Hayat bilgi, bilgi hayattır. Sahip olduğumuz tüm hisler, düşünce ve duygular, isim koyduğumuz her şey aslında bir bilgi. Çoğu zaman yaptığımızı fark bile etmesek de yaşadığımız hayatı sürekli bu şekilde kodlamakta, detaylarına ayırmakta ve bu verileri hafızamızda depolamaktayız. Bu hayatımızın en sıradan, günlük yaşamlarımızdan, yaşadığımız dünyamın bilimsel olarak açıklanmasına kadar tüm bu kodlar bilgidir.
İnsanlar içlerinden gelen bir bilgi açlığı ile doğarlar. Yaşadıkları dünyayı daha iyi anlayabilmek, daha iyi ve dolu yaşayabilmek için sürekli bir merak güdüsüne sahiptirler. Sadece bilme ve öğrenmekten de öte, üretme becerisine sahip oldukları için bilgiyi olduğundan öteye ilerletme, biriktirme insan olmanın belirleyicilerindendir. Bugün ayakta olan ve bugüne kadar sahip olunan tüm beşeri eserler kendinden önce gelen bilgilerin üstüne kurulmuştur.
Bu yüzden neredeyse yazının icadından beri kütüphane ve arşivler her zaman değerli ve korunan kaynaklar olmuştur. Bilginin bulunması kadar muhafazası, korunması ve aktarılması da gerekmektedir. Korunmayan bilgi yok olur, ancak anlaşılmayan, faydalanılmayan bilginin ise varlığı ile yokluğu bir gibidir.
Günümüzde kütüphaneler ve bir benzeri arşiv mekânları olarak müzeler, hem insanlığın bilgisini ve tarihini mümkün olan en iyi şekilde muhafaza etmekte, hem de her nesle buradaki bilgileri öğretme yönünde çalışmalar yürütmektedir. Her yıl belirli gün ve haftalarda, bu bilgi hanelerinin desteklenmesinin ve kullanılmasının önemi tekrar tekrar vurgulanmaktadır. Bu yılın Kütüphane Haftası’nda da hepimizin bu bilgi evlerinin değerini ve önemini bir kez daha hatırlamalı, varlıklarını korumalıyız.
Bu sırada, sadece büyük, devasa kütüphaneler kadar, daha mütevazı, hatta kişisel kütüphanelerin de hatırlanması çok hoş olacaktır. Çoğu kütüphanenin mütevazı bir başlangıcı vardır ve büyümesi onunla ilgilenen, çaba gösteren insanların varlığına bağlıdır.
Aslında neredeyse her insanın sahip olduğu bir kütüphane ya da koleksiyon mevcuttur. Hayatta yaşadığımız çeşit çeşit tecrübeden herhangi birine dair bir eşya saklamamız, bunun için yeterlidir aslında.
Hatıralarımız hayatımızda unutamadığımız, hep hatırlamak istediğimiz o değerli anlar ya da ders çıkardığımız, unutmadığımız bize hem bir uyarı hem de ondan kurtuluşumuzu hatırlatan, aklımızda yer edinmiş her türden edindiğimiz tecrübelerimizdir. Her ne kadar kişisel odaklı olsalar da, hepsi birer bilgidir. Çoğu zaman yaşadığımız olaylar düşündüğümüz kadar kişisel, eşsiz bile değildir. Çünkü atasözleri ve deyimler, bir dil zenginliği kadar insanların hatıralarının bir eseridir.
Bu tecrübeleri kodlamak, bilgilerini kaydetmek bizim kendi hayatımıza dair yaptığımız kütüphaneciliktir. Tuttuğumuz bir günlük, sakladığımız bir fotoğraf ya da memento geçmişe dair bir bilginin saklanmasıdır. Çoğu zaman bunları paylaşmamızda aslında anının türüne göre, dinleyicisine bir uyarı ya da ilham olabilecektir.
Geçmişte çoğu kütüphane ve koleksiyon imkânı ve ilgisi olan kişiler etrafında gelişmiş, bu elbette bariz bir sınıf problemini de beraberinde getirmiştir. Herkesin hayatına dair arşivi vardır, ancak yüzlerce, binlerce sayıda, hayat ve bilimin bilgilerine sahip kitap ve yazıyı toplayabilmek ve muhafaza etmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Tarihsel olarak da eğitim ve öğretimin yüksekliği ve ulaşılabilirliği herkes için eşit olmamıştır.
Özellikle halka açık kütüphaneler burada bu sınıf ayrımını ortadan kaldıran, bilgi isteyen herkese açık mekânlar olarak öne çıkmıştır. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle beraber bilginin saklanması kadar paylaşılması da kolaylaşmıştır. Fiziksel olarak elinizde tutmadığınız bir kitaba bile artık teknolojik yollarla ulaşılması mümkün hale gelmiştir.
