İnsan güzeli sever. Hayatında güzel olanla çevrelenmek, güzel olmayanı da güzelleştirmek ister. Çoğu zaman farkında olmasak bile, bu eğilim hayatımızda bizi yönlendiren güdülerden biridir aslında. Buna tam zıt şekilde, çirkin olandan da uzak durmak aynı güdünün diğer yüzüdür.
Duvardaki bir resim, bir bahçeye ekilmiş çiçekler ya da bir meydandaki heykel, hepsi hayatın daha estetik, daha güzel olması için yapılır. İnsanın içinden gelen bir istekle, tarih boyunca tüm toplumlar ellerinde olan imkan ve kültür dahilinde yaşam alanlarını inşa etmişlerdir. Özellikle toplum alanlarının bu yönde düzenlenmesi her yaştan bireyin hayat kalitesini doğrudan etkiler.
Her birey birbirinden eşsiz, biriciktir. Elbette buna uygun olarak birbirlerinden farklı zevkler ve eğilimler de geliştirirler. Ancak bu gelişimin yaşadıkları çevreden büyük ölçüde etkilenerek geçirdikleri de inkar edilemez. Estetik algılarımız çocukluğumuzdan yetişkinliğe, kendi tercihlerimiz kadar yaşadığımız toplumun sahip olduğu estetik algıların da bir ürünüdür.
Toplum kurallarının çoğu insanların bir arada yaşayabilmesi için herkesin uyması gereken için kurulan sınırlardır. Bu sınırların büyük bir kısmı ise sadece insanların bu kurallara uymaya karar vermesi dolayısıyla hala işlevdedir. Estetik algıları da önemli ölçüde bu şekilde var olmaktadır.
Dünyada neredeyse tüm toplumlarda ‘güzele bakmak’ isteği mimariden sanata tüm kültürü etkilemiştir. Ancak bu sadece fiziksel nesne ve benzeri geleneklerle sınırlı olmamış, canlıdaki güzellikte burada önemli bir yer tutmuştur.
Güzel olan nedir? Bu soruya verilecek cevaplar sorduğunuz kişinin kendi fikrinden yaşadığı dönem, toplum, trendler hatta yasalar altında değişir. İnsanın estetik duygusu eşyalar ve doğa söz konusu olduğunda saf bir iyileştirme eylemi olsada, insan ve hayvanlar denkleme girdiğinde iş değişmektedir.
Yüzyıllardır ayakta duran, süsleme ve oymaları ile kendine bakanı hala hayran bırakan bir binanın aksine, canlıların güzelliği bir kâğıt üzerinde tasarlanıp inşa edilemediği gibi, yaşlanma ve ölüm gerçekliğiyle sahip olduğu güzellikte geçicidir.
Yaşadığımız toplumlar her dönemde az bulunan yada döneminde faydalı bulunan özellikleri çekici ve güzel bulmuşlardır. Günümüzde zayıflık güzel olarak görülsede, geçmişte şişmanlık bir zenginlik göstergesi olduğundan daha istenen bir özellikti.
Aynı şekilde bir şeyin güzel olduğunun düşünülmesi, bunun iyi olduğunu da göstermiyor. Örneğin bulldog, İran kedisi gibi hayvanlar zaman içinde burunları daha da kısa ve basık olması için seçilerek üretildi ancak bu hayvanlar şimdi doğar doğmaz hastalıklı, acı verici ve kısa süren bir hayata giriş yapmakta. Sadece genetik düzenlemeye ek olarak, pek çok hayvan cins yada estetik silüeti adına operasyonlardan geçirilmekte.
Ne yazık ki insanlar içinde bir benzerini söylemek mümkün. Güzellik anlayışları geçmişten beri göze evrensel olarak hoş gelenle, sadece işkence gibi yöntemlerle elde edilebilecek güzellik standartları arasında gidip gelmekte.
Son birkaç yılda yanağından yağ aldırmaktan, Ozempic gibi şeker ilaçlarının hasta olmayanlar tarafından kontrolsüz kullanımı, aslında yüzyıllardır süregelen bir geleneğin günümüzdeki hali.
