İnsanın sahip olduğu düşüncelerini, duygularını ve zamansal olarak şimdiyi aşan, geçmiş ve geleceğe dair tüm anı ve planlarını soyutsal bir fikirden nispeten somutlaştırmakta kullandığı en önemli araç dildir. Bir insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerinden biri olan kompleks düşüncelerin ortaya çıkışından, zihinden dışarıya başka algılayıcılara da aktarabilmesi becerisidir, bu beceri de dildir.
Paylaşılmayan ve daha da önemlisi, aktarılamayan herhangi bir fikrin sahip olabileceği önem ve etkinin varsa bile oldukça sınırlı olduğu barizdir. Dil, bireyler olarak hayatımızdaki her türlü yaşadığımız durum ve olayın yaptığımız tanımında, oluşturduğumuz düşüncesinde kullandığımız en temel araçtır. Düşüncenin dışa vurumunda da sadece bu önemini korumakla kalmaz, kişinin dil aracını nasıl kullandığından, algılayıcı tarafın sahip olduğu dil becerilerine kadar her alanda buna devam eder.
Kültür insanın maddi ve manevi tüm birikimi, hayat deyince aklımıza gelen her şeyin bir araya gelişi ile oluşan bütündür. Dil bu birikimin en büyük parçalarından biri, kültürün değişiminde en büyük rol oynayıcılardan olduğu kadar, kültürün değişiminden en çok etkilenen parçalardan da biridir. İnsanla beraber yaşayıp gelişen kültürü tanımlayan, kelimelerle somutlaştıran yegane şeydir dil.
Bugün dünya üzerinde yedi binden fazla hala konuşulmakta olan dil var. Ölü dil olarak sınıflandırılan, varlığından emin olunan diller ise beş yüzden fazla. Tüm dünya üzerinde, herhangi bir zaman ve noktada konuşulan tüm dillerin sayısının kesin olarak öğrenilmesi ise imkansız olarak tanımlanıyor. Geçmişte pek çok dilin herhangi bir kaynak yada iz bırakmadan, onları konuşan toplumların yok olmasıyla beraber ortadan kalktıkları düşünülüyor.
Bugün insanın konuştuğu ana dili onun milli kimliğinden beyninin nasıl bir analiz yolu izlemesine kadar pek çok yönden belirleyici oluyor. Ancak tıpkı insanlar gibi, dillerde yaşam süreleri boyunca izole hayatlar yaşamazlar. Zamanla yaşanan her iletişim ve etkileşim ile değişime uğrarlar.
Bugün dünyada konuşan sayısı olarak en çok konuşulan diller çoğunlukla bu dilleri ana dil olarak öğrenen, yerlileri ile ölçülmekte. Örneğin Çince neredeyse bir milyarlık nüfusu ile ilk başta gelmekte, arkasından Hintçe, İspanyolca ve Arapça gibi diller, en çok konuşulan ana diller arasında. Ancak ikinci diller de hesaba katıldığında, ana dillerin nüfusunun kalabalığından kazandığı avantaj geri planda, gündemi belirleme açısından güçsüz kalabiliyor.
Anadili İngilizce olan dünya nüfusu yaklaşık olarak 380 milyon civarı, ancak İngilizce'yi ikinci dil olarak bilenlerde bu sayıya eklendiğinde bir milyardan fazla kişinin İngilizce konuştuğu ortaya çıkıyor. Bu ana dilleri, ait oldukları kültürleri çok farklı olan insanların ortak bir noktada buluştuğu, ortak bir iletişim aracına sahip olabildiği gibi, dünyaya ait tüm gündem ve kültürel akım ve olayların da belli bir grubu merkezde tuttuğu anlamına da geliyor.
Buradaki merkezin en başta Amerika ve yanında İngiltere olduğu oldukça açık. Dil benzerliği sayesinde özellikle Avrupa ülkelerinin İngilizce’yi ikinci dil olarak konuşma oranı da eklendiğinde batının genel merkez olduğu inkar edilemez. Bugün hala Türkçe’nin yanında kendimizi ‘globale açmak’ için ana dilimizden çok farklı bir dili öğrenme çabamız, merkezin bizde olmaması sebebiyle.
