“Go touch some grass!” Türkçe ’ye tam çevrildiğinde, “Git biraz çimlere bas!”, bağlamında ise internette çok fazla zaman geçiren ve ortaya attığı fikirleri bunu yansıtan kişiler için sıkça söylenen bir deyim haline geldi. Global internette en baskın dil İngilizce olduğundan, Türkçe de “çık bir hava al gel” tarzı deyimlerde daha iyi karşılık bulmakta, ancak pek çok yabancı deyim gibi ‘çimene dokun’ da günlük konuşmalarımızda kendine yer bulmakta.
Sadece telefonun ya da bilgisayarın kapatılmasıyla bir anda yeniden 10-20 sene geriye, ‘internet öncesi’ dönemine dönebilmenin mümkün olduğunun, hatta bunun sık sık yapılması gereken bir egzersiz haline geldiğini söyleyen pek çok kişi var. Teknoloji ve sanal dünya ile olan yakınlığımızın mümkün olan en az seviyeye indirilmesi, artık bağımlılık haline gelmiş bazı alışkanlıklarımızdan kurtulmamız için gerçekten de gerekli adımlar, ancak bulunduğumuz noktada sadece internetten çıkıp telefonu kapatarak hatırladığımız geçmişe dönebileceğimiz fikri, devekuşunun kafasını kuma gömerek gerçek dünyayı görmezden gelmesi ile aynı şey.
Artık çevrimiçi ile çevrimdışı dünyalar birbirlerinin aynısı değilse, aynası. Gerçek dünyayı yok saymak mümkün olmadığı için genel olarak çevrimiçinin çok fazla önemsenmesi göze daha rahat batıyor, ancak çoğu zaman internette başlayan bir hareket, trend ya da ürün çok geçmeden kendine gerçek dünyada da yer buluyor. Bu en basit haliyle bir moda trendinden ya da şaka kalıbından esinlenmek olurken, kötü niyetli grup ve düşünce akımlarına kapılmak, burada içselleştirdiği şeyleri de gerçek dünyada yapması ile ortaya çıkıyor.
Bu yıl hep Amerika’da izlediğimiz kendi okullara saldırı olaylarına ülkemizde de şahit olduk, ister istemez bize de geldi, tarzı cümleler kurduk. Belli bir grup her zamanki heyecanıyla “Hep o video oyunlarından! Yasaklayın! Yasaklayın! Yasaklayın!” sloganlarını atmaya başladı.
Devamlı şiddete maruz kalma sonucunda şiddete kayıtsızlığın başlayabileceği yanlış bir düşünce değil, ancak içinde bulunduğumuz kültürün gerçek anlamda neyi destekleyip neyi baskıladığını görmezden gelmek, sadece asıl suçluları koruma çabasından başka bir şey değildir.
Fiziksel şiddete ve son olarak cinayet ve tecavüz gibi en üst seviyedeki insanlık suçlarına giden yol oynanan bir video oyunu ya da dizilerle açıklanamaz. Çok daha sistematik, kültürel seviyede derine inen bir mekanizma bu suçlara giden basamakları oluşturur. Bir basamaklar bir piramidi oluşturur. En alt basamağında ‘zararsız’, bir olayın ciddiyetini azaltıcı ilk eylem bulunur. Her sonraki basamak, bir öncesinden kuvvet alır, taki en tepeye ulaşana kadar. O noktaya gelindiğinde bile suçlu olan kişinin kim olduğu sorusu sorulur ve ceza ona göre verilir.
Şiddet içeren bir video oyunun yapılmasından, satılmasına ve oynanmasına kadar her aşaması sadece bu sistemin bir yan etkisidir. Eğer siz oğlunuzun bir ev tasarlama ya da moda oyunu oynadığını görüp, ‘kız oyunu oynama!’ diyorsanız, o çocuğu daha sonrasında kadına ya da topluma karşı şiddete iten ilk unsur siz oluyorsunuz.
Yeni bir sosyal medya hesabı açtığınızda, sizi kadın düşmanı, aşırı sağcı gruplara yönlendirmesi yaklaşık yarım saatten az sürmekte. Bu gruplarda öğrenirken her kelime, her radikal düşünce o kişinin topluma dair oluşturduğu yeni bir şiddet potansiyeli oluyor.
