Dünyanın her bir yanı çeşitli doğa harikasıyla, güzellikleriyle dolu. Hepsinin bulunduğu bölgeyle bir bağlantısı, aitliği var ve üzerinde yaşayan insanlarda bu aitliğe katılarak, bu bütünlüğün bir parçası olurlar. Yaşadıkları toprağın, iklimin, yörenin şekillendirdiği bu insanlar artık oradan başka yerde, başka şekillerde yaşadıklarında uyumsuz, hatta kayıp olurlar.
Yaşanan toprağın nasıl bulunduğu, kazanıldığı ve elde nasıl tutulduğu, o toplumun en büyük şekillendiricisi, belirleyicilerinden biridir. Oranın insanının sahip olduğu kimliğin en büyük parçası, artık onun her mekan ve zamanda varoluşunun, duruşunun ve düşüncesinin belirleyicisi, yönlendiricisidir. Kişinin ayağının sağlam bastığı, ve üzerine diğer tuğlalarını inşa ettiği zemindir. Bu zemin vatandır.
Vatan, kelime anlamının ötesinde, sadece doğulan toprak parçasından başka kişilerin kendi hayatlarında aitlik duyduğu pek çok şey ile ilişkilendirilebilir ya da tanımlanabilir. Vatan kişinin aitlik duygusunu hissettiği -ancak doğmadığı toprak, onu benimsemiş insanların arasında sahip olduğu yeri olan bir topluluk, yada kendine bulduğu hayat amacı olarak bile tanımlanabilir. Ancak bu kelimenin doğulan toprakla, konuşulan dille ve sahip olduğu kültürle olan ilişkisi, çoğu zaman kişinin hayatındaki tüm diğer tüm ilişkilerini, hayata bakış açısını tanımlayan temel düzendir.
Her milletin oluşumu bu temel üzerine kuruludur ve bu temelleri oluşturan tarihi olaylar, travmalar, kayıplar, kazanımlar ve zaferlerin oluşturduğu o kültür deseni, çoğu zaman her milletin kendine özgün şekilde işlediği bir kumaştır.
Kiminin ihtilali, kiminin sömürgelikten kurtuluşunun bağımsızlık savaşı, kiminin zaferi kiminin yenilgisi, hepsi tarafların kendi kumaşında ona özgün işlenmiştir. Bizim tarihimizde aynen bu şekilde işlenen allı, aklı bir kumaştır.
Bugün Anadolu’da yaşadığımız topraklara gelinceye kadarki tarihimizi Orta Asya’da bin yıllar öncesine kadar geriletmek mümkündür. Farklı ülkelerle yapılan savaşlar yada aşılan felaketler bugün hala kültürümüzde tarihimizin bir parçasıdır. Bizim bugünümüzü en çok şekillendiren yaşadıklarımız ise bütün tarihimizin yanında çok kısa denilebilecek bir kısmıdır.
Kurtuluş Savaşı, bugün hala bu topraklarda yaşayabilmemizin, yaşarken dünümüzü hatırlayabilmemizin yegane sebebidir. Bu topraklara artık yüzyıllardır yurt, vatan demiş bir geçmişin yok edilmekten kurtarılmasıdır. Bu savaşın kazanılmasına kadar, sadece yapılmasının bile mümkün oluşu ise Çanakkale’nin eseridir.
Çanakkale Zaferi millet olarak hafızamızın en önemli ve unutulmaz parçalarındandır. Bu zafer hem kendi milli kumaşımızda, hemde düşmanlarınkinde önemli, bugünü şekillendiren olaylardan biridir. Bizim için bir var olma savaşının öncüsü, umudu iken, bizi parçalamak isteyenlerin ise yenildiği, yenilgiyi de kendilerine yakıştıramadıkları için her zaman zaferin önemini küçültmeye çalıştıkları, karaladıkları bir başarı olmuştur.
