SON DAKİKA
Hava Durumu

Kimden Kime İzin

Yazının Giriş Tarihi: 15.02.2026 18:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.02.2026 18:03

İronik şekilde, hayattaki bazı kavramlar bir şeyin varlığından çok eksiklikleri ile tanımlanır. Örneğin gece yada karanlık, kendi başına bir kavram olduğu kadar aslında güneş ve ışığın yokluğu olarak öne çıkar. Her dönemde insan için en önemli kavramlardan biri olarak özgürlükte aynen bu şekilde, sınır ve hudutların yokluğu olarak öne çıkar, ancak bunun ne kadar gerçekleştirilebildiği her dönemde tartışılan bir konudur.

Kelime anlamı olarak kişinin engellerle, kısıtlamalarla karşılaşmadan istediği kararı alabilmesi ve hareket edebilmesidir. Her ne kadar tanımı oldukça belirgin olsada, özgürlüğün uygulaması esasen bir ‘durum’ olarak ortaya çıkmıştır. Özgürlüğün uygulanması değişebilir ve sınırları şartlara göre ‘ayarlanabilir’ bir durumdur. Bazense hiç beklenilmediği anda, sahip olan kişinin elinden bile alınabilir.

Tarihteki çoğu tartışma, sürtüşme ve anlaşmazlıklar büyüdüğünde ortaya çıkan savaşlar, yakın yada uzaktan her zaman özgürlükle alakalı olmuştur. Belli bir alanı yada kaynağı kendi istediği gibi kullanma hakkı için birbirleriyle savaşan farklı halklar, yada kendi arasında farklı istekler doğrultusunda ortaya çıkan kavga ve karışıklıklar. Her taraf kendi tarafından kendi için tanımladığı özgürlük sınırları için savaşmıştır.

Felsefi açıdan bakıldığında ise mutlak özgürlük diye bir şey yoktur. Örneğin bir kişi sırf çok istiyor diye kanat çıkarıp uçamaz, çünkü halihazırda onu sınırlayan, değişmez unsurlar vardır. Özgürlükler ilk başta bu maddi seviyede kısıtlanır. Sonrasındaki sınırlar ise insanların kendi kendilerine ortaya attığı ve saygı duymayı seçtiği sınırlar, soyut sınırlar gelir. Örneğin bir insanın bir başkasını öldürmesinin bir suç olması soyut bir sınır, ancak arkasından izlediği yargı ve cezalarla somutlaşan bir sınırdır.

Özgürlüğün kısıtlanmasının iyi bir şey olup olmadığı kompleks bir durumdur. Can ve mal güvenliği gibi basit sınırların ötesine geçildiğinde, konu ya bir felsefe konusuna dönmekte, yada hangi noktada sınırların kimin kime, neye göre karar verdiği bir sorunsal haline gelmektedir.

Hoşgörü paradoksu tamda bu noktada ortaya çıkan bir paradokstur. Özgürlük engelsizlikle tanımlanır, ancak toplumda yaşamanın, diğer insanların yaşam hakkına saygı duymanın bir kişinin özgürlük ve sınırsızlığına engel oluşturduğu da söylenebilir. Bu durumda her ikisinin de hakkının savunulması için, ikisinin de sınırlandırılması gerektir. Paradoks tam da burada zıtlığıyla ortaya çıkar, bir başkasını kısıtlamazsan, diğerini kısıtlarsın.

Özgürlüğün felsefe kısmı burada biter. Çünkü bu paradoks tarihte Naziler ve faşizimin ortaya çıkışı ve onlarla savaşılması ile ortaya çıkmıştır. Bir insanın ne kadar insan olduğu tartışılmaya açılabiliyorsa, zaten mutlak özgürlüğün insanlara yarayacak bir şey olmadığı gayet açıktır.

Peki bu noktaya nasıl gelinir? Bir başka insanın cinsiyetinden, ırkından yada bir başka ‘anormalliğinden’ kaynaklanan farklılığı, kimin neye göre vardığı bir karardır?

Burada mantık aranmasına gerek olmayan, insanların hem en büyük becerisi, bazende en büyük problemi olarak ‘ortak karar’ verme becerisi öne çıkar. Şöyle ki, eğer tüm insanlar 2+2=5 sonucunu benimsemeye karar verirlerse, siz tek bir kişi olarak ömrünüzün sonuna kadar ‘4’ ü savunsanızda, bir şey elde edemezsiniz. Hatta ekstrem bir durumda ömrünüzün sonu çok uzakta da olmaz zaten.

Bu noktaya giden yol asla büyük bir değişimle başlamaz. Her zaman tencerede yavaşça kaynatılan kurbağa misali şekilde gelişir. İlk başta herkesin sahip olduğu bir özgürlük hepten yok edilmez.

İlk önce biraz kötülenir. Türkiye’de yok mu? Dışarı çıkıp, yada getirtip ne yapacaksınız?

Sonra biraz zorlaştırılır, ama tamamen engellenmez. Yeteri kadar insan hala o özgürlüğe sahipse, artık o hakka sahip olmayan azınlığın görmezden gelmesi kolaylaşır. Benim ailem zaten memur, pasaportum yeterli. Yaptığım alışverişte zaten sınırın altında.

Sonra bir gün haklarınız kâğıt üzerinde mevcutken, uygulamada yok olmuşlar. Üstüne bundan sorumlu olan iki taraftan biri yukarıdan size ‘mızmızlanıyorsunuz’ diye kızıyor, diğerinde yanınızdan yukarıdakine hak veriyor.

Olan sadece o seviyeye gelinceye kadar sesini çıkarmayan, iş işten geçtikten sonrada tam hakkını bile değil, arasını (#30euro) arayan, yasağa yasaklandı değil ‘iptal edildi’ diyen size, bize oluyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.