Söz uçar yazı kalır. Bu insanlığın tarihi boyunca farkında olduğu bir kanı olmuştur. Neredeyse her toplum farklı şekillerde tarihlerini, kültürlerini yada bir şekilde başkalarına öğretmek istedikleri bilgileri çeşitli yöntemlerle fiziksel bir şekilde kopyalamış, kaydetmiştir.
Tarihte bilgi farklı şekillerde kaydedilmiş, öğrenilmiş ve öğretilmiştir. Resmî ve kültürel eğitim sistemleri aktarılan ve toplanan bilgilerin bir sonraki nesillere öğretilmesi için çok önemli olmakla birlikte, insanlığın edindiği toplu bilginin bir şekilde kayıt altına alınması, toplanması ve saklanması uzun vadede medeniyetlerin yükselmesini yada yıkılmasını belirler.
Kütüphaneler esasen her türlü bilgi yada saklanmaya değer eşyanın arşivleridir. Bilginin üzerinde olduğu fiziksel objelerin uygun şartlarda saklandığı ve bu bilgilere erişimin mümkün olduğu mekanlardır. Bu mekanlar hem korunma altındaki bir saklama kapsülü, hemde varlığının toplumların eğitim ve kültür seviyeleriyle doğrudan bağlantılı olduğu yerlerdir.
Kütüphanelerin iyi, uygun binalarının olmasının yanı sıra bu binaların genel halk tarafından kullanılması da oldukça önemlidir. Bunun kişinin edindiği bir alışkanlık olması o toplumun sahip olduğu bilgi ve bu bilgiyi araştırabilme ve kullanabilme becerisinin geliştiği ortamlardır. Bir toplumda bol bulunan kütüphaneler o toplumun bilgiye verdiği değeri, okuma yazma oranlarını ve gelişmişliğini gösterir.
Kütüphane ve arşivler aynı zamanda bir toplumun varlığının bir abidesi, kanıtıdır. Tarihte pek çok medeniyet ve kültürün varlığı farklı şekillerde tespit edilebilmekte, ancak bundan ötesine dair bilgiler eğer o kültürün fiziksel ve günümüze ulaşmış arşiv varlıkları yoksa, çoğu zaman tarihe karışmış olmaktadır.
Arşivler ve kütüphanelerde tarihte bu gereklilik çevresinde gelişmiştir. Tarih öncesinde yazının icadının öncesinde de bilgi resim, heykel yada kültür ve dilin aktarılması yoluyla saklanmıştır, ancak yazının icadı ile kayıt edilebilecek konular ve bu bilgilerin saklanması için yeni yöntemler gelişmiştir.
Kil tabletler tarihin ilk kağıtlarıdır. Bu tabletler çeşitli boyut ve şekillerde yapılmış, tahta çerçevelerle şekil verildikten sonra nemli hale gelinceye kadar kurunması beklenmiş, yazısı yazıldıktan sonra pişirilerek yapılırdı. Tarihteki ilk arşivler bu tabletlerin biriktirildiği arşivlerdir. Bu tabletlerde devlet işlerinden kişilerin günlük hayatına kadar çok çeşitli konular işlenmiştir.
Parşömen ve papirüs, antik çağda günümüzdeki kütüphanelerin ilk örneklerinin kurulmasındaki en önemli icattır. Artık kâğıt üzerinde daha az yer kaplayarak ama daha çok bilginin kayıt edilebilmekteydi.
Antik dönemde de günümüzde olduğu gibi, kütüphaneler hem o topluluğun kültürü için önemli, hemde rakiplere karşı bir gurur meselesi olmuştur. Papirüs ilk Mısır’da ortaya çıkmış, ünlü İslenderiye Kütüphanesi’nin döneminin en geniş kapsamlı örneği olmasının da en önemli nedenlerinden biriydi. Hatta dönemindeki rakibi Bergama Kütüphanesi’nin ona yetiştiğini görünce, papirüsün ihracatını yasaklamış, böylelikle en büyük kalmayı hedeflemiştir. Bunun üzerine ince hayvan derisinden yapılan parşömen icat edilmiştir.
