Ekimin sonu artık yaprakların yere indiği, henüz kalanlarında sarı, turuncu ve kırmızının çeşit çeşit tonları ile görsel bir şölen sunduğu, soğukların artık gerçek anlamda başlayıp kışa geçişin başlangıcıdır.
Ayın son günü aynı zamanda Cadılar Bayramı yada Halloween günüdür. Kökeni yaklaşık 2 bin yıl önce İrlanda’ya kadar geri gitmekte, yüzyıllar boyunca farklı gelenek yada yörelerde bir sonbahar yada hasat sonu kutlaması olarak gerçekleşmiştir. Bu gecede ölüm ve yaşamı birbirinden ayıran duvarın inceldiği düşüncesi hakimdir, dolayısıyla festivallerdeki gelenekler insanlara zarar getirebilecek canavar yada ruhlardan korunmak üzerine şekillenmiştir.
Avrupa’daki festivallerin kökeni hasat ve yazın bitişi ile kışa girişin, yani gecenin daha uzun ve yaşamın daha zorlu olduğu mevsime girerken geçmişten ve kaybedilen sevdiklerin hatıralarından güç almanın bir ifadesidir. Çoğu batı ülkesinde sonbahar ve kışa giriş dönemi benzer festivallerin olduğu zamandır, doğuda, Japonya ve Çin gibi ülkelerde bu tarih Ağustos’a kadar gerilemektedir.
Dünyanın farklı yerlerindeki festival ve kutlamalar küreselleşme, kültür alışverişi ve özellikle popüler kültürün etkisi ile kökeninden farklı yerlerde, bağlam ve gelenekten uzak şekilde kutlanabilmektedir. Bugün genel olarak geçmişte ölüleri onurlandırmak yada doğanın açıklanamayan tehlikelerinden korunmak için üretilen yöntem ve ritüeller çevresinde gerçekleşen çoğu festival, bugün korkutucu hikaye ve mitlerin konularının farklı kostümler eşliğinde bir kutlama için tema olarak seçilmiş olduğu bir hale gelmiştir.
Korku herkesin sevdiği bir kurgu türü olmasa da geçmişten günümüze var olan en eski kültürlerden biri. Geçmişte dinleyeni korkutarak onu tehlikeli olana karşı uyarmak kadar basit bir işlevden, bugünün adrenalin tutkunları için bir hobi haline gelmesinde her efsane, kitap, film ve şarkının etkisi var. Ancak bu hikayelerin yüzeysel tema ve karakterlerinin altında daha derin anlamlarda yatmakta.
Korku karakterlerine baktığımızda karşımıza ilk önce iki grup çıkar; korkutanlar ve korkanlar. Korkutanlar canavarlardır. Hangi türden güçleri yada görünüşleri olursa olsun, normal, güvenli olmayan. Farklı, çoğu zamanda tek amacı saldırmak ve korkutmak olan karakterler, diğer olandır. Korkanlar ise genel olarak bizler, normal insanlardır. Bir hikayede kendimizi yerine koymamızın beklendiği karakterlerdir bunlar.
Bu biz ve o ayrımı çoğu korku hikayesinin en temel unsurudur. Buradan yola çıkarak canavarınızı anlatmak istediğiniz tema ve konuya göre döşeyebilirsiniz.
Örneğin vampirleri dost görünen ama aslında düşman olan herhangi bir konu için kullanabilirsiniz. Doyumsuzluğun sembolü, aldatıcı görünüş, bir toplum yada kişinin sürekli dikkatli olması gereken bir tehlike. Kurt adamlar yada benzer doğa canavarları da yine içten gelen farklılığın ve şiddetin serbest kalışında, kurallara ve uyarılara uymamanın sonucunda başa gelen sonuçtur.
Canavar tiplemesi genel olarak her insanın içinde taşıdığı trajedi, korku ve kaygı duygularının bir yansımasıdır. Bu kaygıların serbest kalmasının bazen fantezi bazen bilimsel nedenlerle fiziksel bir form alması ve yeni formun kişiye kazandırdığı güçlerle bir kendini keşif yolculuğuna da çıkarmasıdır.
Korkan taraf olarak bizler ise bir zamanlar bizden olan, yada bizden sandığımız o kişinin aslında hiçbir zaman düşündüğümüz gibi olmadığı gerçeği ile yüzleşiriz. Çoğu zamanda asıl korkunç olay budur zaten.
Geçmişin daha basit uyarı hikayelerinin mirasına her eklenen yeni hikaye çoğu zaman bu bilinmeyen korkusu üzerine kurulmuş, her yeni versiyon biraz daha değiştirmekte ve üstüne eklemektedir. Her ne kadar artık kimse cadılar bayramını geçmişteki anlamı ile kutlamıyor olsa da, her sene tekrar edilmesinin altında yatan nedenlerden biri bu duygunun asla eskimeyen duygulardan biri olmasıdır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EDA SARI
Dolunay
Ekimin sonu artık yaprakların yere indiği, henüz kalanlarında sarı, turuncu ve kırmızının çeşit çeşit tonları ile görsel bir şölen sunduğu, soğukların artık gerçek anlamda başlayıp kışa geçişin başlangıcıdır.