Kadın olan her şeyden utanmakla başlayan ilk basamak, sonrasında erkekliğini kadına baskı ve şiddetle tanımlayan bir hale geliyor. Toplum bir bütün olarak bunu kabul etmekle kalmayıp teşvik ediyor, bir kurbanın başına gelen olayda suçludan önce kurbanın ‘üstünde ne vardı?’ soruluyor.
Amerika’da Cornell Üniversitesi’nde 7 erkek öğrenci, bir kız öğrenciyi ilaçla bayıltarak saatlerce tecavüz ettiler, 57 kişinin bulunduğu bir gruba attıkları mesajı gören hiç biri bu olayı ihbar etmedi. 57 taneden sadece 7 tanesi bu suçu işlerken, diğerleri izlemeyi tercih ederek kararını verdi. Çünkü hepsi sonuçlarına katlanmadan bu olaydan yakayı sıyıracaklarından emindi.
Olay ortaya çıktığında, bu 7 tecavüzcüye ceza olarak yazı yazma ödevi verildi. Yanlış okumadınız, yaptıkları bu canice şey için cezaları ödev yazmaktı! 7 kişi yapıyor, gruptaki 50 kişi biliyor, ceza vermesi ve tüm öğrencilerin güvenliğinden sorumlu olan kişiler ise olayı örtüyordu.
Bu olaya dair pek çok düşüncenin hepsi kurbanı suçlama üzerine kurulu. “Orada ne işi varmış?” “Kendi kaşınmış.” ve daha nicesi. Bunlar basit kelime ve sözler değil. Bu sözlere karşı çıkan kişiler, çoğunlukla diğer kadınlar- dramatik değiller. ‘Feminazi’ de değiller, ‘çimene dokunmaları’ da gerekmiyor. Sistematik bir sorunu öne çıkardıkları için, hedef alınıyorlar.
İçi boşaltılan her kalıp, her kelime, hafifletilen her olay ve aklanan her suçlu bu sistemin bir parçası. Sistem bozuk değil, işlemesi gerektiği gibi işliyor. Bunu fark eden, değiştirmek için çabalayan her sesin susturulması ya da yalanlanması, sistemin kendini korumak için sahip olduğu ilk savunma mekanizması sadece.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
EDA SARI
Çimlere Basmayın
“Go touch some grass!” Türkçe ’ye tam çevrildiğinde, “Git biraz çimlere bas!”, bağlamında ise internette çok fazla zaman geçiren ve ortaya attığı fikirleri bunu yansıtan kişiler için sıkça söylenen bir deyim haline geldi. Global internette en baskın dil İngilizce olduğundan, Türkçe de “çık bir hava al gel” tarzı deyimlerde daha iyi karşılık bulmakta, ancak pek çok yabancı deyim gibi ‘çimene dokun’ da günlük konuşmalarımızda kendine yer bulmakta.
Sadece telefonun ya da bilgisayarın kapatılmasıyla bir anda yeniden 10-20 sene geriye, ‘internet öncesi’ dönemine dönebilmenin mümkün olduğunun, hatta bunun sık sık yapılması gereken bir egzersiz haline geldiğini söyleyen pek çok kişi var. Teknoloji ve sanal dünya ile olan yakınlığımızın mümkün olan en az seviyeye indirilmesi, artık bağımlılık haline gelmiş bazı alışkanlıklarımızdan kurtulmamız için gerçekten de gerekli adımlar, ancak bulunduğumuz noktada sadece internetten çıkıp telefonu kapatarak hatırladığımız geçmişe dönebileceğimiz fikri, devekuşunun kafasını kuma gömerek gerçek dünyayı görmezden gelmesi ile aynı şey.
Artık çevrimiçi ile çevrimdışı dünyalar birbirlerinin aynısı değilse, aynası. Gerçek dünyayı yok saymak mümkün olmadığı için genel olarak çevrimiçinin çok fazla önemsenmesi göze daha rahat batıyor, ancak çoğu zaman internette başlayan bir hareket, trend ya da ürün çok geçmeden kendine gerçek dünyada da yer buluyor. Bu en basit haliyle bir moda trendinden ya da şaka kalıbından esinlenmek olurken, kötü niyetli grup ve düşünce akımlarına kapılmak, burada içselleştirdiği şeyleri de gerçek dünyada yapması ile ortaya çıkıyor.