İnsanlık tarihinde aslında arşivcilik sanıldığından fazla yapılmış, ancak önemli bir kısmı zamana ve dönemde yaşanan olaylarla yok olmuştur. İskenderiye tarihte bunun en önemli örneğidir, ancak büyük bir yıkım ve saldırıdan mı yoksa sadece zamanla insanların bilgiye değeri bırakmasıyla yok oluşa mı terk edildiği tartışılmaktadır.
Burada özellikle yaşadığımız teknoloji çağında, arşivciliğin ve kütüphanelerin aslında en önemli görevi öne çıkar, bilgiyi yedeğe alarak aktarmak. Öyle ki tarihi bir kaynağın orijinalinin saklanmasının yanı sıra, bunun kopyaları da oluşturulmalıdır. Günümüzde dijitalleşme bunu bambaşka seviyelere taşımış, yedeklemenin yanında bilgiye erişimde önceden hiç sahip olmadığı bir genişliğe ulaşmıştır.
Her yıl Kütüphane Haftası, bu sene 30 Mart - 5 Nisan, kütüphanelerin toplumlar için değerini ve görevlerinin hatırlandığı bir zaman olarak değerlendirilmektedir. Kütüphaneler hepimizin, ve günümüzde hem fiziksel hemde dijital alanlarda bizlere sundukları imkanlar hepimize sunulmakta.
Bilgiyi isteme ve arama alışkanlığı, her bireyin aktif bir zihne sahip olması ve dünyayı her yönüyle daha iyi görmesi, anlayabilmesi ve yaşamından tam zevk alabilmesi için zorunludur. Kütüphaneler ise okullardaki ekstra sınıflardan, evimizdeki raflardan büyük binalara, hayatın arşivleri olarak bu alışkanlığın kazanılmasında çok önemlidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Hayatın Arşivi
Söz uçar yazı kalır. Bu insanlığın tarihi boyunca farkında olduğu bir kanı olmuştur. Neredeyse her toplum farklı şekillerde tarihlerini, kültürlerini yada bir şekilde başkalarına öğretmek istedikleri bilgileri çeşitli yöntemlerle fiziksel bir şekilde kopyalamış, kaydetmiştir.
Tarihte bilgi farklı şekillerde kaydedilmiş, öğrenilmiş ve öğretilmiştir. Resmî ve kültürel eğitim sistemleri aktarılan ve toplanan bilgilerin bir sonraki nesillere öğretilmesi için çok önemli olmakla birlikte, insanlığın edindiği toplu bilginin bir şekilde kayıt altına alınması, toplanması ve saklanması uzun vadede medeniyetlerin yükselmesini yada yıkılmasını belirler.
Kütüphaneler esasen her türlü bilgi yada saklanmaya değer eşyanın arşivleridir. Bilginin üzerinde olduğu fiziksel objelerin uygun şartlarda saklandığı ve bu bilgilere erişimin mümkün olduğu mekanlardır. Bu mekanlar hem korunma altındaki bir saklama kapsülü, hemde varlığının toplumların eğitim ve kültür seviyeleriyle doğrudan bağlantılı olduğu yerlerdir.
Kütüphanelerin iyi, uygun binalarının olmasının yanı sıra bu binaların genel halk tarafından kullanılması da oldukça önemlidir. Bunun kişinin edindiği bir alışkanlık olması o toplumun sahip olduğu bilgi ve bu bilgiyi araştırabilme ve kullanabilme becerisinin geliştiği ortamlardır. Bir toplumda bol bulunan kütüphaneler o toplumun bilgiye verdiği değeri, okuma yazma oranlarını ve gelişmişliğini gösterir.
