Güven nedir? Korkusuz, kuşkusuz şekilde birisine yada bir şeye bağlanmak, inanmaktır. Davranışını doğrudan kontrol edemeyeceğiniz bir kişinin iyi ve uygun şekilde davranacağına, doğru şeyi yapacağına dair inançtır.
Peki, kime güvenilir? İlk başta ailenize, akrabanıza, arkadaşınıza, komşunuza güvenirsiniz. Bunlar hayatta bir insanın kuracağı ilk sosyal bağlar, ait olduğunu hissedeceği ilk ortamlardır.
Bir bireyin hem fiziksel hem psikolojik olarak iyi yetişmesi için kişiler ve mekanların ne durumda olduğu çok önemlidir. Birey çocukluğunda ilk başta evini ve yakın ailesini bilir, güven duygusu bu iki unsura bağlıdır. Biraz daha büyüdüğünde okul ve yakın çevresi çemberi genişletir, ilk defa topluma girilir. Kişinin çocukluktan yetişkinliğine, bulunduğu ortam ve iletişim kurduğu kişiler onu iyi şekilde yetiştirip, ona güven ve aidiyet duygusunu doğru yollarla aşılarsa, o kişi de toplumun iyi bir parçası olur.
İlk başta ebeveynlerine, kardeşine, ailesinin kalanına güvenemeyen insan, hayatının daha ilk başında büyük bir sıkıntıya doğar. Çünkü hayatını, karakterini kuracağı zemin en baştan sorunludur. Onu koşulsuz seveceği bir ailesi olduğunu hissetmeyen, evinden çıkıp sokakta rahatça oyun oynayamayan, komşusuna arkadaşına onu koruyup kollayacağına dair inancı ve güvencesi olmayan bir bireyde çok önemli psikolojik eksiklikler meydana gelir.
Toplumlar güven üzerine kuruludur. Binlerce yıldır küçük gruplardan günümüzdeki milyarlarla ölçülen dünya nüfusunun hala bir şekilde ayakta olmasının temel nedeni güven duygusudur. Doğadaki tehlikelerden korunmaktan günümüz toplum düzeninin işlemesinin sağlanmasına, her birimiz kendimizden başka herkesin de bu belirli kurallar ve karşılıklı güven duygusu çerçevesinde hareket edeceğine inanıyor, bunu varsayarak ilerliyoruz.
Güvenin ne kadar önemli olduğu tartışılmaz, peki bu güvene düşmanlık nereden kaynaklanıyor? Kaos, bu güvenin sarsılması ve en kötü durumlarda tamamen terk edilmesinden doğan bir durum. Kaosun yaşanmaması için, bu zorunlu güvenin kesin olarak sağlanmasını sağlayan kurallar, cezalar ve yasalar var.
Ancak tarih boyunca bu yasakların kime ne kadar etkili olduğu tekrar tekrar tartışılıp gözlemlenen bir şey olmuştur. Bu adaletsizlik, sadece cezaların uygulanması, kontrolsüzlükten de öte, toplumun yaşadığı pek çok sorunun birbiriyle bağlı olduğu bir domino etkisinde var olmakta.
Bu hafta ülkemizde yaşanan olaylar hepimizi inanılmaz bir şoka soktu. Herkes doğal olarak bir neden, suçlu ve ceza arıyor, ancak bunları keskin sınırlarla belirlenmiş şekilde istiyor. Halbuki bu olayların temelinde pek çok katman yatıyor.
Pek çok okul işe alınan bekçiler, daha sıkı yönetimlerle bir başka trajedinin önüne geçmek için harekete geçtiğini ilan etti. Sizce arka arkaya yaşanan bu olaylar öğrencilerin okul üniformasını giymemesinden ya da kapıda bekleyen bir adamın eksikliğinden mi oldu? Utanmasa “öğretmenler komando eğitimi alsın” diyecek fikirler havada uçuşuyor. Hiç şüphesiz bu çocukların ailelerinin kontrolsüzlüğü altında girmemesi gereken çevrimiçi gruplara girmesi, yeni sosyal medya yasası için bir sebep gösterilecek.
Halbuki yıllardır şiddeti güzelleyen dizilere laf yok. Her bir hayvan ya da kadının canı gittiğinde neden saldırgan kişiye ceza vermek yerine ‘orada ne yapıyormuş?’ sorusu soruluyor? Bir çocuk isterse yüz tane şiddet içerikli oyun oynasın, o kadar silaha erişimi, üstüne bir de kullanma becerisi onun beynine USB ile mi atıldı? Katilin olay öncesi attığı sosyal medya gönderileri neden yetkililer tarafından ciddiye alınmadı?
Neden çocukların evinden sonra en güvende hissetmesi gereken yer okullar artık bir tehlike haline geldi? Neden aileler ezici ekonomik ağırlıklar altına girerek çocuklarını özel okullara göndermeye çalışıyorlar? Tabi bu imkanı olanlar için. Diğerleri sabah okula gönderdiği evlatlarını akşam tabutla aldı.