Özellikle kadınlar, ataerkil bir dünyada sadece güzellikleriyle değer gördüklerinden, güzel görünmek için çeşitli tehlikeli operasyon ve zararlı davranışlar aslında toplumun genellikle koyduğu kendini beğenmişlik tanısından çok daha derine giden, sistematik bir problem.
Peki çirkin olan nedir? Genellikle güzelliğin tanımı nasıl yapıldıysa, o madalyonun diğer yüzüdür. Güzellik uğruna kendine acı çektirmeyen, imkansıza yakın standartlara doğuştan sahip olmayan, hatta ‘ortalama’ grubuna dahil olamayan insanlar bu gruba itelenir.
‘Çirkin yasaları’, Amerika’da 19. yüzyılda ortaya çıkan, 1974’e kadar geçerliliğini koruyan ve muhtemelen tarihteki en gaddar yasalardan biridir. Bu yasalar görünür engeli olan, ‘bakılamayacak kadar çirkin’ insanların toplum içine çıkmasını yasaklamıştır.
Böyle yasaların yasa olmasında sakınca görmeyen ve neredeyse bir yüzyıl boyunca devam etmesini sağlamış bi toplum içinde, güzellik standartları estetik bir tercihten öteye, topluma kabul için bir zorunluluk haline geliyor.
Günümüzdeki hastalıklı zayıflığın birden fazla sebebi var. Güzelliği bir endüstri haline getirmiş kapitalizmin her cinsiyete hayali kusurlar ve pahalı çözümler sunmasından, içinde olduğumuz ekonomik krizin pek yakında toplumsal seviyede sebep olacağı açlık görüntüsüne bir göz alıştırmaca ve özellikle kadınlar üzerine olduğu için- açlıkla zayıf düşmüş bir kadının onu ezen sisteme bile odaklanamayacağı bir ortam yaratmak.
Güzellik ve çirkinlik toplumun neredeyse tamamen hayali olarak tanımladığı bir kavram. Gerçekten güzel olan şey bir insanın hayatını iyileştiren, hayatı canlandıran şeylerdir. Tamamen tasarlanmış yokluğun güzellik standardı haline getirilmesi ise güzel adı altına gizlenmiş en çirkin şeylerden biri.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Güzel olmak
İnsan güzeli sever. Hayatında güzel olanla çevrelenmek, güzel olmayanı da güzelleştirmek ister. Çoğu zaman farkında olmasak bile, bu eğilim hayatımızda bizi yönlendiren güdülerden biridir aslında. Buna tam zıt şekilde, çirkin olandan da uzak durmak aynı güdünün diğer yüzüdür.
Duvardaki bir resim, bir bahçeye ekilmiş çiçekler ya da bir meydandaki heykel, hepsi hayatın daha estetik, daha güzel olması için yapılır. İnsanın içinden gelen bir istekle, tarih boyunca tüm toplumlar ellerinde olan imkan ve kültür dahilinde yaşam alanlarını inşa etmişlerdir. Özellikle toplum alanlarının bu yönde düzenlenmesi her yaştan bireyin hayat kalitesini doğrudan etkiler.
Her birey birbirinden eşsiz, biriciktir. Elbette buna uygun olarak birbirlerinden farklı zevkler ve eğilimler de geliştirirler. Ancak bu gelişimin yaşadıkları çevreden büyük ölçüde etkilenerek geçirdikleri de inkar edilemez. Estetik algılarımız çocukluğumuzdan yetişkinliğe, kendi tercihlerimiz kadar yaşadığımız toplumun sahip olduğu estetik algıların da bir ürünüdür.
Toplum kurallarının çoğu insanların bir arada yaşayabilmesi için herkesin uyması gereken için kurulan sınırlardır. Bu sınırların büyük bir kısmı ise sadece insanların bu kurallara uymaya karar vermesi dolayısıyla hala işlevdedir. Estetik algıları da önemli ölçüde bu şekilde var olmaktadır.
Dünyada neredeyse tüm toplumlarda ‘güzele bakmak’ isteği mimariden sanata tüm kültürü etkilemiştir. Ancak bu sadece fiziksel nesne ve benzeri geleneklerle sınırlı olmamış, canlıdaki güzellikte burada önemli bir yer tutmuştur.
