Yazın erken başlayan, neredeyse bitmek bilmez uzun günleri nedeniyle çoğu insan yazı daha çok sever. Bir güne yapılması gereken pek çok şey sığar, eğlence için pek çok seçenek sadece yaz aylarının sıcağında mümkündür. Sıcak bassa bile, aydınlığın ve doğanın etraftaki canlılığı insana da bir ferahlık, rahatlama sağlar.
Kışın sevenleri, hatta tahammül edebilenleri bu nedenlerle çok daha azdır. Soğuk ve kasvetli, geç doğup erken batan güneş ve kısa, adeta gri bir tülün altında kalmış günler.
Bizim ülkemizin konumu itibariyle, dört mevsim daha belli ve birbirlerinden ayrılacak şekilde ilerlemekte. Bölgelere göre mevsimlerin etkisinin değişmesiyle birlikte, ülkenin çoğu bölgesi dört mevsimi hissetmekte. Yerine göre kar ve yağmur bazen bir kaç kez görünüp gitmekte, bazı yerlerde tüm kış boyu etkisini göstermektedir.
Bugün 22 Aralık, çoğu takvime göre Kuzey Yarımküre’de bulunan ülkeler olarak yılın en kısa gününü ve en uzun gecesini dün geride bıraktık. Başladığımız bu yeni hafta artık her gün bir kaç dk oynayarak uzamaya başlayarak, ilk bahar ve yaza doğru kademe kademe ilerleyecek. Ancak bu değişimin başlamış olması henüz kışın bittiği anlamına gelmiyor.
Kış tarih boyunca hem günlük hayatın bir gerçeği olarak hemde insanların hayatlarının yansıdığı sanatta, genel olarak çok pozitif bir ışıkla bakılmamıştır. Nedenini anlamak pekte zor değil.
Kış tarih boyunca neredeyse her dönemde insanlar için bir hayatta kalma mücadelesi olmuştur. Üretimin ve çevre doğal kaynaklardan yararlanmanın durma noktasına geldiği, bu yüzden genellikle insanların çoğu zaman tek gıda kaynaklarının yazdan biriktirdikleri olduğu bir zaman dilimi. Yeterince birikimin olmaması açlık ve ölümle karşı karşıya kalmak demek.
Kış aynı zamanda bir izolasyon zamanı. Sadece dışarıdaki soğuğun insanları kapalı ve sıcak evlere kapaması değil, ulaşım ve sosyalleşmenin de yavaşladığı bir hal. Bir yerden bir yere gitmenin atlar, eşekler yada tren ve gemi gibi araçların çok daha konforsuz ilk versiyonlarının olduğu dönemlerde, yazın bile zor olan yolculuklar kışın adeta imkansız hale gelmekteydi.
Bu nedenlerle yazın bitişinden ilk baharın müjdesine kadar olan zaman insanlarda hep bir uzaklık ve izolasyon, zorluk, tehlike ve hatta ölümü çağrıştıran, her sene istenmese de göğüs gerilen bir engel olmuştur.
Yinede insanlar her zorluğu aşarken yaptıkları gibi, kışı da belli şekillderde süslemişler, analiz etmişler ve bu zorlu koşulları atlatabilecek beceriler geliştirmişlerdir. Gündönümlerinin fark edilip tarihlenmesinin insanlık tarihinde bin yıllarla ölçülen bir geçmişi olduğu düşünülmektedir. 5000 yıllık tarihiyle insanlığın en eski yapılarından biri olan Stonehenge, her yıl kışdönümünde taşların arasından güneşin doğduğu yönü işaret eder. Geçmişteki insanların bunu bilerek yaptığı ve o dönemlerde beraber toplanıp bu bir sonraki döneme geçişin ilk adımında kutlamalar yaptıkları düşünülür. Günümüzde bile o dönemde yaşayan insanlarla neredeyse alakasız da olsalar, pek çok insan bu kadim geleneğin sürdürülmesi için orada toplanmaktadır.
En uzun gecede evdeki kapıların gece bir süre açık bırakılması içeriye bolluk ve bereketin davet edildiğinin düşünüldüğü bir batıl inançtır ancak günümüzde bile uygulayanlar vardır. En karanlık gecenin artık her gün biraz daha kısaltmasının getirdiği umut ve heyecan kendini böyle düşüncelerle belli etmiştir.
İnsanlar tarih boyunca farklı kültür ve coğrafyalarda yaşasalarda, çoğunun başından geçen hikaye ve zorluklar birbirlerine oldukça benzerdir. Gündönümleri her mevsimde farklı şekillerde, farklı beklentilerle kutlanagelmiş, tek değişmeyense bu sürekli değişimin insanlar tarafından çoktan kabullenilmiş, savaşmak yerine olabilecek en uyumlu şekilde başa çıkmaya çalışmışlardır.
Günümüzde ise kışın ortasında, bu gelenekler batıllıklarından çok yaşadığımız mevsimlerin birbirine girmiş, adeta bütünleşmiş olması daha öne çıkıyor sanki. Karsız yağmursuz kışlar, her sene daha kurak geçen yazlar. 5000 yıldır devam ettirilen gelenekler, onları anan insanların eksikliğinden değil, o gelenekleri ortaya çıkaran döngünün kırılmasından dolayı yok olacaklar gibi görünüyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
En Uzun Gece
Yazın erken başlayan, neredeyse bitmek bilmez uzun günleri nedeniyle çoğu insan yazı daha çok sever. Bir güne yapılması gereken pek çok şey sığar, eğlence için pek çok seçenek sadece yaz aylarının sıcağında mümkündür. Sıcak bassa bile, aydınlığın ve doğanın etraftaki canlılığı insana da bir ferahlık, rahatlama sağlar.
