışa vurumu olarak kalmaz, anlattığı, gösterdiği şeylerle o sanatın seyircisini de düşünmeye, hissetmeye teşvik eder. Seyirci bir tabloya yada karikatüre bakıyor olsun, bir şarkı dinliyor olsun, onun o sanat eserinden sonra farklı bir insan olmasını, değişmiş olmasını ister. Kişinin hayata bakış açısının büyüyüp, algısal ve duygusal sınırlarının genişlemiş olmasını ister.
Elbette her sanatçının ve yapılan her sanat eserinin böyle bir kaygısı yoktur, hatta olmasına da gerek yoktur. Sanat bir eyleme geçirici olabileceği kadar bir rahatlatıcı, soluklandırıcı rolü de görebilir. Özellikle hayatımızın temposunun sürekli yükseldiği, ruhsal olarak sıkıntılarımızın yoğunluğunun artmaya başladığı şu zamanlarda, hayatımızda bir nebze rahatlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, sınırları düzenli olarak zorlanmayan bir zihin her yönüyle küçülmeye, yozlaşmaya başlar.
Sinema, farklı duyulara aynı anda ulaşabilmesi ve yapımında çeşitli sanat dallarından faydalanarak yeni ve özel eserler sunabilmesi yönüyle, ortaya ilk çıkışından günümüze kadar, sınırlarının sadece dönemin teknolojisi ve seyircisi tarafından belirlenmiş bir sanat dalı olmuştur.
Teknolojik sınırlandırmalar çoğu zaman filmin sahne arkasındaki teknik yüzünde sınırlı kalmış, sadece 20-30 sene öncesiyle bile karşılaştırıldığında, günümüzdeki teknolojinin aştığı engeller, ulaştığı yeni sınırlar hayranlık vericidir. Ancak seyircilerin fark ederek yada etmeyerek koyduğu sınırları aşmak, her dönem için bir kameranın teknik sınırlarının etrafından dolaşmaktan çok daha zorlu olmuştur.
Sinemanın ilk dönemleri, tiyatro gibi canlı sahne sanatlarındaki oyunların ve oyunculukların, halk tarafından bilinen hikayelerin uyarlandığı kısa filmler olmuştur. Ses ve müzikler daha sonrasında eklenmiş, renk ise 20. yüzyılın ortalarında ancak Amerika gibi öncü ülkelerde yaygın hale gelmiş, sinemanın en prestijli teknolojileri dünyanın kalanına zamanla yayılmıştır.
Sinema insanda mutluluk, üzüntü, korku ve daha pek çok duyguyu yaşatan bir sanat dalıdır. Günümüzde çoğu kişi iyi bir filmi onda uyandırdığı duyguların büyüklüğü ile ölçer. Film hem teknik hemde seyircileriyle beraber geliştikçe, geçmişte sahip olduğu pek çok ‘abartı’ yada ‘eski’ geleneklerini geride bırakmış, her yeni döneminde daha yüksek, daha elit bir sanat haline gelmiştir.
Bu tek başına kötü bir şey değildir, her sanat dalı ortaya çıkışından itibaren değer gördüğü sürece gelişir. Ancak bu gelişmenin hızı ve yönü tarih boyunca çoğu zaman sosyal ve ekonomik etkiler altında kalmış, bu iki faktörün izin verdiği kadar ilerlemiştir. Sinemada özellikle günümüzde geldiği haliyle bunun belkide en büyük örneklerinden biridir.
Bir film çekmek aslında bir telefon kamerasına sahip olmanın yeteceği kadar ucuz ve ulaşılabilir olabilir. Ancak çektiğiniz filmin ulaşmasını istediğiniz seyirciye ulaşması ve vizyonunuzun filminizde aynen uygulanabilmesi için çoğu zaman sadece bir telefon ve istek yeterli olmayabilir. Burada, sanatçının sanatını paylaşması ve üretmesi aşamalarında ona destek çıkan, teknik tarafı halleden kuruluşlar, sinemanın ilk dönemlerinden beri sayısız tanesinin kurulup kapandığı, bazılarının devasa hale geldiği stüdyolar öne çıkar.
