Hayatımızı nasıl yaşadığımız, nasıl hissettiğimiz ilk olarak sahip olduğumuz vücuttan geçmekte. Hayat kalitemizin en büyük belirleyicilerinden biri olarak, bedenimizin sağlığı yaşadığımız hayatı da en iyi şekilde yaşayabilmemiz için en temel ihtiyaçlarımızdan biridir.
Bedenimizin hareket kabiliyet ve sistemlerinin sağlıklı, düzenli işlemesi, ilk başta hissettiğimiz her hangi bir rahatsızlıkta sonrasında da bir uzantısı olarak günlük yaşamımızı ne kadar dolu dolu yaşadığımızda belirleyicidir. Bedenin basit ihtiyaçları olan hava ve yeme içme gibi sıranın en başlarında gelen uyku, bazen çeşitli nedenlerle kalitesinin ve ne kadar uzun süre olmasının geri plana atıldığı, ama insanın uzun vadede hayatını en çok etkileyen ihtiyaç ve davranışlarından biridir.
Uyku vücut fonksiyonlarının büyük ölçüde işlemeyi azalttığı, bilincin ve farkındalığın geçici olarak kapandığı ancak bu sırada vücudun kendini hem enerji hemde sağlık açısından büyük ölçüde yenilediği ve dinlendiği, biyolojik bir olaydır. İnsanlar gibi neredeyse tüm canlılar uykuya yada uykuya benzer dinlenme anlarına ihtiyaç duyar, sadece ne kadar ve nasıl gibi oranlar değişmektedir. Bazı canlılar insanlardan fazla yada az süre uykuyla yaşamını devam ettirebilir. İnsanlar arasında da yaş, cinsiyet, bedensel farklılıklar gibi pek çok etken kişinin ne kadar uyuması yada ne şekilde uyuması gerektiğini belirler.
Uyku düzeni, canlının yaşam tarzı ve bundan doğan enerji ihtiyacı ile doğrudan ilişkilidir. Örneğin belkide uykuyla en özdeşleşmiş imaja sahip olan tembel hayvanların, bir günde 15 ila 20 saat arasında uyuduğu bilinmektedir. Ancak daha sonra yapılan araştırmalarda bu sayının aslında türün sadece esaret altında olan üyelerinde gözlendiği, doğadakilerin ise 9-10 saat arasında uyuduğu tespit edilmiştir.
Burada genel olarak yemeklerinin hazır, tehlikelerden korunmuş üyelerin daha ‘tembel’ olması gözlemi yapılabilir. Doğadaki üyelerin aynı zamanda genel olarak gündüz uyuduğu, geceleri harekete geçtiği bilinmektedir. Bu hayvanların ‘tembel’ olarak görünmesi ise aslında biyolojik bir ihtiyaçtır. Yedikleri besinin az olması ve sindirim hızlarının yavaşlığı, bu hayvanın enerjisini korumak için yavaş hareket etmesine neden olmaktadır. Bu kadar reklama rağmen aslında en çok uyuyan canlı günde 20 saatle Koala’dır. Belkide bir sevimli burunları var diye, imajları çok farklı.
İnsanlarında uyku düzeni tarih boyunca yaşadığı hayat tarzı ve bulunduğu coğrafyaya göre değilmiştir. Tarih öncesine, ve sonrasında bazı göçebe toplumlara bakıldığına aslında güneşin batmasından sonra hayat sessizleşmemiş, insanlar gece ve gündüz farklı aralıklarla uyku ihtiyaçlarını gidermişler, yapmaları gereken işler uyku düzenini belirlemiştir. Günümüzde de aslında durum pek farklı değildir.
Özellikle gecenin karanlığını giderecek ışık kaynaklarının bulunması ve yaygınlaşmasıyla, uyku düzenleri de değişmiş, gece de aktivitelere açık hale gelmiştir. Günümüzde ise bu imkan ve teknolojiler öyle bir hale gelmiştir ki, tüm gece gündüz gibi aydınlık geceler, gündüzün bir uzantısı haline gelmiştir.
Bu pek çok yönden uyku düzenimizi ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Vücudumuzun sadece tam karanlıkta salgıladığı hormon ve olayın biyolojik mekanizmasınanın çalışmasında neden olduğu sorunlara ek olarak, uykuyu kafamızda ne şekilde tanımladığımız da değişime uğramıştır.