Kışın sevenleri, hatta tahammül edebilenleri bu nedenlerle çok daha azdır. Soğuk ve kasvetli, geç doğup erken batan güneş ve kısa, adeta gri bir tülün altında kalmış günler.
Bizim ülkemizin konumu itibariyle, dört mevsim daha belli ve birbirlerinden ayrılacak şekilde ilerlemekte. Bölgelere göre mevsimlerin etkisinin değişmesiyle birlikte, ülkenin çoğu bölgesi dört mevsimi hissetmekte. Yerine göre kar ve yağmur bazen bir kaç kez görünüp gitmekte, bazı yerlerde tüm kış boyu etkisini göstermektedir.
Bugün 22 Aralık, çoğu takvime göre Kuzey Yarımküre’de bulunan ülkeler olarak yılın en kısa gününü ve en uzun gecesini dün geride bıraktık. Başladığımız bu yeni hafta artık her gün bir kaç dk oynayarak uzamaya başlayarak, ilk bahar ve yaza doğru kademe kademe ilerleyecek. Ancak bu değişimin başlamış olması henüz kışın bittiği anlamına gelmiyor.
Kış tarih boyunca hem günlük hayatın bir gerçeği olarak hemde insanların hayatlarının yansıdığı sanatta, genel olarak çok pozitif bir ışıkla bakılmamıştır. Nedenini anlamak pekte zor değil.
Kış tarih boyunca neredeyse her dönemde insanlar için bir hayatta kalma mücadelesi olmuştur. Üretimin ve çevre doğal kaynaklardan yararlanmanın durma noktasına geldiği, bu yüzden genellikle insanların çoğu zaman tek gıda kaynaklarının yazdan biriktirdikleri olduğu bir zaman dilimi. Yeterince birikimin olmaması açlık ve ölümle karşı karşıya kalmak demek.
Kış aynı zamanda bir izolasyon zamanı. Sadece dışarıdaki soğuğun insanları kapalı ve sıcak evlere kapaması değil, ulaşım ve sosyalleşmenin de yavaşladığı bir hal. Bir yerden bir yere gitmenin atlar, eşekler yada tren ve gemi gibi araçların çok daha konforsuz ilk versiyonlarının olduğu dönemlerde, yazın bile zor olan yolculuklar kışın adeta imkansız hale gelmekteydi.
Bu nedenlerle yazın bitişinden ilk baharın müjdesine kadar olan zaman insanlarda hep bir uzaklık ve izolasyon, zorluk, tehlike ve hatta ölümü çağrıştıran, her sene istenmese de göğüs gerilen bir engel olmuştur.
Yinede insanlar her zorluğu aşarken yaptıkları gibi, kışı da belli şekillderde süslemişler, analiz etmişler ve bu zorlu koşulları atlatabilecek beceriler geliştirmişlerdir. Gündönümlerinin fark edilip tarihlenmesinin insanlık tarihinde bin yıllarla ölçülen bir geçmişi olduğu düşünülmektedir. 5000 yıllık tarihiyle insanlığın en eski yapılarından biri olan Stonehenge, her yıl kışdönümünde taşların arasından güneşin doğduğu yönü işaret eder. Geçmişteki insanların bunu bilerek yaptığı ve o dönemlerde beraber toplanıp bu bir sonraki döneme geçişin ilk adımında kutlamalar yaptıkları düşünülür. Günümüzde bile o dönemde yaşayan insanlarla neredeyse alakasız da olsalar, pek çok insan bu kadim geleneğin sürdürülmesi için orada toplanmaktadır.
En uzun gecede evdeki kapıların gece bir süre açık bırakılması içeriye bolluk ve bereketin davet edildiğinin düşünüldüğü bir batıl inançtır ancak günümüzde bile uygulayanlar vardır. En karanlık gecenin artık her gün biraz daha kısaltmasının getirdiği umut ve heyecan kendini böyle düşüncelerle belli etmiştir.
İnsanlar tarih boyunca farklı kültür ve coğrafyalarda yaşasalarda, çoğunun başından geçen hikaye ve zorluklar birbirlerine oldukça benzerdir. Gündönümleri her mevsimde farklı şekillerde, farklı beklentilerle kutlanagelmiş, tek değişmeyense bu sürekli değişimin insanlar tarafından çoktan kabullenilmiş, savaşmak yerine olabilecek en uyumlu şekilde başa çıkmaya çalışmışlardır.
Günümüzde ise kışın ortasında, bu gelenekler batıllıklarından çok yaşadığımız mevsimlerin birbirine girmiş, adeta bütünleşmiş olması daha öne çıkıyor sanki. Karsız yağmursuz kışlar, her sene daha kurak geçen yazlar. 5000 yıldır devam ettirilen gelenekler, onları anan insanların eksikliğinden değil, o gelenekleri ortaya çıkaran döngünün kırılmasından dolayı yok olacaklar gibi görünüyor.