Stüdyolar her ne kadar geçmiş haftalarda yaşanan ve sonuçlanan Oscar ödülleri gibi ödül programlarında ve yarış kampanyalarında sanat ve sanatçının destekçisi olduklarını iddia etselerde, sinemanın günümüzde geldiği ‘kendimiz çalalım kendimiz oynayalım’ ve ‘paradan haber ver’ ortamlarının sorumlusu şirketlerden öteye geçememektedirler.
Ödül törenleri her sene beraberinde belirli bir drama getirmekte, ama bu sene ilginç şekilde özellikle online tartışmalar daha önceki senelerden de saçma konular için yaşandı. Timoti Şamale’nin maçoluk şovlarındansa, bu ödüllerin hiç olmadığı kadar taklitçi olduklarının daha fazla konuşulması gerekti.
En iyi film ve en iyi yönetmen ödülünün sahibi bir ‘sanatçı’, politik mesajı sayesinde bu ödülleri kazanmış bir filmin gerçek dünyada olup bitenlerden soyut bir şekilde var olduğunu iddia edemez. Ve güya dünyanın en büyük entellektüelleri olarak adlandırılan insanlar buna alkış tutmamalı.
Bu ödüllerin ne kadar önemsiz olduğu, bir eserin asıl ödülünün kültürde elde ettiği etki ve yeri olduğu söylenebilir. Ancak bu ödüller artık şirketlerin elinde olan bir endüstride hala bütçe ve yeni çekilecek filmlerin geleceğini yönetecek. Filmlerin söylediğini sanatçısı söyleyemezse, sanatçı konuştuğunda da filmi çekilmez, çekilirse izlenemez, büyüklerden biri engeller ve dağıtımını reddederse, bir sanat olarak bu işin sonu nerede gidecek?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Kimin Ödülü?
Sanat insan için hem bir kendini ifade etme yolu, hemde bir etkileme ve değiştirme girişimidir. Sanat sadece sanatçının duygu ve düşüncesini bir dışa vurumu olarak kalmaz, anlattığı, gösterdiği şeylerle o sanatın seyircisini de düşünmeye, hissetmeye teşvik eder. Seyirci bir tabloya yada karikatüre bakıyor olsun, bir şarkı dinliyor olsun, onun o sanat eserinden sonra farklı bir insan olmasını, değişmiş olmasını ister. Kişinin hayata bakış açısının büyüyüp, algısal ve duygusal sınırlarının genişlemiş olmasını ister.
Elbette her sanatçının ve yapılan her sanat eserinin böyle bir kaygısı yoktur, hatta olmasına da gerek yoktur. Sanat bir eyleme geçirici olabileceği kadar bir rahatlatıcı, soluklandırıcı rolü de görebilir. Özellikle hayatımızın temposunun sürekli yükseldiği, ruhsal olarak sıkıntılarımızın yoğunluğunun artmaya başladığı şu zamanlarda, hayatımızda bir nebze rahatlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, sınırları düzenli olarak zorlanmayan bir zihin her yönüyle küçülmeye, yozlaşmaya başlar.
Sinema, farklı duyulara aynı anda ulaşabilmesi ve yapımında çeşitli sanat dallarından faydalanarak yeni ve özel eserler sunabilmesi yönüyle, ortaya ilk çıkışından günümüze kadar, sınırlarının sadece dönemin teknolojisi ve seyircisi tarafından belirlenmiş bir sanat dalı olmuştur.
Teknolojik sınırlandırmalar çoğu zaman filmin sahne arkasındaki teknik yüzünde sınırlı kalmış, sadece 20-30 sene öncesiyle bile karşılaştırıldığında, günümüzdeki teknolojinin aştığı engeller, ulaştığı yeni sınırlar hayranlık vericidir. Ancak seyircilerin fark ederek yada etmeyerek koyduğu sınırları aşmak, her dönem için bir kameranın teknik sınırlarının etrafından dolaşmaktan çok daha zorlu olmuştur.
