Değişmeyen tek şey değişimdir. Bazen günlük hayatın durmadan, ısrarla aynı şekilde tekrar eden rutinlerinde sıkışıp kalınca, planladığımız gelecekler gerçekleşmeyip, olduğumuz yerde saydığımızı düşündüğümüzde, belki de bazı şeylerin değişmediği fikrine kapılırız. Ancak sırf böyle hissedip düşünmek, değişimin olmadığını iddia etmek için hiçbir zaman yeterli bir neden olamaz.
Değişim, hem hayatın en değişmez kuralı hemde hayatın devamını sağlayan yegane şeydir. Bir gün içinde hiçbir şey yapmasak bile vücudumuzda 50 ila 330 milyar kadar hücre ölmekte ve yenileri yerlerini almaktadır. Değişimin en büyük araçları olarak yaşam ve ölüm, ölen canlının tüm varlığının yeniden doğanın döngülerine dönmesi ve yeni doğan yaşamın bu geri dönüşün sağladığı besin ve yenilenişten faydalanarak filizlenmesi, yaşamın hiç durmadan devam eden döngüsünü oluşturur.
Doğanın bu döngüsünün en bariz ve büyük ölçekli örneği ise muhtemelen mevsimlerdir. Bugün bizim için gece ve gündüzün neredeyse eş sürede olduğu ekinoks, yeni mevsimin dönüşü için bir habercidir. Kuzey yarım kürede yaşayan bizler için kışın dönümü, güney yarım kürede yaşayanlar içinse yazın dönümüdür. Dünyanın güneş etrafında dönerkenki eksen eğiminden dolayı birbirlerinin zıttı mevsimler yaşanırken, birbirini kovalayan değişimin farklı zamanlarda da olsa, aynı en temel döngüde ilerlediği görülür.
Her anın ve dönemin döngüde kişisel tercih ve isteklerden tamamen bağımsız, kendine ait bir görevi ve önemi vardır. Soğuk havada, kar ve yağmurun altında sessiz ve hareketsiz kalan doğa adeta yeni bir yaşam için dinlenmekte, harekete geçmesi için gelecek olan ilk işaretleri, baharı beklemektedir.
Her ne kadar kış ve beraberinde getirdiği zorlukları çoğu kişi haklı olarak sevmese de, gerçek bir değişim için çoğu zaman bu sessiz hazırlık, hatta koza döneminden geçilmesi bir zorunluluktur. Bu dönem bir dinlenme aşaması da olabilir, taşma noktasına doğru giden sancıların biriktiği bir süreçte, ama neredeyse her zaman beraberinde iyi yada kötü bir değişimi de beraberinde getirir.
Yaz her ne kadar son yıllarda değişen iklim şartları ile kültürel hafızamızdaki özelliklerini değiştirmeye başlasa da, geçmişten beri hep sancılı geçen bir kıştan sağ salim çıkanların kazandığı bir ödül, kurtuluştur. Doğanın her bir parçasında baharın gelişi ve arkasından yaz, hayatın resmini çizen, sembolü haline gelmiş bereket dönemidir.
Bizim yaşadığımız günlük hayatımızda neredeyse her yönüyle aynı döngüde hareket etmekte, ancak değişen mevsimler kadar bariz olmadığından çoğu zaman geri plana atılmakta, bazen doğrudan doğaya olan bağlılığı ihmal hatta inkar edilmektedir.
Bugün yaşadığımız modern hayat, insanın kendini yaşadığı doğadan en soyutladığı dönemdir. Soyutlamakla da kalmamış, mümkün olduğunda doğa ile olan bağımızı tamamen kesmiş, bizi adeta bir makine haline getirmeye çalışmış ve endişe verici bir düzeyde de başardığı bir bir durumdayız.
Sürekli bir üretim ve kazanç amacıyla hareket etmekteyiz, bunun kendi seçimimiz olduğunu düşünüyoruz ancak aslında biraz geri adım atarsak bugün yaşadığımız dünyada sadece var olmak için kabul etmemiz gereken bir gerçek haline getirildiğini görebiliyoruz.
Halbuki tıpkı kışın kendini bir uyku haline alan bitki örtüsünün yeniden yeşermek için baharı beklerken dinlenmesi gibi, bizim de dinlenmeye ihtiyacımız var. Bugün sürekli bir çalışma halinde olmanın bir zorunluluk haline getirilmesinde insanların robotlaştırıldıklarını örnek gösterirken, gerçek robotların bile dinlenme ihtiyacı olduğunu es geçiyoruz. Metal ve plastikten yapılan eşyaların bile ‘soğumaya’ ihtiyacı varsa, etten kemikten, inkar etse bile üretkenliğinin bile mevsimlerin değişimine bağlı olduğu insanların dinlenmeye elbette ihtiyacı vardır.
