Her gün bir öncekinden ve bir sonrakinden farklı. Bu belki sadece bir dakika, güneşin açısı yada ayın bir kez daha şekil değiştirmesi gibi çoğu zaman gözümüzle yakalayamadığımız küçük hareketlerde olsa, her gün bir şekilde öncesi ve sonrasından farklı, zamanın içinde sürekli ileriye doğru bir harekette.
Bu değişimlerin bilimsel olarak sebebi uzay boşluğunda gezegenimizin bulunduğu güneş sisteminin de sürekli ileriye ilerlemesi. Sistemin merkezinde güneş ve etrafında onun çekimine kapılan diğer gezegenler ve onların uydularıyla, bizim için en önemli yıldız sürekli uzay boşluğunda ileriye doğru hareket etmekte. Bu ilerleme gerçekleşirken de dünya, tıpkı sistemdeki diğer gökcisimlerini gibi sürekli güneşin etrafındaki rutin hareketine devam etmekte.
Bu rutin hareketlerin hangi yön ve açıdan olduğu bizim için gündüz ve gecenin oluşmasını, ay ve yılların yada hangi mevsimde olduğumuzun belirleyici olmakta. Fiziksel olarak sistemdeki tüm gezegenlerin hareketleri ölçülebilir, genel olarak birbirini tekrar eden bir örüntüler dizini. Ancak her ne kadar dünya aynı hareketleri tekrar tekrar, hiç durmadan yapmaya oldukça kayıtsız şekilde devam etse de, üzerinde yaşayan insanların bu tekrarlayan hareketlerden çok daha farklı hayatları eşzamanlı yaşamakta.
Gezegenimizin yaptığı bu yolu, açısı ve hızı belli yolculukları, adeta bir aracın yaptığı gibi. Hatta genel olarak yolunun her zaman belli ve ayrı, hareketlerinin oldukça hesaplı olduğu trenler, belkide buradaki en iyi benzetme olabilir. Tıpkı güneşin çekim kuvvetinin kontrolünde aynı hız ve hizada hareket eden, insanın hayatına kayıtsız dünya gibi, trenlerde aynı raylarda, aynı istasyonlara yaptıkları sayısız aynı seferlerde yolculuklarına devam etmektedirler. Ancak aynı yolculuğu tekrar tekrar yapmak, her yolculuğun taşıdığı yeni potansiyeli asla engelleyemez.
Yolculuğun insan üzerinde değişim, keşif, arayış ve buluş gibi pek çok etkiyi getirecek bir potansiyele sahip olması, yolculuğun kendi başına bir mekan haline gelmesine kadar ilerleyebilir. Burada yolculuğun nereden nereye yapıldığı kadar, ne ile yapıldığı da önemlidir. Geçmişin at arabalarından bugünün uzay gemilerine, artık araçlar insanları dünyanın neredeyse her noktasına ulaştırmakla kalmayıp, gezegenin dışına kadar taşıyabilmektedir.
Ancak uzaya yolculuktan önce dünyanın bir yol ağı ile kaplanması gerekir, ve tarihte bu ağın belkide en keskin hatlara sahip olan aracı trenler olmuştur. İsminin kökeni Latince ‘çekmek’ anlamına gelen trahere kelimesine dayanan, bugünün modern dünyasının inşasındaki en büyük aktörlerden biri olan trenler, insan hayatında hem pratik hemde romantik olarak önemli bir yer tutmaktadırlar.
Sanayi devrimi bugün yaşadığımız hayatı yaşamamızdaki en önemli sebeblerden biridir. İlk defa seri üretim ve makineleşme ile başlayan, modern yaşamın getirdiği çoğu konfor bu devrim ile insan hayatına girmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu süreçte attan sonra ve arabadan önce, insanın karayolundaki en hızlı ulaşım aracı trenler ortaya çıkmıştır.
Buharlı motorları ile trenler bir canlının çekmediği ve performans olarak çok daha fazlasını çok daha hızlı şekilde taşıyabilmeleri ile, modern dünyanın ve sanayi devriminin sembolü haline gelmiştir. Sürekli ileriye giden, her geçen güne daha da ileriye gidebilmesi için yeni rayların eklenerek yeni ve eski dünyanın her geçen gün daha da fethedildiği bir çağın değer ve hırsının fiziksel haliydi trenler.
Bu metal canavar aynı yolun üstünde aynı yolculukları aynı vagonlarda yaparken, içinde yolculuğu yaşayan insanlar için durum bazen onlar içinde benzer, bazen çok farklıydı. Aynı yolu gidip gelen çalışanlar için hayatın belkide en daraltıcı hali, yabancı bir yere yeni bir hayat için giden pek çok insan içinse umut ve korkunun üste çıkmak için savaştığı bir ikilemdi.