Sürekli üretim ve tüketimin artması için çalışılan bir düzende, her geçen gün fiziksel ve zihinsel olarak kişiyi rahatlatan, güncelleyen ve ona iyi hissettiren, ancak herhangi bir iş yada kazanç sağlamayan her davranış hor görülmekte, zaman kaybı olarak değerlendirilmektedir. Bunu sanat ve oyundan başlatıp, uyku düzenimize kadar genişletmek mümkündür.
Günümüzde en bilinen uyku bilgisi muhtemelen ‘günde 7-8 saat bölünmemiş uyku’dur. Bunun bile hayattaki stres ve her bir bireyin üstündeki sorumluluklarla ne kadar mümkün olduğu sorgulanmaktayken, aslında bu sayının bile yetersiz olduğunu biliyor muydunuz?
Kadınlar için bu sayının zaten baştan yetersiz olmasının yanısıra, bu sayı herhangi bir medikal bilgiden değil, Henry Ford gibi kişilerin planladığı çalışma planından gelmekte. 8 saat çalışma, 8 saat uyku ve 8 saat diğer aktiviteler fikri, yetişkin bir erkeğin güçten düşmeden, yavaşlamadan çalışabileceği maksimum zamanı esas alan bir iş planı aslında. Tabi burada erkek bireyin günlük ihtiyaçlarını karşılayacak bir karısının olduğu varsayılmakta.
Günümüzde her bireyin artık sahip olduğu sorumlulukların her açıdan arttığını ancak iş yükünün de azalmadığını, sadece her gece uykudan çalınan 1-2 saatten gözlemlemek mümkün. Bugün Dünya Uyku Günü’nde, kaliteli uyku için bireylerin bilgilendirilmesi yönünde çeşitli kurumlar ve etkinlikler yapılıyor olsada, sorunun aslında kişisel problemlerden değil sistemsel olduğunun farkına varılması ve uygun adımlar atılması gerekmekte.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
İyi Uykular
Hayatımızı nasıl yaşadığımız, nasıl hissettiğimiz ilk olarak sahip olduğumuz vücuttan geçmekte. Hayat kalitemizin en büyük belirleyicilerinden biri olarak, bedenimizin sağlığı yaşadığımız hayatı da en iyi şekilde yaşayabilmemiz için en temel ihtiyaçlarımızdan biridir.
Bedenimizin hareket kabiliyet ve sistemlerinin sağlıklı, düzenli işlemesi, ilk başta hissettiğimiz her hangi bir rahatsızlıkta sonrasında da bir uzantısı olarak günlük yaşamımızı ne kadar dolu dolu yaşadığımızda belirleyicidir. Bedenin basit ihtiyaçları olan hava ve yeme içme gibi sıranın en başlarında gelen uyku, bazen çeşitli nedenlerle kalitesinin ve ne kadar uzun süre olmasının geri plana atıldığı, ama insanın uzun vadede hayatını en çok etkileyen ihtiyaç ve davranışlarından biridir.
Uyku vücut fonksiyonlarının büyük ölçüde işlemeyi azalttığı, bilincin ve farkındalığın geçici olarak kapandığı ancak bu sırada vücudun kendini hem enerji hemde sağlık açısından büyük ölçüde yenilediği ve dinlendiği, biyolojik bir olaydır. İnsanlar gibi neredeyse tüm canlılar uykuya yada uykuya benzer dinlenme anlarına ihtiyaç duyar, sadece ne kadar ve nasıl gibi oranlar değişmektedir. Bazı canlılar insanlardan fazla yada az süre uykuyla yaşamını devam ettirebilir. İnsanlar arasında da yaş, cinsiyet, bedensel farklılıklar gibi pek çok etken kişinin ne kadar uyuması yada ne şekilde uyuması gerektiğini belirler.
