Çevremize bir baktığımızda gördüğümüz eşyalar, yapılar, doğanın harikaları, doğal yada yapay neredeyse her şey, değer olarak neyi ifade eder? Bir şeye verilen, sahip olduğuna inanılan değer nereden gelir? Birinin çöpü, diğerinin hazinesi fikri ne kadar ileriye götürülebilir? Değer, kelime olarak bir şeye verilen maddi yada manevi önemdir. Bu önemin kaynağı pek çok şey olabilir.
Örneğin doğal güzellikler, sadece oluşumundaki zaman ve hayatın devamlılığı için taşıdığı önem itibariyle tek bir kişi yada kuruma ait olması mümkün olmayan hazinelerdir. İnsanda uyandırdığı hayranlık bir kenara bile bırakılsa, sadece hayatımızın devamı için gerekli olan o güzel nehirler, yeşil ormanlar koruma altına alınır, saklanır. Çünkü bu varlıkların korunması doğrudan hayatla alakalıdır.
Peki verilen değerin kaynağı bu kadar kesin ve mutlak olmadığına ne olur? Sonuçta kendi canını düşünen herkes temiz bir suyun korunması gereken, değerli bir şey olduğu kararına ulaşabilir. Peki bu kadar bariz olmayan bir şeye değer vermeyi, çöpteki hazineyi görebilmeyi nereden ve nasıl öğrenecek?
Burada en öne çıkan etken çoğu şeyde olduğu gibi kişinin nasıl bir ortamda yetiştiği. Kıtlığın hakim olduğu bir yaşamda yetişen yada böyle bir dönemden geçen bir kişi, hayatının geri kalanında da bu durumda edindiği alışkanlıkları devam ettirir. Elinde olan en az gıdayı çoğaltır, elindeki malzemeyi kullanabileceği en uzun süre kullanır.
Peki temel ve pratik ihtiyaçlardan öteye geçildiğinde değer nasıl işler? İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasından sonra sanat ve estetik algısının ve isteğinin de geliştiği geçmişte kendini tekrar tekrar göstermiş bir olaydır. Zengin, bollukla yaşayan bir medeniyetin arkasında bıraktığı kültür ve sanatta paralel biçimde artar. Sanat ve kültür buradan doğar.
Bu verilen değer ise öğrenilir. Kişi bunu yaşadığı yerin mekanlarının nasıl yapılıp tasarlandığından, toplumun bu mekanlarla ne derece ve nasıl iletişimde olduğunu gözlemleyerek öğrenir. Çevresinin farkında olan, onu güzelleştiren, bir nesneye baktığında onun şimdisi kadar geçmişini ve geleceğini de görebilen bir toplumda yetişen kişi, bu bakış açısını kendi de kazanır.
Birkaç gün önce yeni bir ‘restorasyon çalışması’nın öncesi ve sonrası fotoğrafları sosyal medyada gündem oldu. 1741 tarihinde yapılmış olan İshak Ağa Çeşmesi’nin restore sonrası halini görenlere ‘Süngerbob Kalesi’ni arattı resmen.
Öncesi ve sonrasıyla alakası bile olmayınca, herkes aslının nerede olduğunu sormaya başladı. ‘Emeği geçenlerin’ açıklamasıyla eskisinin yerinden sökülüp, yıkılıp yenisinin yapıldığı ortaya çıktı.
Yaşadığımız ülkede çoğu kişi sorulsa tarihiyle gurur duyduğunu söyleyecektir. Ancak gurur sadece söylemekle olmuyor. Biraz entel-dantelleşip, tarihi neyin oluşturduğunu, nasıl sahip çıkıldığını herkesin öğrenmesi lazım.
Bugün Türk toprağı olmasıyla övündüğümüz Anadolu’da, Osmanlı ve Selçuklulardan öncesinden kalan sayısız kültürden eser var. En önemlileri, bu çeşmenin yapılışından yaklaşık bir asır sonra kaçak yada resmî şekilde ülke dışına taşındı. Bizim doğrudan kültürümüz değil diye hala umursamayanlar var. Siz önemsemesenizde, önemseyen var.
Bu çeşme yapıldığı dönemde sadece bir çeşmeydi, ancak üstünden geçen zamanla, her geçen asırda kazandığı değerle bir kültürün orada olduğuna dair, onun sahip olduğu sanat ve kültüre dair bir fiziksel sembol haline geldi. Şimdiki hali de bir çeşme, ama artık sadece bir çeşme. Pratik değerden ötesini göremeyen, yeni-iyi deyip işin içinden çıkan bir bakış açısı yüzünden bir tarih noktası daha gitti.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Çeşme
Çevremize bir baktığımızda gördüğümüz eşyalar, yapılar, doğanın harikaları, doğal yada yapay neredeyse her şey, değer olarak neyi ifade eder? Bir şeye verilen, sahip olduğuna inanılan değer nereden gelir? Birinin çöpü, diğerinin hazinesi fikri ne kadar ileriye götürülebilir? Değer, kelime olarak bir şeye verilen maddi yada manevi önemdir. Bu önemin kaynağı pek çok şey olabilir.
