Dünya üzerinde pek çok şehir tarih boyunca kurulmuş, yükselmiş, el değiştirmiş, bazen gurur ve inatla yine ayakta kalmış, bazısı ise zaman ve değişen şartlara yenik düşmüş, unutulup gitmiştir. Bursa ise milattan önce 8500 yıl kadar geriye uzanan tarihi ile üzerinden nice kavimlerin geçtiği, uğruna savaştığı ve memleketi, vatanı gördüğü özel ve değerli bir şehir olmuştur.
Bursa farklı ilçelerindeki höyüklerde, insanlığın tarihteki ilk kalıcı yerleşimlerinin örneklerinin kalıntılarını barındırır. Mezopotamya ve Anadolu’da ortaya çıkan ilk medeniyetlerin hakimiyetine girmiş, Bithynialılardan Perslere, İskender’e ve Roma’ya kadar pek çok krallık ve imparatorluğun eline geçmiştir.
Bursa’nın ismini de bu zengin geçmişinden, antik Bithynia kralı I.Prusias’tan aldığı söylenir. Uludağ, Yunan mitolojisindeki Olympos dağı olarak adlandırılır ve Bursa Roma döneminde Prusa ad Oliympium, ‘Olympos Bursa’sı’ ismini alır.
Roma’da Hıristiyanlığın başlaması ve yayılması ile, Bursa ve çevresi yeni bir anlam ve değer kazanır. Uludağ’da sayısı elliyi geçen kilise ve manastır bulunur, dağın ismi bu nedenle Keşiş Dağı, Ruhban Dağı gibi isimler alır. İznik’te toplanan konsüller Hıristiyanlık tarihinin en önemli olaylarındandır.
Türkler ilk defa Anadolu’ya geldiklerinde ve İslam’la tanıştıklarında, Bursa ve çevresindeki bölgeler Roma’nın devamı olan Bizans’ın kontrolü altındadır. Türklerin beylikleri Anadolu’ya yayılmış, dönemin merkezi gücü Selçuklu’nun başta Moğol istilaları ve diğer nedenlerle zayıfladığı bir ortamda Kayı boyundan Osmanlı Beyliği Bizans’la sınır bölgesinde kurulmuş, uç beyliği olmuştur. Bu Anadolu’nun ve Bursa’nın tarihindeki bir başka değişimin, bir başka yeni dönemin başlangıcıdır.
1299 yılında Söğüt’te kurulan beylik Bursa’nın bugün çevre ilçeleri olan İnegöl, Yenişehir, İznik ve Bilecik gibi şehirleri bünyesinde barındırmaktaydı. 1300’lerin başına gelindiğinde Osmanlı Beyliği bölgede söz sahibi, önemli bir güç dengesiydi. Amaç batıya doğru genişlemeye devam etmek, özellikle Bursa’nın fethiydi.
Bursa’yı günümüzde tüm ilçelerinde büyük yapılaşmanın olduğu büyük bir şehir olarak görmekteyiz, ancak fethedilen alan merkezde surlarla çevrili, şimdinin genişliğiyle karşılaştırıldığında oldukça küçük bir bölgeydi. 1324 yılında Osman Gazi’nin önderliğinde kuşatma başlamış, babasının hastalanmasına sonra öne çıkan Orhan Gazi yıllar süren kuşatma sonrasında 6 Nisan 1926 yılında şehir Osmanlılara teslim olmuştur.
Dünya üzerindeki neredeyse her toprak birinin sahipliğinden bir başkasına çeşitli yollarla geçmiştir. Bu ister kuşatma ve savaş ile olsun, ister barış hatta alışveriş. Ama bir yere kâğıt üzerinde sahip olmak o insanın o toprağa ait olduğu anlamına gelmez.
Burada o kişilerin belirli bir emek harcaması, o toprağa ait olmayı hak edebilmek için uğraşması gerekir. Bu kural herhangi bir yerin yerlisi, oranın insanı olan herkes için geçerlidir. Bir şehri fethetmek yetmez, alabilmek kadar bakmak, yaşatmakta önemlidir.
Fethedilmesiyle artık Osmanlıları bir beylikten bir devlete dönüştüren, bu sene bir Türk şehri olmasının 700. yılını kutlayan Bursa tarih ve kültür kumaşı en zengin şehirlerden biridir. 700 yıl öncesinden bugüne üzerinde her döneminde mimarisine, buradan doğan kültür sanatına eklendiği, doğasının güzelliği ve bereketinden her geçen gezginin hayranlıkla bahsettiği bir şehir olmuştur.
Bugün Bursa’nın 21. yüzyıldaki sakinleri olarak, bu şehri bize alanların, bakanların ve bizden çağlar öncesinde yaşayan ama şehre dair yine bir şeyler bırakan tüm Bursalıların tarihini hatırlamalı, ve bizden geriye ne kalacağını -hatta kalamayacağını düşünmeliyiz.
Uludağ’ın gölgesinde, toprağı ve suyunun, yeşilinin bereketiyle bilinen Bursa ne yazık ki artık tarihte anlatıldığı halinden çok uzakta. Sadece bizim tarihimizde 700 yıldır doğası, bereketi bozulmamış bir şehir nasıl oldu da son birkaç yılda bu hallere düştü, düşürüldü? Biz Bursalılar olarak gerçek değişime ve farkındalığa ne zaman ulaşacağız, harekete geçeceğiz?