Şimdi bile hala dünyadaki en güçlü donanmalardan birine sahip İngiltere’nin, kaç bir kıtada sömürgelerinden topladığı askerlerle bizim vatan savunmamıza hala kötü gözle bakan bir kısım var. Halbuki Çanakkale bugün dünyada savaştan sonra barışın en yüceltildiği eski savaş meydanlarından biridir. Asıl düşmanın artık kim olduğu belli, arada heba olan canların kaybı, hak ettikleri şekilde anılmaktadır.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve hala sahip olduğu topraklar bizim aslında yüzyıllardır vatanımız. Üstünde yaşayan insanların kim olduğu değişmedi, çok önceden geldikleri bu toprağa aitlikleri yüzyıllardır nasıldıysa hala öyleydi, ve onların torunları olarak bizim içinde öyle.
Çanakkale’nin geçilmezliği bu topraklarda doğmuş, geçmişi, kimliği burasıyla şekillenmiş olan insanların bu toprakları kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalmasının ardından direnişi, ve zaferin mümkünlüğünün alametiydi. Çanakkale geçilmediği için bugün hala bu topraklar Türk yurdu.
Savaşlar ise artık geçmiştekinden çok daha karışık, çok daha farklı cephelere yayılmış durumda. Ancak zamanında binbir yoklukta, imkansızlıkta bile kazanılmış zaferlerin en önemli sebebi savaşanların birliği, sahip olduğunun değerinin farkında olmasıydı.
Bugün onların torunları olarak sahip olduğumuz cumhuriyetin her birimiz için ne olduğunun farkında olmamız, geçilmezi geçilmez tutmamız her zamankinden daha önem arz ediyor. Bu zaferlerden sonra kurulan cumhuriyet her birimizin kimliğinin, kültürünün ve sadece bağımsız bir vatanda yaşamakla sahip olunan insan onurunun abidesi, vücut bulmuş halidir. Bunu kaybetmek demek bireyselden topluluğumuza, kaybolmak demektir.
Bugün Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, bu uğurda canını vermiş, nice fedakarlıklar yapan nice şehidimize ve askerimize ve yurttaşımıza bir kez daha teşekkür ediyor, saygıyla anıyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Geçilmez
Dünyanın her bir yanı çeşitli doğa harikasıyla, güzellikleriyle dolu. Hepsinin bulunduğu bölgeyle bir bağlantısı, aitliği var ve üzerinde yaşayan insanlarda bu aitliğe katılarak, bu bütünlüğün bir parçası olurlar. Yaşadıkları toprağın, iklimin, yörenin şekillendirdiği bu insanlar artık oradan başka yerde, başka şekillerde yaşadıklarında uyumsuz, hatta kayıp olurlar.
Yaşanan toprağın nasıl bulunduğu, kazanıldığı ve elde nasıl tutulduğu, o toplumun en büyük şekillendiricisi, belirleyicilerinden biridir. Oranın insanının sahip olduğu kimliğin en büyük parçası, artık onun her mekan ve zamanda varoluşunun, duruşunun ve düşüncesinin belirleyicisi, yönlendiricisidir. Kişinin ayağının sağlam bastığı, ve üzerine diğer tuğlalarını inşa ettiği zemindir. Bu zemin vatandır.
Vatan, kelime anlamının ötesinde, sadece doğulan toprak parçasından başka kişilerin kendi hayatlarında aitlik duyduğu pek çok şey ile ilişkilendirilebilir ya da tanımlanabilir. Vatan kişinin aitlik duygusunu hissettiği -ancak doğmadığı toprak, onu benimsemiş insanların arasında sahip olduğu yeri olan bir topluluk, yada kendine bulduğu hayat amacı olarak bile tanımlanabilir. Ancak bu kelimenin doğulan toprakla, konuşulan dille ve sahip olduğu kültürle olan ilişkisi, çoğu zaman kişinin hayatındaki tüm diğer tüm ilişkilerini, hayata bakış açısını tanımlayan temel düzendir.
Her milletin oluşumu bu temel üzerine kuruludur ve bu temelleri oluşturan tarihi olaylar, travmalar, kayıplar, kazanımlar ve zaferlerin oluşturduğu o kültür deseni, çoğu zaman her milletin kendine özgün şekilde işlediği bir kumaştır.