Bu yıl hep Amerika’da izlediğimiz kendi okullara saldırı olaylarına ülkemizde de şahit olduk, ister istemez bize de geldi, tarzı cümleler kurduk. Belli bir grup her zamanki heyecanıyla “Hep o video oyunlarından! Yasaklayın! Yasaklayın! Yasaklayın!” sloganlarını atmaya başladı.
Devamlı şiddete maruz kalma sonucunda şiddete kayıtsızlığın başlayabileceği yanlış bir düşünce değil, ancak içinde bulunduğumuz kültürün gerçek anlamda neyi destekleyip neyi baskıladığını görmezden gelmek, sadece asıl suçluları koruma çabasından başka bir şey değildir.
Fiziksel şiddete ve son olarak cinayet ve tecavüz gibi en üst seviyedeki insanlık suçlarına giden yol oynanan bir video oyunu ya da dizilerle açıklanamaz. Çok daha sistematik, kültürel seviyede derine inen bir mekanizma bu suçlara giden basamakları oluşturur. Bir basamaklar bir piramidi oluşturur. En alt basamağında ‘zararsız’, bir olayın ciddiyetini azaltıcı ilk eylem bulunur. Her sonraki basamak, bir öncesinden kuvvet alır, taki en tepeye ulaşana kadar. O noktaya gelindiğinde bile suçlu olan kişinin kim olduğu sorusu sorulur ve ceza ona göre verilir.
Şiddet içeren bir video oyunun yapılmasından, satılmasına ve oynanmasına kadar her aşaması sadece bu sistemin bir yan etkisidir. Eğer siz oğlunuzun bir ev tasarlama ya da moda oyunu oynadığını görüp, ‘kız oyunu oynama!’ diyorsanız, o çocuğu daha sonrasında kadına ya da topluma karşı şiddete iten ilk unsur siz oluyorsunuz.
Yeni bir sosyal medya hesabı açtığınızda, sizi kadın düşmanı, aşırı sağcı gruplara yönlendirmesi yaklaşık yarım saatten az sürmekte. Bu gruplarda öğrenirken her kelime, her radikal düşünce o kişinin topluma dair oluşturduğu yeni bir şiddet potansiyeli oluyor.
Kadın olan her şeyden utanmakla başlayan ilk basamak, sonrasında erkekliğini kadına baskı ve şiddetle tanımlayan bir hale geliyor. Toplum bir bütün olarak bunu kabul etmekle kalmayıp teşvik ediyor, bir kurbanın başına gelen olayda suçludan önce kurbanın ‘üstünde ne vardı?’ soruluyor.
Amerika’da Cornell Üniversitesi’nde 7 erkek öğrenci, bir kız öğrenciyi ilaçla bayıltarak saatlerce tecavüz ettiler, 57 kişinin bulunduğu bir gruba attıkları mesajı gören hiç biri bu olayı ihbar etmedi. 57 taneden sadece 7 tanesi bu suçu işlerken, diğerleri izlemeyi tercih ederek kararını verdi. Çünkü hepsi sonuçlarına katlanmadan bu olaydan yakayı sıyıracaklarından emindi.
Olay ortaya çıktığında, bu 7 tecavüzcüye ceza olarak yazı yazma ödevi verildi. Yanlış okumadınız, yaptıkları bu canice şey için cezaları ödev yazmaktı! 7 kişi yapıyor, gruptaki 50 kişi biliyor, ceza vermesi ve tüm öğrencilerin güvenliğinden sorumlu olan kişiler ise olayı örtüyordu.
Bu olaya dair pek çok düşüncenin hepsi kurbanı suçlama üzerine kurulu. “Orada ne işi varmış?” “Kendi kaşınmış.” ve daha nicesi. Bunlar basit kelime ve sözler değil. Bu sözlere karşı çıkan kişiler, çoğunlukla diğer kadınlar- dramatik değiller. ‘Feminazi’ de değiller, ‘çimene dokunmaları’ da gerekmiyor. Sistematik bir sorunu öne çıkardıkları için, hedef alınıyorlar.
İçi boşaltılan her kalıp, her kelime, hafifletilen her olay ve aklanan her suçlu bu sistemin bir parçası. Sistem bozuk değil, işlemesi gerektiği gibi işliyor. Bunu fark eden, değiştirmek için çabalayan her sesin susturulması ya da yalanlanması, sistemin kendini korumak için sahip olduğu ilk savunma mekanizması sadece.