Zaman yolculuğu her ne kadar insanlığının hayal gücünü en uzun zamandır meşgul eden, neredeyse hepimizin en az bir kez yapabilmeyi düşlediği bir şey olsa da, günümüzün her gün artan teknolojileriyle bile hala bir hayal olarak kalacak gibi gözüküyor.
Elbette fizik yasalarına uygun, teorik zaman yolculukları hala mümkün. Ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza göre zamanın size farklı şekilde işlemesi sayesinde, sizden daha yavaş hareket eden bir nesneden daha hızlı bir zaman diliminde bulunmanız, bir nevi onun geleceğine seyahat etmeniz teorik olarak mümkün. Geçmişe dönük seyahatler için ise sadece teori kısmı bile ulaşılması imkansıza yakın kondisyonlara ihtiyaç duyduğundan, henüz bir hayal ürünü olmaktan öteye geçememekte.
Ancak geçmişe yada geleceğe yolculuk için bir makineye ihtiyacımız yok, hatta olmamalı. Geçmişe bir yolculuk yapmak için bugüne nasıl gelindiğini öğrenmekle başlamak, o görünmez tarih çizgisi üzerindeki domino taşlarını fark edebilmekte bir nevi zamanda yolculuktur. Hatta daha da romantik bir şekilde, geçmişin yollarını, terkedilmiş şehirlerinin yükselişlerinden yıkılışlarını öğrenmek, günlük hayatımızda büyük anne ve babalarımızın yürüdüğü sokakları bilmek, oralardan yürümekte bir nevi zamanda yolculuktur. Küçük yada büyük ölçekli, insan hayatının tarihini bilmek, geçmişe yolculuğun en kolay yoludur.
Geleceğe yolculukta benzer şekilde işler. Fiziksel olarak geleceğin ne noktasına kadar gidebileceğimizi bilemeyiz, ancak bugünün dünyasını doğasıyla, şehriyle ve bilgisiyle yarınlar için korumayı başarırsak, geleceğimizi şekillendirebilir, şahsen göremesek bile varlığımızla gelecekte bulunabiliriz.
Gelecek nedir? Aslında bugün yok olmayan, yarına kalandır. Ve gelecek için en değerli şey bugünü muhafaza edebilmektir. Bugün yaşadığımız dünyanın yarınlara da aynı şekilde aktarılması artık romantik bir düşünceden öteye, insanlığın varlığının devamı ile alakalı bir durum olmaya başladı.
Geçtiğimiz yüzyıla dünya üzerindeki doğal hayatın %70 gibi bir oranı değişen iklim ve şehirleşme ile yok oldu yada yok olma tehlikesine girdi. Bugün Dünya Kaplan Günü’nde, iklim değişikliği ve habitat kaybı ile yok olma tehlikesine giren türlerden biri olarak kaplanların nesillerinin devamı ve yaşam alanlarının korunması için on yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda kaydedilen gelişmelerin daha fazla kişiye duyurulması ve gerçek, etkili değişimlerin başlatılması için daha çok insanın bilgilendirilmesi amaçlanmakta.
Ancak yarın ise Dünya Limit Aşımı Günü. Dünyanın yenileyebileceği kaynakların oranı sınırlı. Dolayısıyla genel olarak gezegenimizin kendini yenileyebileceği kadar doğal kaynakları kullanmamız gerekmekte. Ancak bir bu oranı aşalı oldukça uzun zaman oldu. Bu sene Global Footprint Network (Küresel Ayak İzi Ağı) bu sene bu bir senelik yenilenebilir limitin dünya çapında aşılacağı günün yarın olacağını belirledi. Yani bu tarihten sonrasında kullanacağımız kaynakların gezegenin yeterli sürede yenileyemeyeceği yada doğrudan kaybedeceği anlamına geliyor.
Sadece doğal kaynak ve canlıların yanında, insanların kendi kültür alan ve seviyelerinde de endişe verici bir gerileme mevcut. Neredeyse tüm dünyada özellikle genç nesillerin doğrudan içine doğduğu teknolojik çağın her geçen gün onların hem analitik hemde duygusal becerilerinin bir önceki nesilden daha yozlaşmış olduğu tespit edilmiş durumda, ancak daha kötüsü olan bu sadece onlarla sınırlı da değil.
Özellikle yapay zeka teknolojileri adı altında tanıtılan abartılmış algoritmaların her geçen gün biraz daha hayatımıza zorla sokulması ve kabul ettirilmesi çalışmaları ile ne yazık ki ‘kolaylık’tan doğan uyuşukluk iyice normalleşmiş durumda. “Gerçek insanlardansa yapay zekayla konuşmayı tercih ediyorum.” cümlesini söyleyen kişi sayısı her geçen gün artıyor. Basit bir işlem, soru artık ilk başta o uygulamaya soruluyor.
Sadece yapay zekanın tek başına doğal kaynaklara verdiği zarar çok büyük. Ama doğaya zararı görmezden gelinse bile, bu uyuşukluğun kültürel olarak verdiği zararın etkilerini elinde telefon taşıyan her nesilde görmeye başladık.
Dünyamızın materyal kısmının geleceğe aktarılması kadar kültürel bilgi ve yapımız da bir kadar önemli. Artık yaşamımızın her katmanında geriye asla dönemeyeceğimiz bir yola girdik. Ancak geleceğin tamamen elden gitmemesi için hala yapabileceğimiz şeyler var ve karamsarlığa kapılmamak çok önemli. Çünkü bir ağaç dikmek için en iyi zaman eğer dün ise, sonraki en iyi zaman bugündür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Geriye Dönememek
Zaman yolculuğu her ne kadar insanlığının hayal gücünü en uzun zamandır meşgul eden, neredeyse hepimizin en az bir kez yapabilmeyi düşlediği bir şey olsa da, günümüzün her gün artan teknolojileriyle bile hala bir hayal olarak kalacak gibi gözüküyor.
