Binlerce yıldır insanlar sabah uyanıp günlerine başlıyor, rutinlerini uygulayarak günlerini geçirip bitiriyorlar. Her yeni çağla beraber bu günlük rutinler biraz daha değişmiş, hatta günümüzden geçmişe baktığımızda bazı dönemlerle yaşadığımız günlük hayat neredeyse alakasız bir noktaya ulaşmış gibidir. Yinele bazı dönemler günümüzde olduğundan farklı, bazen daha iyi yada kötü olarak görülebilir.
İnsanlık tarihi düşünüldüğünde genel olarak yazıyla başlayan kısmı ilk akla gelen noktadır. Sonrasında liderlik, soyluluk ve benzeri kavramlar ortaya çıktıkça, tarihin imajı daha çok krallar, savaşçılar ve köylüler gibi kavram ve gruplarla anılır oldu.
Ancak tarihimizin aslında en büyük kısmı yazı, hatta yerleşik hayatın öncesinde yaşanmış, avcı-toplayıcı olarak adlandırılan bölümdür. Bu dönem kendi içlerinde taş ve metal gibi materyallerin kullanılmaya başlandığı kısımlara ayrılır ancak çoğunlukla benzer yaşamlar sürülmüştür.
Tarım devrimine kadar insanların hayatı büyük ölçüde barınma, yemek bulma ve bunun çevresinde gereken işlerle çevrilmiştir. Aktif olarak avlanma yada doğada yiyecek bulma işi dışında çadır, barınak kurması ve bakımı, silah, alet, kıyafet, takı ve eşya yapımı gibi işler çoğu tarih öncesi toplumun gün içerisinde yaptıkları aktivitelerdi. Ayrıca birlikte yaşayan gruplar sosyal olarak çok sıkı bağlara sahipti ve özellikle çocukların bakımı o topluluğun tüm üyeleri tarafından yapılmaktaydı. Oranlara bölündüğünde yaklaşık olarak çocukların bakımının sadece %25’i annelerine ait, geriye kalan babaları, diğer aile üyeleri ve akrabası olmayan diğer topluluk üyeleri arasında paylaşılan bir sorumluluktu.
Tarım devrimi bu süregelen düzenin değişmesinde en büyük rolü oynamıştır. Tarım devriminden çıkıldığında insanlar hiç olmadıkları kadar belirli bölge ve toprağa bağımlı hale gelmiştir. Bu durum sonrasında ilk medeniyetlerin ve bunlarla gelen kültürel ve sosyal dinamiklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Tarihteki ilk hükümdarlar milattan önce 3000 ve 2600 yıllarında eski Mısır ve Sümer medeniyetlerinde kaydedilmiştir. Yapılan savaşlar ve kazanılan zaferler sonrasında bu olaylarda etkili, nüfuzlu insanlar öne çıkmış, tarihteki ilk krallıkları ve dolayısıyla hanedan ve soyluluk kavramlarını ortaya çıkarmışlardır. Sonrasında binlerce yıl boyunca bu kavramlar ve beraberinde getirdikleri dünyayı ve tarihin akışını şekillendirmiştir. Günümüzde bile çoğu yerde artık soyluluktan doğrudan gelen bir siyasi güç olmasa, bu ünvânlara sahip insanlar hala toplum üzerinde belirli bir etki ve güce sahip. Yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılan ve artan maddi güçleri ise cabası.
Bu kişiler tarih boyunca kendilerini insanların kalanından ayrı tutmuş, çoğunlukla dinin kullanılması ve askeri güçle tepede kalmışlardır. Bu sosyal ayrılmanın en büyük örnekleri eski ve orta çağlarda gerçekleşmiştir. Toplumun bu üst kısımlarında yaşayanlar diğerlerinden tamamen farklı bir gezegende yaşıyorlardı adeta.