Değişim, iyi yada kötü her zaman yaşanmaktadır. Dinlencesiz bir kişinin hayatı elbette bir yerden sonra kötüye dönüşecek, iklimin doğal düzeni bozulsa, döngüsü değişse bile değişim ilerlemeye devam edecektir. İyi yada kötü şekilde ilerlemesinin kontrolü içinse yapabileceğimiz tek şey, şimdiye kadar kendini yenileyen düzenine saygı duymak, döngünün değerini bilmektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Değişim
Değişmeyen tek şey değişimdir. Bazen günlük hayatın durmadan, ısrarla aynı şekilde tekrar eden rutinlerinde sıkışıp kalınca, planladığımız gelecekler gerçekleşmeyip, olduğumuz yerde saydığımızı düşündüğümüzde, belki de bazı şeylerin değişmediği fikrine kapılırız. Ancak sırf böyle hissedip düşünmek, değişimin olmadığını iddia etmek için hiçbir zaman yeterli bir neden olamaz.
Değişim, hem hayatın en değişmez kuralı hemde hayatın devamını sağlayan yegane şeydir. Bir gün içinde hiçbir şey yapmasak bile vücudumuzda 50 ila 330 milyar kadar hücre ölmekte ve yenileri yerlerini almaktadır. Değişimin en büyük araçları olarak yaşam ve ölüm, ölen canlının tüm varlığının yeniden doğanın döngülerine dönmesi ve yeni doğan yaşamın bu geri dönüşün sağladığı besin ve yenilenişten faydalanarak filizlenmesi, yaşamın hiç durmadan devam eden döngüsünü oluşturur.
Doğanın bu döngüsünün en bariz ve büyük ölçekli örneği ise muhtemelen mevsimlerdir. Bugün bizim için gece ve gündüzün neredeyse eş sürede olduğu ekinoks, yeni mevsimin dönüşü için bir habercidir. Kuzey yarım kürede yaşayan bizler için kışın dönümü, güney yarım kürede yaşayanlar içinse yazın dönümüdür. Dünyanın güneş etrafında dönerkenki eksen eğiminden dolayı birbirlerinin zıttı mevsimler yaşanırken, birbirini kovalayan değişimin farklı zamanlarda da olsa, aynı en temel döngüde ilerlediği görülür.
Her anın ve dönemin döngüde kişisel tercih ve isteklerden tamamen bağımsız, kendine ait bir görevi ve önemi vardır. Soğuk havada, kar ve yağmurun altında sessiz ve hareketsiz kalan doğa adeta yeni bir yaşam için dinlenmekte, harekete geçmesi için gelecek olan ilk işaretleri, baharı beklemektedir.
Her ne kadar kış ve beraberinde getirdiği zorlukları çoğu kişi haklı olarak sevmese de, gerçek bir değişim için çoğu zaman bu sessiz hazırlık, hatta koza döneminden geçilmesi bir zorunluluktur. Bu dönem bir dinlenme aşaması da olabilir, taşma noktasına doğru giden sancıların biriktiği bir süreçte, ama neredeyse her zaman beraberinde iyi yada kötü bir değişimi de beraberinde getirir.
Yaz her ne kadar son yıllarda değişen iklim şartları ile kültürel hafızamızdaki özelliklerini değiştirmeye başlasa da, geçmişten beri hep sancılı geçen bir kıştan sağ salim çıkanların kazandığı bir ödül, kurtuluştur. Doğanın her bir parçasında baharın gelişi ve arkasından yaz, hayatın resmini çizen, sembolü haline gelmiş bereket dönemidir.
Bizim yaşadığımız günlük hayatımızda neredeyse her yönüyle aynı döngüde hareket etmekte, ancak değişen mevsimler kadar bariz olmadığından çoğu zaman geri plana atılmakta, bazen doğrudan doğaya olan bağlılığı ihmal hatta inkar edilmektedir.
Bugün yaşadığımız modern hayat, insanın kendini yaşadığı doğadan en soyutladığı dönemdir. Soyutlamakla da kalmamış, mümkün olduğunda doğa ile olan bağımızı tamamen kesmiş, bizi adeta bir makine haline getirmeye çalışmış ve endişe verici bir düzeyde de başardığı bir bir durumdayız.
Sürekli bir üretim ve kazanç amacıyla hareket etmekteyiz, bunun kendi seçimimiz olduğunu düşünüyoruz ancak aslında biraz geri adım atarsak bugün yaşadığımız dünyada sadece var olmak için kabul etmemiz gereken bir gerçek haline getirildiğini görebiliyoruz.
Halbuki tıpkı kışın kendini bir uyku haline alan bitki örtüsünün yeniden yeşermek için baharı beklerken dinlenmesi gibi, bizim de dinlenmeye ihtiyacımız var. Bugün sürekli bir çalışma halinde olmanın bir zorunluluk haline getirilmesinde insanların robotlaştırıldıklarını örnek gösterirken, gerçek robotların bile dinlenme ihtiyacı olduğunu es geçiyoruz. Metal ve plastikten yapılan eşyaların bile ‘soğumaya’ ihtiyacı varsa, etten kemikten, inkar etse bile üretkenliğinin bile mevsimlerin değişimine bağlı olduğu insanların dinlenmeye elbette ihtiyacı vardır.
Değişim, iyi yada kötü her zaman yaşanmaktadır. Dinlencesiz bir kişinin hayatı elbette bir yerden sonra kötüye dönüşecek, iklimin doğal düzeni bozulsa, döngüsü değişse bile değişim ilerlemeye devam edecektir. İyi yada kötü şekilde ilerlemesinin kontrolü içinse yapabileceğimiz tek şey, şimdiye kadar kendini yenileyen düzenine saygı duymak, döngünün değerini bilmektir.