Örneğin doğal güzellikler, sadece oluşumundaki zaman ve hayatın devamlılığı için taşıdığı önem itibariyle tek bir kişi yada kuruma ait olması mümkün olmayan hazinelerdir. İnsanda uyandırdığı hayranlık bir kenara bile bırakılsa, sadece hayatımızın devamı için gerekli olan o güzel nehirler, yeşil ormanlar koruma altına alınır, saklanır. Çünkü bu varlıkların korunması doğrudan hayatla alakalıdır.
Peki verilen değerin kaynağı bu kadar kesin ve mutlak olmadığına ne olur? Sonuçta kendi canını düşünen herkes temiz bir suyun korunması gereken, değerli bir şey olduğu kararına ulaşabilir. Peki bu kadar bariz olmayan bir şeye değer vermeyi, çöpteki hazineyi görebilmeyi nereden ve nasıl öğrenecek?
Burada en öne çıkan etken çoğu şeyde olduğu gibi kişinin nasıl bir ortamda yetiştiği. Kıtlığın hakim olduğu bir yaşamda yetişen yada böyle bir dönemden geçen bir kişi, hayatının geri kalanında da bu durumda edindiği alışkanlıkları devam ettirir. Elinde olan en az gıdayı çoğaltır, elindeki malzemeyi kullanabileceği en uzun süre kullanır.
Peki temel ve pratik ihtiyaçlardan öteye geçildiğinde değer nasıl işler? İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasından sonra sanat ve estetik algısının ve isteğinin de geliştiği geçmişte kendini tekrar tekrar göstermiş bir olaydır. Zengin, bollukla yaşayan bir medeniyetin arkasında bıraktığı kültür ve sanatta paralel biçimde artar. Sanat ve kültür buradan doğar.
Bu verilen değer ise öğrenilir. Kişi bunu yaşadığı yerin mekanlarının nasıl yapılıp tasarlandığından, toplumun bu mekanlarla ne derece ve nasıl iletişimde olduğunu gözlemleyerek öğrenir. Çevresinin farkında olan, onu güzelleştiren, bir nesneye baktığında onun şimdisi kadar geçmişini ve geleceğini de görebilen bir toplumda yetişen kişi, bu bakış açısını kendi de kazanır.
Birkaç gün önce yeni bir ‘restorasyon çalışması’nın öncesi ve sonrası fotoğrafları sosyal medyada gündem oldu. 1741 tarihinde yapılmış olan İshak Ağa Çeşmesi’nin restore sonrası halini görenlere ‘Süngerbob Kalesi’ni arattı resmen.
Öncesi ve sonrasıyla alakası bile olmayınca, herkes aslının nerede olduğunu sormaya başladı. ‘Emeği geçenlerin’ açıklamasıyla eskisinin yerinden sökülüp, yıkılıp yenisinin yapıldığı ortaya çıktı.
Yaşadığımız ülkede çoğu kişi sorulsa tarihiyle gurur duyduğunu söyleyecektir. Ancak gurur sadece söylemekle olmuyor. Biraz entel-dantelleşip, tarihi neyin oluşturduğunu, nasıl sahip çıkıldığını herkesin öğrenmesi lazım.
Bugün Türk toprağı olmasıyla övündüğümüz Anadolu’da, Osmanlı ve Selçuklulardan öncesinden kalan sayısız kültürden eser var. En önemlileri, bu çeşmenin yapılışından yaklaşık bir asır sonra kaçak yada resmî şekilde ülke dışına taşındı. Bizim doğrudan kültürümüz değil diye hala umursamayanlar var. Siz önemsemesenizde, önemseyen var.
Bu çeşme yapıldığı dönemde sadece bir çeşmeydi, ancak üstünden geçen zamanla, her geçen asırda kazandığı değerle bir kültürün orada olduğuna dair, onun sahip olduğu sanat ve kültüre dair bir fiziksel sembol haline geldi. Şimdiki hali de bir çeşme, ama artık sadece bir çeşme. Pratik değerden ötesini göremeyen, yeni-iyi deyip işin içinden çıkan bir bakış açısı yüzünden bir tarih noktası daha gitti.