Elbette fizik yasalarına uygun, teorik zaman yolculukları hala mümkün. Ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza göre zamanın size farklı şekilde işlemesi sayesinde, sizden daha yavaş hareket eden bir nesneden daha hızlı bir zaman diliminde bulunmanız, bir nevi onun geleceğine seyahat etmeniz teorik olarak mümkün. Geçmişe dönük seyahatler için ise sadece teori kısmı bile ulaşılması imkansıza yakın kondisyonlara ihtiyaç duyduğundan, henüz bir hayal ürünü olmaktan öteye geçememekte.
Ancak geçmişe yada geleceğe yolculuk için bir makineye ihtiyacımız yok, hatta olmamalı. Geçmişe bir yolculuk yapmak için bugüne nasıl gelindiğini öğrenmekle başlamak, o görünmez tarih çizgisi üzerindeki domino taşlarını fark edebilmekte bir nevi zamanda yolculuktur. Hatta daha da romantik bir şekilde, geçmişin yollarını, terkedilmiş şehirlerinin yükselişlerinden yıkılışlarını öğrenmek, günlük hayatımızda büyük anne ve babalarımızın yürüdüğü sokakları bilmek, oralardan yürümekte bir nevi zamanda yolculuktur. Küçük yada büyük ölçekli, insan hayatının tarihini bilmek, geçmişe yolculuğun en kolay yoludur.
Geleceğe yolculukta benzer şekilde işler. Fiziksel olarak geleceğin ne noktasına kadar gidebileceğimizi bilemeyiz, ancak bugünün dünyasını doğasıyla, şehriyle ve bilgisiyle yarınlar için korumayı başarırsak, geleceğimizi şekillendirebilir, şahsen göremesek bile varlığımızla gelecekte bulunabiliriz.
Gelecek nedir? Aslında bugün yok olmayan, yarına kalandır. Ve gelecek için en değerli şey bugünü muhafaza edebilmektir. Bugün yaşadığımız dünyanın yarınlara da aynı şekilde aktarılması artık romantik bir düşünceden öteye, insanlığın varlığının devamı ile alakalı bir durum olmaya başladı.
Geçtiğimiz yüzyıla dünya üzerindeki doğal hayatın %70 gibi bir oranı değişen iklim ve şehirleşme ile yok oldu yada yok olma tehlikesine girdi. Bugün Dünya Kaplan Günü’nde, iklim değişikliği ve habitat kaybı ile yok olma tehlikesine giren türlerden biri olarak kaplanların nesillerinin devamı ve yaşam alanlarının korunması için on yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda kaydedilen gelişmelerin daha fazla kişiye duyurulması ve gerçek, etkili değişimlerin başlatılması için daha çok insanın bilgilendirilmesi amaçlanmakta.
Ancak yarın ise Dünya Limit Aşımı Günü. Dünyanın yenileyebileceği kaynakların oranı sınırlı. Dolayısıyla genel olarak gezegenimizin kendini yenileyebileceği kadar doğal kaynakları kullanmamız gerekmekte. Ancak bir bu oranı aşalı oldukça uzun zaman oldu. Bu sene Global Footprint Network (Küresel Ayak İzi Ağı) bu sene bu bir senelik yenilenebilir limitin dünya çapında aşılacağı günün yarın olacağını belirledi. Yani bu tarihten sonrasında kullanacağımız kaynakların gezegenin yeterli sürede yenileyemeyeceği yada doğrudan kaybedeceği anlamına geliyor.
Sadece doğal kaynak ve canlıların yanında, insanların kendi kültür alan ve seviyelerinde de endişe verici bir gerileme mevcut. Neredeyse tüm dünyada özellikle genç nesillerin doğrudan içine doğduğu teknolojik çağın her geçen gün onların hem analitik hemde duygusal becerilerinin bir önceki nesilden daha yozlaşmış olduğu tespit edilmiş durumda, ancak daha kötüsü olan bu sadece onlarla sınırlı da değil.
Özellikle yapay zeka teknolojileri adı altında tanıtılan abartılmış algoritmaların her geçen gün biraz daha hayatımıza zorla sokulması ve kabul ettirilmesi çalışmaları ile ne yazık ki ‘kolaylık’tan doğan uyuşukluk iyice normalleşmiş durumda. “Gerçek insanlardansa yapay zekayla konuşmayı tercih ediyorum.” cümlesini söyleyen kişi sayısı her geçen gün artıyor. Basit bir işlem, soru artık ilk başta o uygulamaya soruluyor.
Sadece yapay zekanın tek başına doğal kaynaklara verdiği zarar çok büyük. Ama doğaya zararı görmezden gelinse bile, bu uyuşukluğun kültürel olarak verdiği zararın etkilerini elinde telefon taşıyan her nesilde görmeye başladık.
Dünyamızın materyal kısmının geleceğe aktarılması kadar kültürel bilgi ve yapımız da bir kadar önemli. Artık yaşamımızın her katmanında geriye asla dönemeyeceğimiz bir yola girdik. Ancak geleceğin tamamen elden gitmemesi için hala yapabileceğimiz şeyler var ve karamsarlığa kapılmamak çok önemli. Çünkü bir ağaç dikmek için en iyi zaman eğer dün ise, sonraki en iyi zaman bugündür.