Yaşıtlarının ölümünü gören ülkemizin tüm çocukları şimdi nasıl güvenecek? Yaşadıkları topluma, arkadaşlarına, onu korumak ve hayata hazırlamak için var olan kurumlara, ölüm korkusu ile gitmek ne demek?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Güven
Güven nedir? Korkusuz, kuşkusuz şekilde birisine yada bir şeye bağlanmak, inanmaktır. Davranışını doğrudan kontrol edemeyeceğiniz bir kişinin iyi ve uygun şekilde davranacağına, doğru şeyi yapacağına dair inançtır.
Peki, kime güvenilir? İlk başta ailenize, akrabanıza, arkadaşınıza, komşunuza güvenirsiniz. Bunlar hayatta bir insanın kuracağı ilk sosyal bağlar, ait olduğunu hissedeceği ilk ortamlardır.
Bir bireyin hem fiziksel hem psikolojik olarak iyi yetişmesi için kişiler ve mekanların ne durumda olduğu çok önemlidir. Birey çocukluğunda ilk başta evini ve yakın ailesini bilir, güven duygusu bu iki unsura bağlıdır. Biraz daha büyüdüğünde okul ve yakın çevresi çemberi genişletir, ilk defa topluma girilir. Kişinin çocukluktan yetişkinliğine, bulunduğu ortam ve iletişim kurduğu kişiler onu iyi şekilde yetiştirip, ona güven ve aidiyet duygusunu doğru yollarla aşılarsa, o kişi de toplumun iyi bir parçası olur.
İlk başta ebeveynlerine, kardeşine, ailesinin kalanına güvenemeyen insan, hayatının daha ilk başında büyük bir sıkıntıya doğar. Çünkü hayatını, karakterini kuracağı zemin en baştan sorunludur. Onu koşulsuz seveceği bir ailesi olduğunu hissetmeyen, evinden çıkıp sokakta rahatça oyun oynayamayan, komşusuna arkadaşına onu koruyup kollayacağına dair inancı ve güvencesi olmayan bir bireyde çok önemli psikolojik eksiklikler meydana gelir.
Toplumlar güven üzerine kuruludur. Binlerce yıldır küçük gruplardan günümüzdeki milyarlarla ölçülen dünya nüfusunun hala bir şekilde ayakta olmasının temel nedeni güven duygusudur. Doğadaki tehlikelerden korunmaktan günümüz toplum düzeninin işlemesinin sağlanmasına, her birimiz kendimizden başka herkesin de bu belirli kurallar ve karşılıklı güven duygusu çerçevesinde hareket edeceğine inanıyor, bunu varsayarak ilerliyoruz.
Güvenin ne kadar önemli olduğu tartışılmaz, peki bu güvene düşmanlık nereden kaynaklanıyor? Kaos, bu güvenin sarsılması ve en kötü durumlarda tamamen terk edilmesinden doğan bir durum. Kaosun yaşanmaması için, bu zorunlu güvenin kesin olarak sağlanmasını sağlayan kurallar, cezalar ve yasalar var.
Ancak tarih boyunca bu yasakların kime ne kadar etkili olduğu tekrar tekrar tartışılıp gözlemlenen bir şey olmuştur. Bu adaletsizlik, sadece cezaların uygulanması, kontrolsüzlükten de öte, toplumun yaşadığı pek çok sorunun birbiriyle bağlı olduğu bir domino etkisinde var olmakta.
Bu hafta ülkemizde yaşanan olaylar hepimizi inanılmaz bir şoka soktu. Herkes doğal olarak bir neden, suçlu ve ceza arıyor, ancak bunları keskin sınırlarla belirlenmiş şekilde istiyor. Halbuki bu olayların temelinde pek çok katman yatıyor.
Pek çok okul işe alınan bekçiler, daha sıkı yönetimlerle bir başka trajedinin önüne geçmek için harekete geçtiğini ilan etti. Sizce arka arkaya yaşanan bu olaylar öğrencilerin okul üniformasını giymemesinden ya da kapıda bekleyen bir adamın eksikliğinden mi oldu? Utanmasa “öğretmenler komando eğitimi alsın” diyecek fikirler havada uçuşuyor. Hiç şüphesiz bu çocukların ailelerinin kontrolsüzlüğü altında girmemesi gereken çevrimiçi gruplara girmesi, yeni sosyal medya yasası için bir sebep gösterilecek.
Halbuki yıllardır şiddeti güzelleyen dizilere laf yok. Her bir hayvan ya da kadının canı gittiğinde neden saldırgan kişiye ceza vermek yerine ‘orada ne yapıyormuş?’ sorusu soruluyor? Bir çocuk isterse yüz tane şiddet içerikli oyun oynasın, o kadar silaha erişimi, üstüne bir de kullanma becerisi onun beynine USB ile mi atıldı? Katilin olay öncesi attığı sosyal medya gönderileri neden yetkililer tarafından ciddiye alınmadı?
Neden çocukların evinden sonra en güvende hissetmesi gereken yer okullar artık bir tehlike haline geldi? Neden aileler ezici ekonomik ağırlıklar altına girerek çocuklarını özel okullara göndermeye çalışıyorlar? Tabi bu imkanı olanlar için. Diğerleri sabah okula gönderdiği evlatlarını akşam tabutla aldı.
Yaşıtlarının ölümünü gören ülkemizin tüm çocukları şimdi nasıl güvenecek? Yaşadıkları topluma, arkadaşlarına, onu korumak ve hayata hazırlamak için var olan kurumlara, ölüm korkusu ile gitmek ne demek?