Kiminin ihtilali, kiminin sömürgelikten kurtuluşunun bağımsızlık savaşı, kiminin zaferi kiminin yenilgisi, hepsi tarafların kendi kumaşında ona özgün işlenmiştir. Bizim tarihimizde aynen bu şekilde işlenen allı, aklı bir kumaştır.
Bugün Anadolu’da yaşadığımız topraklara gelinceye kadarki tarihimizi Orta Asya’da bin yıllar öncesine kadar geriletmek mümkündür. Farklı ülkelerle yapılan savaşlar yada aşılan felaketler bugün hala kültürümüzde tarihimizin bir parçasıdır. Bizim bugünümüzü en çok şekillendiren yaşadıklarımız ise bütün tarihimizin yanında çok kısa denilebilecek bir kısmıdır.
Kurtuluş Savaşı, bugün hala bu topraklarda yaşayabilmemizin, yaşarken dünümüzü hatırlayabilmemizin yegane sebebidir. Bu topraklara artık yüzyıllardır yurt, vatan demiş bir geçmişin yok edilmekten kurtarılmasıdır. Bu savaşın kazanılmasına kadar, sadece yapılmasının bile mümkün oluşu ise Çanakkale’nin eseridir.
Çanakkale Zaferi millet olarak hafızamızın en önemli ve unutulmaz parçalarındandır. Bu zafer hem kendi milli kumaşımızda, hemde düşmanlarınkinde önemli, bugünü şekillendiren olaylardan biridir. Bizim için bir var olma savaşının öncüsü, umudu iken, bizi parçalamak isteyenlerin ise yenildiği, yenilgiyi de kendilerine yakıştıramadıkları için her zaman zaferin önemini küçültmeye çalıştıkları, karaladıkları bir başarı olmuştur.
Şimdi bile hala dünyadaki en güçlü donanmalardan birine sahip İngiltere’nin, kaç bir kıtada sömürgelerinden topladığı askerlerle bizim vatan savunmamıza hala kötü gözle bakan bir kısım var. Halbuki Çanakkale bugün dünyada savaştan sonra barışın en yüceltildiği eski savaş meydanlarından biridir. Asıl düşmanın artık kim olduğu belli, arada heba olan canların kaybı, hak ettikleri şekilde anılmaktadır.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve hala sahip olduğu topraklar bizim aslında yüzyıllardır vatanımız. Üstünde yaşayan insanların kim olduğu değişmedi, çok önceden geldikleri bu toprağa aitlikleri yüzyıllardır nasıldıysa hala öyleydi, ve onların torunları olarak bizim içinde öyle.
Çanakkale’nin geçilmezliği bu topraklarda doğmuş, geçmişi, kimliği burasıyla şekillenmiş olan insanların bu toprakları kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalmasının ardından direnişi, ve zaferin mümkünlüğünün alametiydi. Çanakkale geçilmediği için bugün hala bu topraklar Türk yurdu.
Savaşlar ise artık geçmiştekinden çok daha karışık, çok daha farklı cephelere yayılmış durumda. Ancak zamanında binbir yoklukta, imkansızlıkta bile kazanılmış zaferlerin en önemli sebebi savaşanların birliği, sahip olduğunun değerinin farkında olmasıydı.
Bugün onların torunları olarak sahip olduğumuz cumhuriyetin her birimiz için ne olduğunun farkında olmamız, geçilmezi geçilmez tutmamız her zamankinden daha önem arz ediyor. Bu zaferlerden sonra kurulan cumhuriyet her birimizin kimliğinin, kültürünün ve sadece bağımsız bir vatanda yaşamakla sahip olunan insan onurunun abidesi, vücut bulmuş halidir. Bunu kaybetmek demek bireyselden topluluğumuza, kaybolmak demektir.
Bugün Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, bu uğurda canını vermiş, nice fedakarlıklar yapan nice şehidimize ve askerimize ve yurttaşımıza bir kez daha teşekkür ediyor, saygıyla anıyorum.