Küçük büyük tüm kütüphaneler bilgiye ve temsil ettiği hayata dair bir istek ve sevginin sembolüdür. Hayatın kaydedilir görülmesinin, değer verilmesinin fiziksel bir abidesidirler. Kişilerin verdiği emek süresince ayakta kalırlar ve bu emek verilmediğinde, çoğu zaman hayata da değer verilmediği, kaybedildiği görülür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Hayat Arşivi
Hayat bilgi, bilgi hayattır. Sahip olduğumuz tüm hisler, düşünce ve duygular, isim koyduğumuz her şey aslında bir bilgi. Çoğu zaman yaptığımızı fark bile etmesek de yaşadığımız hayatı sürekli bu şekilde kodlamakta, detaylarına ayırmakta ve bu verileri hafızamızda depolamaktayız. Bu hayatımızın en sıradan, günlük yaşamlarımızdan, yaşadığımız dünyamın bilimsel olarak açıklanmasına kadar tüm bu kodlar bilgidir.
İnsanlar içlerinden gelen bir bilgi açlığı ile doğarlar. Yaşadıkları dünyayı daha iyi anlayabilmek, daha iyi ve dolu yaşayabilmek için sürekli bir merak güdüsüne sahiptirler. Sadece bilme ve öğrenmekten de öte, üretme becerisine sahip oldukları için bilgiyi olduğundan öteye ilerletme, biriktirme insan olmanın belirleyicilerindendir. Bugün ayakta olan ve bugüne kadar sahip olunan tüm beşeri eserler kendinden önce gelen bilgilerin üstüne kurulmuştur.
Bu yüzden neredeyse yazının icadından beri kütüphane ve arşivler her zaman değerli ve korunan kaynaklar olmuştur. Bilginin bulunması kadar muhafazası, korunması ve aktarılması da gerekmektedir. Korunmayan bilgi yok olur, ancak anlaşılmayan, faydalanılmayan bilginin ise varlığı ile yokluğu bir gibidir.
Günümüzde kütüphaneler ve bir benzeri arşiv mekânları olarak müzeler, hem insanlığın bilgisini ve tarihini mümkün olan en iyi şekilde muhafaza etmekte, hem de her nesle buradaki bilgileri öğretme yönünde çalışmalar yürütmektedir. Her yıl belirli gün ve haftalarda, bu bilgi hanelerinin desteklenmesinin ve kullanılmasının önemi tekrar tekrar vurgulanmaktadır. Bu yılın Kütüphane Haftası’nda da hepimizin bu bilgi evlerinin değerini ve önemini bir kez daha hatırlamalı, varlıklarını korumalıyız.
Bu sırada, sadece büyük, devasa kütüphaneler kadar, daha mütevazı, hatta kişisel kütüphanelerin de hatırlanması çok hoş olacaktır. Çoğu kütüphanenin mütevazı bir başlangıcı vardır ve büyümesi onunla ilgilenen, çaba gösteren insanların varlığına bağlıdır.
Aslında neredeyse her insanın sahip olduğu bir kütüphane ya da koleksiyon mevcuttur. Hayatta yaşadığımız çeşit çeşit tecrübeden herhangi birine dair bir eşya saklamamız, bunun için yeterlidir aslında.
Hatıralarımız hayatımızda unutamadığımız, hep hatırlamak istediğimiz o değerli anlar ya da ders çıkardığımız, unutmadığımız bize hem bir uyarı hem de ondan kurtuluşumuzu hatırlatan, aklımızda yer edinmiş her türden edindiğimiz tecrübelerimizdir. Her ne kadar kişisel odaklı olsalar da, hepsi birer bilgidir. Çoğu zaman yaşadığımız olaylar düşündüğümüz kadar kişisel, eşsiz bile değildir. Çünkü atasözleri ve deyimler, bir dil zenginliği kadar insanların hatıralarının bir eseridir.
Bu tecrübeleri kodlamak, bilgilerini kaydetmek bizim kendi hayatımıza dair yaptığımız kütüphaneciliktir. Tuttuğumuz bir günlük, sakladığımız bir fotoğraf ya da memento geçmişe dair bir bilginin saklanmasıdır. Çoğu zaman bunları paylaşmamızda aslında anının türüne göre, dinleyicisine bir uyarı ya da ilham olabilecektir.
Geçmişte çoğu kütüphane ve koleksiyon imkânı ve ilgisi olan kişiler etrafında gelişmiş, bu elbette bariz bir sınıf problemini de beraberinde getirmiştir. Herkesin hayatına dair arşivi vardır, ancak yüzlerce, binlerce sayıda, hayat ve bilimin bilgilerine sahip kitap ve yazıyı toplayabilmek ve muhafaza etmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Tarihsel olarak da eğitim ve öğretimin yüksekliği ve ulaşılabilirliği herkes için eşit olmamıştır.
Özellikle halka açık kütüphaneler burada bu sınıf ayrımını ortadan kaldıran, bilgi isteyen herkese açık mekânlar olarak öne çıkmıştır. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesiyle beraber bilginin saklanması kadar paylaşılması da kolaylaşmıştır. Fiziksel olarak elinizde tutmadığınız bir kitaba bile artık teknolojik yollarla ulaşılması mümkün hale gelmiştir.
Küçük büyük tüm kütüphaneler bilgiye ve temsil ettiği hayata dair bir istek ve sevginin sembolüdür. Hayatın kaydedilir görülmesinin, değer verilmesinin fiziksel bir abidesidirler. Kişilerin verdiği emek süresince ayakta kalırlar ve bu emek verilmediğinde, çoğu zaman hayata da değer verilmediği, kaybedildiği görülür.