Bu durumunda hem kendi içinde hemde tüm dünyaya yayılan kültürel hareket ve güdümlerdeki önemi de sandığımızdan hem daha büyük, hemde daha incelikli bir biçimde işlemekte.
Bugün internet hem bu ikinci dil ortaklığının bir iletişim aracı olması, hemde fiziksel dünyayla artık neredeyse ayrılamayacak bir seviyede. Bu ortak dilin yaygınlığı ile birleştiğinde, tüm dünyayı saran bir ağda neredeyse dünyanın herhangi bir noktasında yaşayan bir kişi ile iletişim mümkün. Ancak kimin ne amaçla iletişim kurduğunun farkında olunması da çok önemli.
Politikayı siz önemsemeseniz bile, o sizi önemser. Bugün Türkçe’yi konuşurken kullandığımız komedi dili, çok kısa bir sürede parodiden gerçek bir kullanıma dönebilir. Bu çoğu zaman dilin kültürle beraber gelişen doğal değişimi olabileceği kadar, anlamının ve kökeninin bilinmediği bir kelime yada deyimin bizim farkında olmadığımız bir alıştırma yada yaygınlaştırma amacı da taşıyabilir.
Akım ve değişimlerin belirli bir merkezden geçtiği belliyken, yönlerin de ayarlanabileceğini de unutmamalıyız. Bugün “yedim ve kırıntı bırakmadım” deyimi belki anlayan kişiler arasında bir sohbete katılan bir komedi unsuru ve kendi başına kötü bir şey değil. Ancak değişen günlük dile gelen her yeni şeyin kötü olmayacabileceği gibi, nazi gibi ağırlığı olan kelimelerin ‘feminazi’ örneğinde olduğu gibi, kendi gerici ve saldırgan politikalarının normalleşmesi için terimlerin içinin boşaltılması anlamına da gelebilir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Değişimin Dili
İnsanın sahip olduğu düşüncelerini, duygularını ve zamansal olarak şimdiyi aşan, geçmiş ve geleceğe dair tüm anı ve planlarını soyutsal bir fikirden nispeten somutlaştırmakta kullandığı en önemli araç dildir. Bir insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerinden biri olan kompleks düşüncelerin ortaya çıkışından, zihinden dışarıya başka algılayıcılara da aktarabilmesi becerisidir, bu beceri de dildir.
Paylaşılmayan ve daha da önemlisi, aktarılamayan herhangi bir fikrin sahip olabileceği önem ve etkinin varsa bile oldukça sınırlı olduğu barizdir. Dil, bireyler olarak hayatımızdaki her türlü yaşadığımız durum ve olayın yaptığımız tanımında, oluşturduğumuz düşüncesinde kullandığımız en temel araçtır. Düşüncenin dışa vurumunda da sadece bu önemini korumakla kalmaz, kişinin dil aracını nasıl kullandığından, algılayıcı tarafın sahip olduğu dil becerilerine kadar her alanda buna devam eder.
Kültür insanın maddi ve manevi tüm birikimi, hayat deyince aklımıza gelen her şeyin bir araya gelişi ile oluşan bütündür. Dil bu birikimin en büyük parçalarından biri, kültürün değişiminde en büyük rol oynayıcılardan olduğu kadar, kültürün değişiminden en çok etkilenen parçalardan da biridir. İnsanla beraber yaşayıp gelişen kültürü tanımlayan, kelimelerle somutlaştıran yegane şeydir dil.
Bugün dünya üzerinde yedi binden fazla hala konuşulmakta olan dil var. Ölü dil olarak sınıflandırılan, varlığından emin olunan diller ise beş yüzden fazla. Tüm dünya üzerinde, herhangi bir zaman ve noktada konuşulan tüm dillerin sayısının kesin olarak öğrenilmesi ise imkansız olarak tanımlanıyor. Geçmişte pek çok dilin herhangi bir kaynak yada iz bırakmadan, onları konuşan toplumların yok olmasıyla beraber ortadan kalktıkları düşünülüyor.