Geçmişimizdeki tarihi, toprağı ve fetihleri sahiplenmek, hak iddia etmek sadece bizden öncekileri övmekle bitmiyor. Önemli, zor olan bize kalanı bizden sonrasına ne kadar iyi şekilde bırakacak olduğumuz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Kimden Kime
Dünya üzerinde pek çok şehir tarih boyunca kurulmuş, yükselmiş, el değiştirmiş, bazen gurur ve inatla yine ayakta kalmış, bazısı ise zaman ve değişen şartlara yenik düşmüş, unutulup gitmiştir. Bursa ise milattan önce 8500 yıl kadar geriye uzanan tarihi ile üzerinden nice kavimlerin geçtiği, uğruna savaştığı ve memleketi, vatanı gördüğü özel ve değerli bir şehir olmuştur.
Bursa farklı ilçelerindeki höyüklerde, insanlığın tarihteki ilk kalıcı yerleşimlerinin örneklerinin kalıntılarını barındırır. Mezopotamya ve Anadolu’da ortaya çıkan ilk medeniyetlerin hakimiyetine girmiş, Bithynialılardan Perslere, İskender’e ve Roma’ya kadar pek çok krallık ve imparatorluğun eline geçmiştir.
Bursa’nın ismini de bu zengin geçmişinden, antik Bithynia kralı I.Prusias’tan aldığı söylenir. Uludağ, Yunan mitolojisindeki Olympos dağı olarak adlandırılır ve Bursa Roma döneminde Prusa ad Oliympium, ‘Olympos Bursa’sı’ ismini alır.
Roma’da Hıristiyanlığın başlaması ve yayılması ile, Bursa ve çevresi yeni bir anlam ve değer kazanır. Uludağ’da sayısı elliyi geçen kilise ve manastır bulunur, dağın ismi bu nedenle Keşiş Dağı, Ruhban Dağı gibi isimler alır. İznik’te toplanan konsüller Hıristiyanlık tarihinin en önemli olaylarındandır.
Türkler ilk defa Anadolu’ya geldiklerinde ve İslam’la tanıştıklarında, Bursa ve çevresindeki bölgeler Roma’nın devamı olan Bizans’ın kontrolü altındadır. Türklerin beylikleri Anadolu’ya yayılmış, dönemin merkezi gücü Selçuklu’nun başta Moğol istilaları ve diğer nedenlerle zayıfladığı bir ortamda Kayı boyundan Osmanlı Beyliği Bizans’la sınır bölgesinde kurulmuş, uç beyliği olmuştur. Bu Anadolu’nun ve Bursa’nın tarihindeki bir başka değişimin, bir başka yeni dönemin başlangıcıdır.
1299 yılında Söğüt’te kurulan beylik Bursa’nın bugün çevre ilçeleri olan İnegöl, Yenişehir, İznik ve Bilecik gibi şehirleri bünyesinde barındırmaktaydı. 1300’lerin başına gelindiğinde Osmanlı Beyliği bölgede söz sahibi, önemli bir güç dengesiydi. Amaç batıya doğru genişlemeye devam etmek, özellikle Bursa’nın fethiydi.
Bursa’yı günümüzde tüm ilçelerinde büyük yapılaşmanın olduğu büyük bir şehir olarak görmekteyiz, ancak fethedilen alan merkezde surlarla çevrili, şimdinin genişliğiyle karşılaştırıldığında oldukça küçük bir bölgeydi. 1324 yılında Osman Gazi’nin önderliğinde kuşatma başlamış, babasının hastalanmasına sonra öne çıkan Orhan Gazi yıllar süren kuşatma sonrasında 6 Nisan 1926 yılında şehir Osmanlılara teslim olmuştur.
Dünya üzerindeki neredeyse her toprak birinin sahipliğinden bir başkasına çeşitli yollarla geçmiştir. Bu ister kuşatma ve savaş ile olsun, ister barış hatta alışveriş. Ama bir yere kâğıt üzerinde sahip olmak o insanın o toprağa ait olduğu anlamına gelmez.
Burada o kişilerin belirli bir emek harcaması, o toprağa ait olmayı hak edebilmek için uğraşması gerekir. Bu kural herhangi bir yerin yerlisi, oranın insanı olan herkes için geçerlidir. Bir şehri fethetmek yetmez, alabilmek kadar bakmak, yaşatmakta önemlidir.
Fethedilmesiyle artık Osmanlıları bir beylikten bir devlete dönüştüren, bu sene bir Türk şehri olmasının 700. yılını kutlayan Bursa tarih ve kültür kumaşı en zengin şehirlerden biridir. 700 yıl öncesinden bugüne üzerinde her döneminde mimarisine, buradan doğan kültür sanatına eklendiği, doğasının güzelliği ve bereketinden her geçen gezginin hayranlıkla bahsettiği bir şehir olmuştur.
Bugün Bursa’nın 21. yüzyıldaki sakinleri olarak, bu şehri bize alanların, bakanların ve bizden çağlar öncesinde yaşayan ama şehre dair yine bir şeyler bırakan tüm Bursalıların tarihini hatırlamalı, ve bizden geriye ne kalacağını -hatta kalamayacağını düşünmeliyiz.
Uludağ’ın gölgesinde, toprağı ve suyunun, yeşilinin bereketiyle bilinen Bursa ne yazık ki artık tarihte anlatıldığı halinden çok uzakta. Sadece bizim tarihimizde 700 yıldır doğası, bereketi bozulmamış bir şehir nasıl oldu da son birkaç yılda bu hallere düştü, düşürüldü? Biz Bursalılar olarak gerçek değişime ve farkındalığa ne zaman ulaşacağız, harekete geçeceğiz?
Geçmişimizdeki tarihi, toprağı ve fetihleri sahiplenmek, hak iddia etmek sadece bizden öncekileri övmekle bitmiyor. Önemli, zor olan bize kalanı bizden sonrasına ne kadar iyi şekilde bırakacak olduğumuz.