Kozmik yada artık şehirlerimizde binaların altından geçen ‘minimal’ boyutta, üzerinde gittiğimiz araçlar her ne kadar soğuk ve cansız şekilde aynı hareketleri yaparken, taşıdıkları yolcular için, yolculuğun mekanları olarak, soyut bir değişimin somut halleri olarak rutinlerine kayıtsız şekilde devam etmekteler.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Dizi Dizi Kutular
Her gün bir öncekinden ve bir sonrakinden farklı. Bu belki sadece bir dakika, güneşin açısı yada ayın bir kez daha şekil değiştirmesi gibi çoğu zaman gözümüzle yakalayamadığımız küçük hareketlerde olsa, her gün bir şekilde öncesi ve sonrasından farklı, zamanın içinde sürekli ileriye doğru bir harekette.
Bu değişimlerin bilimsel olarak sebebi uzay boşluğunda gezegenimizin bulunduğu güneş sisteminin de sürekli ileriye ilerlemesi. Sistemin merkezinde güneş ve etrafında onun çekimine kapılan diğer gezegenler ve onların uydularıyla, bizim için en önemli yıldız sürekli uzay boşluğunda ileriye doğru hareket etmekte. Bu ilerleme gerçekleşirken de dünya, tıpkı sistemdeki diğer gökcisimlerini gibi sürekli güneşin etrafındaki rutin hareketine devam etmekte.
Bu rutin hareketlerin hangi yön ve açıdan olduğu bizim için gündüz ve gecenin oluşmasını, ay ve yılların yada hangi mevsimde olduğumuzun belirleyici olmakta. Fiziksel olarak sistemdeki tüm gezegenlerin hareketleri ölçülebilir, genel olarak birbirini tekrar eden bir örüntüler dizini. Ancak her ne kadar dünya aynı hareketleri tekrar tekrar, hiç durmadan yapmaya oldukça kayıtsız şekilde devam etse de, üzerinde yaşayan insanların bu tekrarlayan hareketlerden çok daha farklı hayatları eşzamanlı yaşamakta.
Gezegenimizin yaptığı bu yolu, açısı ve hızı belli yolculukları, adeta bir aracın yaptığı gibi. Hatta genel olarak yolunun her zaman belli ve ayrı, hareketlerinin oldukça hesaplı olduğu trenler, belkide buradaki en iyi benzetme olabilir. Tıpkı güneşin çekim kuvvetinin kontrolünde aynı hız ve hizada hareket eden, insanın hayatına kayıtsız dünya gibi, trenlerde aynı raylarda, aynı istasyonlara yaptıkları sayısız aynı seferlerde yolculuklarına devam etmektedirler. Ancak aynı yolculuğu tekrar tekrar yapmak, her yolculuğun taşıdığı yeni potansiyeli asla engelleyemez.
Yolculuğun insan üzerinde değişim, keşif, arayış ve buluş gibi pek çok etkiyi getirecek bir potansiyele sahip olması, yolculuğun kendi başına bir mekan haline gelmesine kadar ilerleyebilir. Burada yolculuğun nereden nereye yapıldığı kadar, ne ile yapıldığı da önemlidir. Geçmişin at arabalarından bugünün uzay gemilerine, artık araçlar insanları dünyanın neredeyse her noktasına ulaştırmakla kalmayıp, gezegenin dışına kadar taşıyabilmektedir.
Ancak uzaya yolculuktan önce dünyanın bir yol ağı ile kaplanması gerekir, ve tarihte bu ağın belkide en keskin hatlara sahip olan aracı trenler olmuştur. İsminin kökeni Latince ‘çekmek’ anlamına gelen trahere kelimesine dayanan, bugünün modern dünyasının inşasındaki en büyük aktörlerden biri olan trenler, insan hayatında hem pratik hemde romantik olarak önemli bir yer tutmaktadırlar.
Sanayi devrimi bugün yaşadığımız hayatı yaşamamızdaki en önemli sebeblerden biridir. İlk defa seri üretim ve makineleşme ile başlayan, modern yaşamın getirdiği çoğu konfor bu devrim ile insan hayatına girmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu süreçte attan sonra ve arabadan önce, insanın karayolundaki en hızlı ulaşım aracı trenler ortaya çıkmıştır.
Buharlı motorları ile trenler bir canlının çekmediği ve performans olarak çok daha fazlasını çok daha hızlı şekilde taşıyabilmeleri ile, modern dünyanın ve sanayi devriminin sembolü haline gelmiştir. Sürekli ileriye giden, her geçen güne daha da ileriye gidebilmesi için yeni rayların eklenerek yeni ve eski dünyanın her geçen gün daha da fethedildiği bir çağın değer ve hırsının fiziksel haliydi trenler.
Bu metal canavar aynı yolun üstünde aynı yolculukları aynı vagonlarda yaparken, içinde yolculuğu yaşayan insanlar için durum bazen onlar içinde benzer, bazen çok farklıydı. Aynı yolu gidip gelen çalışanlar için hayatın belkide en daraltıcı hali, yabancı bir yere yeni bir hayat için giden pek çok insan içinse umut ve korkunun üste çıkmak için savaştığı bir ikilemdi.
Kozmik yada artık şehirlerimizde binaların altından geçen ‘minimal’ boyutta, üzerinde gittiğimiz araçlar her ne kadar soğuk ve cansız şekilde aynı hareketleri yaparken, taşıdıkları yolcular için, yolculuğun mekanları olarak, soyut bir değişimin somut halleri olarak rutinlerine kayıtsız şekilde devam etmekteler.