Kütüphane ve arşivler aynı zamanda bir toplumun varlığının bir abidesi, kanıtıdır. Tarihte pek çok medeniyet ve kültürün varlığı farklı şekillerde tespit edilebilmekte, ancak bundan ötesine dair bilgiler eğer o kültürün fiziksel ve günümüze ulaşmış arşiv varlıkları yoksa, çoğu zaman tarihe karışmış olmaktadır.
Arşivler ve kütüphanelerde tarihte bu gereklilik çevresinde gelişmiştir. Tarih öncesinde yazının icadının öncesinde de bilgi resim, heykel yada kültür ve dilin aktarılması yoluyla saklanmıştır, ancak yazının icadı ile kayıt edilebilecek konular ve bu bilgilerin saklanması için yeni yöntemler gelişmiştir.
Kil tabletler tarihin ilk kağıtlarıdır. Bu tabletler çeşitli boyut ve şekillerde yapılmış, tahta çerçevelerle şekil verildikten sonra nemli hale gelinceye kadar kurunması beklenmiş, yazısı yazıldıktan sonra pişirilerek yapılırdı. Tarihteki ilk arşivler bu tabletlerin biriktirildiği arşivlerdir. Bu tabletlerde devlet işlerinden kişilerin günlük hayatına kadar çok çeşitli konular işlenmiştir.
Parşömen ve papirüs, antik çağda günümüzdeki kütüphanelerin ilk örneklerinin kurulmasındaki en önemli icattır. Artık kâğıt üzerinde daha az yer kaplayarak ama daha çok bilginin kayıt edilebilmekteydi.
Antik dönemde de günümüzde olduğu gibi, kütüphaneler hem o topluluğun kültürü için önemli, hemde rakiplere karşı bir gurur meselesi olmuştur. Papirüs ilk Mısır’da ortaya çıkmış, ünlü İslenderiye Kütüphanesi’nin döneminin en geniş kapsamlı örneği olmasının da en önemli nedenlerinden biriydi. Hatta dönemindeki rakibi Bergama Kütüphanesi’nin ona yetiştiğini görünce, papirüsün ihracatını yasaklamış, böylelikle en büyük kalmayı hedeflemiştir. Bunun üzerine ince hayvan derisinden yapılan parşömen icat edilmiştir.
İnsanlık tarihinde aslında arşivcilik sanıldığından fazla yapılmış, ancak önemli bir kısmı zamana ve dönemde yaşanan olaylarla yok olmuştur. İskenderiye tarihte bunun en önemli örneğidir, ancak büyük bir yıkım ve saldırıdan mı yoksa sadece zamanla insanların bilgiye değeri bırakmasıyla yok oluşa mı terk edildiği tartışılmaktadır.
Burada özellikle yaşadığımız teknoloji çağında, arşivciliğin ve kütüphanelerin aslında en önemli görevi öne çıkar, bilgiyi yedeğe alarak aktarmak. Öyle ki tarihi bir kaynağın orijinalinin saklanmasının yanı sıra, bunun kopyaları da oluşturulmalıdır. Günümüzde dijitalleşme bunu bambaşka seviyelere taşımış, yedeklemenin yanında bilgiye erişimde önceden hiç sahip olmadığı bir genişliğe ulaşmıştır.
Her yıl Kütüphane Haftası, bu sene 30 Mart - 5 Nisan, kütüphanelerin toplumlar için değerini ve görevlerinin hatırlandığı bir zaman olarak değerlendirilmektedir. Kütüphaneler hepimizin, ve günümüzde hem fiziksel hemde dijital alanlarda bizlere sundukları imkanlar hepimize sunulmakta.
Bilgiyi isteme ve arama alışkanlığı, her bireyin aktif bir zihne sahip olması ve dünyayı her yönüyle daha iyi görmesi, anlayabilmesi ve yaşamından tam zevk alabilmesi için zorunludur. Kütüphaneler ise okullardaki ekstra sınıflardan, evimizdeki raflardan büyük binalara, hayatın arşivleri olarak bu alışkanlığın kazanılmasında çok önemlidir.