Ayın son günü aynı zamanda Cadılar Bayramı yada Halloween günüdür. Kökeni yaklaşık 2 bin yıl önce İrlanda’ya kadar geri gitmekte, yüzyıllar boyunca farklı gelenek yada yörelerde bir sonbahar yada hasat sonu kutlaması olarak gerçekleşmiştir. Bu gecede ölüm ve yaşamı birbirinden ayıran duvarın inceldiği düşüncesi hakimdir, dolayısıyla festivallerdeki gelenekler insanlara zarar getirebilecek canavar yada ruhlardan korunmak üzerine şekillenmiştir.
Avrupa’daki festivallerin kökeni hasat ve yazın bitişi ile kışa girişin, yani gecenin daha uzun ve yaşamın daha zorlu olduğu mevsime girerken geçmişten ve kaybedilen sevdiklerin hatıralarından güç almanın bir ifadesidir. Çoğu batı ülkesinde sonbahar ve kışa giriş dönemi benzer festivallerin olduğu zamandır, doğuda, Japonya ve Çin gibi ülkelerde bu tarih Ağustos’a kadar gerilemektedir.
Dünyanın farklı yerlerindeki festival ve kutlamalar küreselleşme, kültür alışverişi ve özellikle popüler kültürün etkisi ile kökeninden farklı yerlerde, bağlam ve gelenekten uzak şekilde kutlanabilmektedir. Bugün genel olarak geçmişte ölüleri onurlandırmak yada doğanın açıklanamayan tehlikelerinden korunmak için üretilen yöntem ve ritüeller çevresinde gerçekleşen çoğu festival, bugün korkutucu hikaye ve mitlerin konularının farklı kostümler eşliğinde bir kutlama için tema olarak seçilmiş olduğu bir hale gelmiştir.
Korku herkesin sevdiği bir kurgu türü olmasa da geçmişten günümüze var olan en eski kültürlerden biri. Geçmişte dinleyeni korkutarak onu tehlikeli olana karşı uyarmak kadar basit bir işlevden, bugünün adrenalin tutkunları için bir hobi haline gelmesinde her efsane, kitap, film ve şarkının etkisi var. Ancak bu hikayelerin yüzeysel tema ve karakterlerinin altında daha derin anlamlarda yatmakta.
Korku karakterlerine baktığımızda karşımıza ilk önce iki grup çıkar; korkutanlar ve korkanlar. Korkutanlar canavarlardır. Hangi türden güçleri yada görünüşleri olursa olsun, normal, güvenli olmayan. Farklı, çoğu zamanda tek amacı saldırmak ve korkutmak olan karakterler, diğer olandır. Korkanlar ise genel olarak bizler, normal insanlardır. Bir hikayede kendimizi yerine koymamızın beklendiği karakterlerdir bunlar.
Bu biz ve o ayrımı çoğu korku hikayesinin en temel unsurudur. Buradan yola çıkarak canavarınızı anlatmak istediğiniz tema ve konuya göre döşeyebilirsiniz.
Örneğin vampirleri dost görünen ama aslında düşman olan herhangi bir konu için kullanabilirsiniz. Doyumsuzluğun sembolü, aldatıcı görünüş, bir toplum yada kişinin sürekli dikkatli olması gereken bir tehlike. Kurt adamlar yada benzer doğa canavarları da yine içten gelen farklılığın ve şiddetin serbest kalışında, kurallara ve uyarılara uymamanın sonucunda başa gelen sonuçtur.
Canavar tiplemesi genel olarak her insanın içinde taşıdığı trajedi, korku ve kaygı duygularının bir yansımasıdır. Bu kaygıların serbest kalmasının bazen fantezi bazen bilimsel nedenlerle fiziksel bir form alması ve yeni formun kişiye kazandırdığı güçlerle bir kendini keşif yolculuğuna da çıkarmasıdır.
Korkan taraf olarak bizler ise bir zamanlar bizden olan, yada bizden sandığımız o kişinin aslında hiçbir zaman düşündüğümüz gibi olmadığı gerçeği ile yüzleşiriz. Çoğu zamanda asıl korkunç olay budur zaten.
Geçmişin daha basit uyarı hikayelerinin mirasına her eklenen yeni hikaye çoğu zaman bu bilinmeyen korkusu üzerine kurulmuş, her yeni versiyon biraz daha değiştirmekte ve üstüne eklemektedir. Her ne kadar artık kimse cadılar bayramını geçmişteki anlamı ile kutlamıyor olsa da, her sene tekrar edilmesinin altında yatan nedenlerden biri bu duygunun asla eskimeyen duygulardan biri olmasıdır.