Bugün insanın konuştuğu ana dili onun milli kimliğinden beyninin nasıl bir analiz yolu izlemesine kadar pek çok yönden belirleyici oluyor. Ancak tıpkı insanlar gibi, dillerde yaşam süreleri boyunca izole hayatlar yaşamazlar. Zamanla yaşanan her iletişim ve etkileşim ile değişime uğrarlar.
Bugün dünyada konuşan sayısı olarak en çok konuşulan diller çoğunlukla bu dilleri ana dil olarak öğrenen, yerlileri ile ölçülmekte. Örneğin Çince neredeyse bir milyarlık nüfusu ile ilk başta gelmekte, arkasından Hintçe, İspanyolca ve Arapça gibi diller, en çok konuşulan ana diller arasında. Ancak ikinci diller de hesaba katıldığında, ana dillerin nüfusunun kalabalığından kazandığı avantaj geri planda, gündemi belirleme açısından güçsüz kalabiliyor.
Anadili İngilizce olan dünya nüfusu yaklaşık olarak 380 milyon civarı, ancak İngilizce'yi ikinci dil olarak bilenlerde bu sayıya eklendiğinde bir milyardan fazla kişinin İngilizce konuştuğu ortaya çıkıyor. Bu ana dilleri, ait oldukları kültürleri çok farklı olan insanların ortak bir noktada buluştuğu, ortak bir iletişim aracına sahip olabildiği gibi, dünyaya ait tüm gündem ve kültürel akım ve olayların da belli bir grubu merkezde tuttuğu anlamına da geliyor.
Buradaki merkezin en başta Amerika ve yanında İngiltere olduğu oldukça açık. Dil benzerliği sayesinde özellikle Avrupa ülkelerinin İngilizce’yi ikinci dil olarak konuşma oranı da eklendiğinde batının genel merkez olduğu inkar edilemez. Bugün hala Türkçe’nin yanında kendimizi ‘globale açmak’ için ana dilimizden çok farklı bir dili öğrenme çabamız, merkezin bizde olmaması sebebiyle.
Bu durumunda hem kendi içinde hemde tüm dünyaya yayılan kültürel hareket ve güdümlerdeki önemi de sandığımızdan hem daha büyük, hemde daha incelikli bir biçimde işlemekte.
Bugün internet hem bu ikinci dil ortaklığının bir iletişim aracı olması, hemde fiziksel dünyayla artık neredeyse ayrılamayacak bir seviyede. Bu ortak dilin yaygınlığı ile birleştiğinde, tüm dünyayı saran bir ağda neredeyse dünyanın herhangi bir noktasında yaşayan bir kişi ile iletişim mümkün. Ancak kimin ne amaçla iletişim kurduğunun farkında olunması da çok önemli.
Politikayı siz önemsemeseniz bile, o sizi önemser. Bugün Türkçe’yi konuşurken kullandığımız komedi dili, çok kısa bir sürede parodiden gerçek bir kullanıma dönebilir. Bu çoğu zaman dilin kültürle beraber gelişen doğal değişimi olabileceği kadar, anlamının ve kökeninin bilinmediği bir kelime yada deyimin bizim farkında olmadığımız bir alıştırma yada yaygınlaştırma amacı da taşıyabilir.
Akım ve değişimlerin belirli bir merkezden geçtiği belliyken, yönlerin de ayarlanabileceğini de unutmamalıyız. Bugün “yedim ve kırıntı bırakmadım” deyimi belki anlayan kişiler arasında bir sohbete katılan bir komedi unsuru ve kendi başına kötü bir şey değil. Ancak değişen günlük dile gelen her yeni şeyin kötü olmayacabileceği gibi, nazi gibi ağırlığı olan kelimelerin ‘feminazi’ örneğinde olduğu gibi, kendi gerici ve saldırgan politikalarının normalleşmesi için terimlerin içinin boşaltılması anlamına da gelebilir.