Uyku düzeni, canlının yaşam tarzı ve bundan doğan enerji ihtiyacı ile doğrudan ilişkilidir. Örneğin belkide uykuyla en özdeşleşmiş imaja sahip olan tembel hayvanların, bir günde 15 ila 20 saat arasında uyuduğu bilinmektedir. Ancak daha sonra yapılan araştırmalarda bu sayının aslında türün sadece esaret altında olan üyelerinde gözlendiği, doğadakilerin ise 9-10 saat arasında uyuduğu tespit edilmiştir.
Burada genel olarak yemeklerinin hazır, tehlikelerden korunmuş üyelerin daha ‘tembel’ olması gözlemi yapılabilir. Doğadaki üyelerin aynı zamanda genel olarak gündüz uyuduğu, geceleri harekete geçtiği bilinmektedir. Bu hayvanların ‘tembel’ olarak görünmesi ise aslında biyolojik bir ihtiyaçtır. Yedikleri besinin az olması ve sindirim hızlarının yavaşlığı, bu hayvanın enerjisini korumak için yavaş hareket etmesine neden olmaktadır. Bu kadar reklama rağmen aslında en çok uyuyan canlı günde 20 saatle Koala’dır. Belkide bir sevimli burunları var diye, imajları çok farklı.
İnsanlarında uyku düzeni tarih boyunca yaşadığı hayat tarzı ve bulunduğu coğrafyaya göre değilmiştir. Tarih öncesine, ve sonrasında bazı göçebe toplumlara bakıldığına aslında güneşin batmasından sonra hayat sessizleşmemiş, insanlar gece ve gündüz farklı aralıklarla uyku ihtiyaçlarını gidermişler, yapmaları gereken işler uyku düzenini belirlemiştir. Günümüzde de aslında durum pek farklı değildir.
Özellikle gecenin karanlığını giderecek ışık kaynaklarının bulunması ve yaygınlaşmasıyla, uyku düzenleri de değişmiş, gece de aktivitelere açık hale gelmiştir. Günümüzde ise bu imkan ve teknolojiler öyle bir hale gelmiştir ki, tüm gece gündüz gibi aydınlık geceler, gündüzün bir uzantısı haline gelmiştir.
Bu pek çok yönden uyku düzenimizi ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Vücudumuzun sadece tam karanlıkta salgıladığı hormon ve olayın biyolojik mekanizmasınanın çalışmasında neden olduğu sorunlara ek olarak, uykuyu kafamızda ne şekilde tanımladığımız da değişime uğramıştır.
Sürekli üretim ve tüketimin artması için çalışılan bir düzende, her geçen gün fiziksel ve zihinsel olarak kişiyi rahatlatan, güncelleyen ve ona iyi hissettiren, ancak herhangi bir iş yada kazanç sağlamayan her davranış hor görülmekte, zaman kaybı olarak değerlendirilmektedir. Bunu sanat ve oyundan başlatıp, uyku düzenimize kadar genişletmek mümkündür.
Günümüzde en bilinen uyku bilgisi muhtemelen ‘günde 7-8 saat bölünmemiş uyku’dur. Bunun bile hayattaki stres ve her bir bireyin üstündeki sorumluluklarla ne kadar mümkün olduğu sorgulanmaktayken, aslında bu sayının bile yetersiz olduğunu biliyor muydunuz?
Kadınlar için bu sayının zaten baştan yetersiz olmasının yanısıra, bu sayı herhangi bir medikal bilgiden değil, Henry Ford gibi kişilerin planladığı çalışma planından gelmekte. 8 saat çalışma, 8 saat uyku ve 8 saat diğer aktiviteler fikri, yetişkin bir erkeğin güçten düşmeden, yavaşlamadan çalışabileceği maksimum zamanı esas alan bir iş planı aslında. Tabi burada erkek bireyin günlük ihtiyaçlarını karşılayacak bir karısının olduğu varsayılmakta.
Günümüzde her bireyin artık sahip olduğu sorumlulukların her açıdan arttığını ancak iş yükünün de azalmadığını, sadece her gece uykudan çalınan 1-2 saatten gözlemlemek mümkün. Bugün Dünya Uyku Günü’nde, kaliteli uyku için bireylerin bilgilendirilmesi yönünde çeşitli kurumlar ve etkinlikler yapılıyor olsada, sorunun aslında kişisel problemlerden değil sistemsel olduğunun farkına varılması ve uygun adımlar atılması gerekmekte.