Üstünü giyinmekten yedikleri yemeklere kadar soylular için bazı ‘aşağı’ davranışlar sadece yapmak yerine yaptırabildikleri şeyler değil, yapmaları sadece ünvânlarından dolayı ayıp görülen bir şeydi. Kral en büyükleri olmak üzere bu insanların günlük hayatı yöneticilik ve özellikle şövalye, savaşçı gibi bir öneme sahipse bu yönde yaptıkları aktivitelerle geçmekteydi. Diğer insanların aksine boş zamanları olan ve bu imkanlarını çeşitli sanat yada spor dallarıyla değerlendirebilmekteydiler. Her zaman toplumun çok az bir kısmını oluşturan ancak en zengin kesimleri olmuşlardır.
Zaman ve yerine göre serfler yada köylüler ise başta soyluların hayat tarzlarını destekleyen, genellikle toprağına başlı işçi ve çiftçiler olmuşlardır. Özellikle çitleme hareketi gibi özel mülkiyet anlamının değiştiği dönemler öncesinde bu grup genellikle tapusunun devlet yada soylulara ait olduğu topraklarda tarım ve hayvancılıkla uğraşırdı. Gün ışığından yararlanmak için erken kalkar, mevsimine göre tarlasının gereken işlerini yapardı. Bu dönemlerde yaşam şartları zor olmasına rağmen günümüzde düşünüldüğü gibi sürekli bir çalışma ortamı söz konusu değildir. Özellikle orta çağda Avrupa’da serflerin dini yada kültürel tatilleri hesaplandığında yılda 100-120 gün gibi bir zamanı dinlenerek geçirdikleri görülmüştür.
Günümüzde hem meslekler, hem sosyal oluşum ve sistemler dramatik biçimde farklıdır. Geçmişten gelen düzenlerden bazı esintiler kalsada, çoğu insan artık zamanının büyük kısmını geçmişten çok farklı şekilde değerlendirebilecek imkanlara sahip olmuştur. Yinede hepimiz ya okul, ya iş yada başka bir meşgale için günümüze başlayıp bitiriyoruz. Belki yemeğimiz için eskiden olduğu gibi elimizde mızrak yada çapa ile uğraşmıyoruz ancak aynı amaç farklı araçlarla günlerimiz geçmeye devam ediyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EDA SARI
Geçmişin Bir Günü
Binlerce yıldır insanlar sabah uyanıp günlerine başlıyor, rutinlerini uygulayarak günlerini geçirip bitiriyorlar. Her yeni çağla beraber bu günlük rutinler biraz daha değişmiş, hatta günümüzden geçmişe baktığımızda bazı dönemlerle yaşadığımız günlük hayat neredeyse alakasız bir noktaya ulaşmış gibidir. Yinele bazı dönemler günümüzde olduğundan farklı, bazen daha iyi yada kötü olarak görülebilir.
İnsanlık tarihi düşünüldüğünde genel olarak yazıyla başlayan kısmı ilk akla gelen noktadır. Sonrasında liderlik, soyluluk ve benzeri kavramlar ortaya çıktıkça, tarihin imajı daha çok krallar, savaşçılar ve köylüler gibi kavram ve gruplarla anılır oldu.
Ancak tarihimizin aslında en büyük kısmı yazı, hatta yerleşik hayatın öncesinde yaşanmış, avcı-toplayıcı olarak adlandırılan bölümdür. Bu dönem kendi içlerinde taş ve metal gibi materyallerin kullanılmaya başlandığı kısımlara ayrılır ancak çoğunlukla benzer yaşamlar sürülmüştür.
Tarım devrimine kadar insanların hayatı büyük ölçüde barınma, yemek bulma ve bunun çevresinde gereken işlerle çevrilmiştir. Aktif olarak avlanma yada doğada yiyecek bulma işi dışında çadır, barınak kurması ve bakımı, silah, alet, kıyafet, takı ve eşya yapımı gibi işler çoğu tarih öncesi toplumun gün içerisinde yaptıkları aktivitelerdi. Ayrıca birlikte yaşayan gruplar sosyal olarak çok sıkı bağlara sahipti ve özellikle çocukların bakımı o topluluğun tüm üyeleri tarafından yapılmaktaydı. Oranlara bölündüğünde yaklaşık olarak çocukların bakımının sadece %25’i annelerine ait, geriye kalan babaları, diğer aile üyeleri ve akrabası olmayan diğer topluluk üyeleri arasında paylaşılan bir sorumluluktu.