Sinemanın ilk dönemleri, tiyatro gibi canlı sahne sanatlarındaki oyunların ve oyunculukların, halk tarafından bilinen hikayelerin uyarlandığı kısa filmler olmuştur. Ses ve müzikler daha sonrasında eklenmiş, renk ise 20. yüzyılın ortalarında ancak Amerika gibi öncü ülkelerde yaygın hale gelmiş, sinemanın en prestijli teknolojileri dünyanın kalanına zamanla yayılmıştır.
Sinema insanda mutluluk, üzüntü, korku ve daha pek çok duyguyu yaşatan bir sanat dalıdır. Günümüzde çoğu kişi iyi bir filmi onda uyandırdığı duyguların büyüklüğü ile ölçer. Film hem teknik hemde seyircileriyle beraber geliştikçe, geçmişte sahip olduğu pek çok ‘abartı’ yada ‘eski’ geleneklerini geride bırakmış, her yeni döneminde daha yüksek, daha elit bir sanat haline gelmiştir.
Bu tek başına kötü bir şey değildir, her sanat dalı ortaya çıkışından itibaren değer gördüğü sürece gelişir. Ancak bu gelişmenin hızı ve yönü tarih boyunca çoğu zaman sosyal ve ekonomik etkiler altında kalmış, bu iki faktörün izin verdiği kadar ilerlemiştir. Sinemada özellikle günümüzde geldiği haliyle bunun belkide en büyük örneklerinden biridir.
Bir film çekmek aslında bir telefon kamerasına sahip olmanın yeteceği kadar ucuz ve ulaşılabilir olabilir. Ancak çektiğiniz filmin ulaşmasını istediğiniz seyirciye ulaşması ve vizyonunuzun filminizde aynen uygulanabilmesi için çoğu zaman sadece bir telefon ve istek yeterli olmayabilir. Burada, sanatçının sanatını paylaşması ve üretmesi aşamalarında ona destek çıkan, teknik tarafı halleden kuruluşlar, sinemanın ilk dönemlerinden beri sayısız tanesinin kurulup kapandığı, bazılarının devasa hale geldiği stüdyolar öne çıkar.
Stüdyolar her ne kadar geçmiş haftalarda yaşanan ve sonuçlanan Oscar ödülleri gibi ödül programlarında ve yarış kampanyalarında sanat ve sanatçının destekçisi olduklarını iddia etselerde, sinemanın günümüzde geldiği ‘kendimiz çalalım kendimiz oynayalım’ ve ‘paradan haber ver’ ortamlarının sorumlusu şirketlerden öteye geçememektedirler.
Ödül törenleri her sene beraberinde belirli bir drama getirmekte, ama bu sene ilginç şekilde özellikle online tartışmalar daha önceki senelerden de saçma konular için yaşandı. Timoti Şamale’nin maçoluk şovlarındansa, bu ödüllerin hiç olmadığı kadar taklitçi olduklarının daha fazla konuşulması gerekti.
En iyi film ve en iyi yönetmen ödülünün sahibi bir ‘sanatçı’, politik mesajı sayesinde bu ödülleri kazanmış bir filmin gerçek dünyada olup bitenlerden soyut bir şekilde var olduğunu iddia edemez. Ve güya dünyanın en büyük entellektüelleri olarak adlandırılan insanlar buna alkış tutmamalı.
Bu ödüllerin ne kadar önemsiz olduğu, bir eserin asıl ödülünün kültürde elde ettiği etki ve yeri olduğu söylenebilir. Ancak bu ödüller artık şirketlerin elinde olan bir endüstride hala bütçe ve yeni çekilecek filmlerin geleceğini yönetecek. Filmlerin söylediğini sanatçısı söyleyemezse, sanatçı konuştuğunda da filmi çekilmez, çekilirse izlenemez, büyüklerden biri engeller ve dağıtımını reddederse, bir sanat olarak bu işin sonu nerede gidecek?