Güzel olan nedir? Bu soruya verilecek cevaplar sorduğunuz kişinin kendi fikrinden yaşadığı dönem, toplum, trendler hatta yasalar altında değişir. İnsanın estetik duygusu eşyalar ve doğa söz konusu olduğunda saf bir iyileştirme eylemi olsada, insan ve hayvanlar denkleme girdiğinde iş değişmektedir.
Yüzyıllardır ayakta duran, süsleme ve oymaları ile kendine bakanı hala hayran bırakan bir binanın aksine, canlıların güzelliği bir kâğıt üzerinde tasarlanıp inşa edilemediği gibi, yaşlanma ve ölüm gerçekliğiyle sahip olduğu güzellikte geçicidir.
Yaşadığımız toplumlar her dönemde az bulunan yada döneminde faydalı bulunan özellikleri çekici ve güzel bulmuşlardır. Günümüzde zayıflık güzel olarak görülsede, geçmişte şişmanlık bir zenginlik göstergesi olduğundan daha istenen bir özellikti.
Aynı şekilde bir şeyin güzel olduğunun düşünülmesi, bunun iyi olduğunu da göstermiyor. Örneğin bulldog, İran kedisi gibi hayvanlar zaman içinde burunları daha da kısa ve basık olması için seçilerek üretildi ancak bu hayvanlar şimdi doğar doğmaz hastalıklı, acı verici ve kısa süren bir hayata giriş yapmakta. Sadece genetik düzenlemeye ek olarak, pek çok hayvan cins yada estetik silüeti adına operasyonlardan geçirilmekte.
Ne yazık ki insanlar içinde bir benzerini söylemek mümkün. Güzellik anlayışları geçmişten beri göze evrensel olarak hoş gelenle, sadece işkence gibi yöntemlerle elde edilebilecek güzellik standartları arasında gidip gelmekte.
Son birkaç yılda yanağından yağ aldırmaktan, Ozempic gibi şeker ilaçlarının hasta olmayanlar tarafından kontrolsüz kullanımı, aslında yüzyıllardır süregelen bir geleneğin günümüzdeki hali.
Özellikle kadınlar, ataerkil bir dünyada sadece güzellikleriyle değer gördüklerinden, güzel görünmek için çeşitli tehlikeli operasyon ve zararlı davranışlar aslında toplumun genellikle koyduğu kendini beğenmişlik tanısından çok daha derine giden, sistematik bir problem.
Peki çirkin olan nedir? Genellikle güzelliğin tanımı nasıl yapıldıysa, o madalyonun diğer yüzüdür. Güzellik uğruna kendine acı çektirmeyen, imkansıza yakın standartlara doğuştan sahip olmayan, hatta ‘ortalama’ grubuna dahil olamayan insanlar bu gruba itelenir.
‘Çirkin yasaları’, Amerika’da 19. yüzyılda ortaya çıkan, 1974’e kadar geçerliliğini koruyan ve muhtemelen tarihteki en gaddar yasalardan biridir. Bu yasalar görünür engeli olan, ‘bakılamayacak kadar çirkin’ insanların toplum içine çıkmasını yasaklamıştır.
Böyle yasaların yasa olmasında sakınca görmeyen ve neredeyse bir yüzyıl boyunca devam etmesini sağlamış bi toplum içinde, güzellik standartları estetik bir tercihten öteye, topluma kabul için bir zorunluluk haline geliyor.
Günümüzdeki hastalıklı zayıflığın birden fazla sebebi var. Güzelliği bir endüstri haline getirmiş kapitalizmin her cinsiyete hayali kusurlar ve pahalı çözümler sunmasından, içinde olduğumuz ekonomik krizin pek yakında toplumsal seviyede sebep olacağı açlık görüntüsüne bir göz alıştırmaca ve özellikle kadınlar üzerine olduğu için- açlıkla zayıf düşmüş bir kadının onu ezen sisteme bile odaklanamayacağı bir ortam yaratmak.
Güzellik ve çirkinlik toplumun neredeyse tamamen hayali olarak tanımladığı bir kavram. Gerçekten güzel olan şey bir insanın hayatını iyileştiren, hayatı canlandıran şeylerdir. Tamamen tasarlanmış yokluğun güzellik standardı haline getirilmesi ise güzel adı altına gizlenmiş en çirkin şeylerden biri.