Tarım devrimi bu süregelen düzenin değişmesinde en büyük rolü oynamıştır. Tarım devriminden çıkıldığında insanlar hiç olmadıkları kadar belirli bölge ve toprağa bağımlı hale gelmiştir. Bu durum sonrasında ilk medeniyetlerin ve bunlarla gelen kültürel ve sosyal dinamiklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Tarihteki ilk hükümdarlar milattan önce 3000 ve 2600 yıllarında eski Mısır ve Sümer medeniyetlerinde kaydedilmiştir. Yapılan savaşlar ve kazanılan zaferler sonrasında bu olaylarda etkili, nüfuzlu insanlar öne çıkmış, tarihteki ilk krallıkları ve dolayısıyla hanedan ve soyluluk kavramlarını ortaya çıkarmışlardır. Sonrasında binlerce yıl boyunca bu kavramlar ve beraberinde getirdikleri dünyayı ve tarihin akışını şekillendirmiştir. Günümüzde bile çoğu yerde artık soyluluktan doğrudan gelen bir siyasi güç olmasa, bu ünvânlara sahip insanlar hala toplum üzerinde belirli bir etki ve güce sahip. Yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılan ve artan maddi güçleri ise cabası.
Bu kişiler tarih boyunca kendilerini insanların kalanından ayrı tutmuş, çoğunlukla dinin kullanılması ve askeri güçle tepede kalmışlardır. Bu sosyal ayrılmanın en büyük örnekleri eski ve orta çağlarda gerçekleşmiştir. Toplumun bu üst kısımlarında yaşayanlar diğerlerinden tamamen farklı bir gezegende yaşıyorlardı adeta.
Üstünü giyinmekten yedikleri yemeklere kadar soylular için bazı ‘aşağı’ davranışlar sadece yapmak yerine yaptırabildikleri şeyler değil, yapmaları sadece ünvânlarından dolayı ayıp görülen bir şeydi. Kral en büyükleri olmak üzere bu insanların günlük hayatı yöneticilik ve özellikle şövalye, savaşçı gibi bir öneme sahipse bu yönde yaptıkları aktivitelerle geçmekteydi. Diğer insanların aksine boş zamanları olan ve bu imkanlarını çeşitli sanat yada spor dallarıyla değerlendirebilmekteydiler. Her zaman toplumun çok az bir kısmını oluşturan ancak en zengin kesimleri olmuşlardır.
Zaman ve yerine göre serfler yada köylüler ise başta soyluların hayat tarzlarını destekleyen, genellikle toprağına başlı işçi ve çiftçiler olmuşlardır. Özellikle çitleme hareketi gibi özel mülkiyet anlamının değiştiği dönemler öncesinde bu grup genellikle tapusunun devlet yada soylulara ait olduğu topraklarda tarım ve hayvancılıkla uğraşırdı. Gün ışığından yararlanmak için erken kalkar, mevsimine göre tarlasının gereken işlerini yapardı. Bu dönemlerde yaşam şartları zor olmasına rağmen günümüzde düşünüldüğü gibi sürekli bir çalışma ortamı söz konusu değildir. Özellikle orta çağda Avrupa’da serflerin dini yada kültürel tatilleri hesaplandığında yılda 100-120 gün gibi bir zamanı dinlenerek geçirdikleri görülmüştür.
Günümüzde hem meslekler, hem sosyal oluşum ve sistemler dramatik biçimde farklıdır. Geçmişten gelen düzenlerden bazı esintiler kalsada, çoğu insan artık zamanının büyük kısmını geçmişten çok farklı şekilde değerlendirebilecek imkanlara sahip olmuştur. Yinede hepimiz ya okul, ya iş yada başka bir meşgale için günümüze başlayıp bitiriyoruz. Belki yemeğimiz için eskiden olduğu gibi elimizde mızrak yada çapa ile uğraşmıyoruz ancak aynı amaç farklı araçlarla günlerimiz geçmeye devam ediyor.