Bir insanın hayatını devam ettirmesi için belli ihtiyaçlarının en başında su, oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Su, sadece insan bedeninin en önemli sıvı ihtiyacı olmakla kalmaz, yaşadığı çevrenin de yaşamını doğrudan etkiler. Besin ihtiyaçlarının ötesinde su, insanın bir diğer önemli gereksinimi olan hijyen ve temizlik için de çok önemlidir.
Çağlar boyunca insanlar temizlenmek için çeşitli basit ve sofistike yöntemler bulmuşlardır. Dere ve nehirler gibi su kaynaklarının yakınında yaşayıp içinde yıkanmışlar; çoğu zaman Nil Nehri’nin Eski Mısır’ı şekillendirmesi gibi, kültürleri de bu su kaynakları etrafında gelişip şekillenmiştir.
Umumi banyolar, binlerce yıldır var olmuş ve günümüze bile çeşitli şekillerde ulaşmış bir uygulamadır. Su kaynaklarının yakınına kurulan basit yapılardan, Eski Yunan ve Roma dönemlerinde görkemli yapılara kadar gelişmiş; sıcak havanın dağıtılması iyileştirilmiş, banyo bölümlerinin etrafına çeşitli spor ve egzersiz bölümleri eklenerek hamamlar sosyal alanlar hâline de gelmiştir.
Her topluluğun ihtiyaç duyduğu bir şey olarak, Roma İmparatorluğu’nun fethettiği yerlerde yaptığı banyo ve hamamlar, bazı yerlerde imparatorluğun yıkılışından yüzyıllar sonrasında bile hâlâ tamirlenerek kullanılmaya devam edilmiştir.
“Temizlik imandandır.” sözüyle, İslam dünyasında da hamamlar ve temizlik öne çıkmıştır. Türkler, İslam’a geçmeden önce de suya ve temizliğe önem vermişler; su kültüne Göktürkler döneminden beri değer verilmiş, suya kişilik atfedilmiştir. Yeni kabul ettikleri dindeki temizliğe verilen değerle, yanlarında Asya’daki sıcak su kaynaklarının etkisiyle sahip oldukları hamam kültürünü getirmişlerdir.
Hamam, kelime olarak dilimize Arapça’dan geçmiş; anlamı “ısıtmak” olan hamm sözcüğünden türetilmiştir. Her ne kadar doğal olan sıcak su kaynaklarından gelen sular etrafında yapılan yapılar, yani kaplıca ve ılıcalar ile suyun insan eliyle ısıtıldığı yerler farklı olsa da, genel olarak sıcak suyla yıkanılan yerler hamam olarak anılmaktadır.
Uludağ’ı ve sayesinde bol olan su kaynakları ve yeşilliği ile zaten ünlü olan Bursa, bu nedenle çeşitli kaplıca ve hamamlara da ev sahipliği yapmış, sularının şifası herkesçe bilinmiştir. Türklerin gelişinden öncesinde ve sonrasında bu konumu değişmemiş; Osmanlı’yla beraber Bizans’tan kalan hamamlar tamir edilip geliştirilmiş, zamanla devlet adamlarının bağışlarıyla Bursa’nın çeşitli ilçelerine elliden fazla hamam yapılmıştır.
Örneğin Eski Kaplıca ya da Armutlu Hamamı, Bizans’tan kalan kalıntılar üzerine inşa edilmiştir. 1394 yılında I. Murat tarafından çifte hamam olarak yaptırılmış, 1511 yılında II. Bayezid soğukluk bölümü ekletmiştir. Yine Kükürtlü Bahçesi’nin arkasındaki Kükürtlü Kaplıcaları, yedi kaynaklı olup günümüzde kronik hastalığı olan hastalara Uludağ Üniversitesi bünyesinde hizmet vermektedir. Yapı ise ilk kez I. Murat döneminde yapılmış; daha sonra II. Bayezid kadınlar bölümü ekletmiş ve sonrasında Kanuni tarafından da eklemeler yapılmıştır. Çekirge Adak Hamamı ya da Kadın Hamamı da 1365–1370 yıllarında yapılmış, sularının şifalı olduğuna inanılmış ve ücretsiz bir hamam olarak inşa edilmiştir.
Daha merkeze inildiğinde Çakırağa Hamamı, II. Murat döneminde Bursa ve İstanbul Subaşısı olan Çakır Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çifte hamamdır ve hamama gelir sağlanması için kuzey ve batısında dükkânlar bulunur; günümüzde de hâlâ işlevini sürdürmektedir.
Merkezden uzaklaşınca Mudanya’da Trilye Hamamı, 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim döneminde yaptırılmıştır; günümüzde kapalıdır. Gölyazı’da Nilüfer Hamamı, dikdörtgen planlı sıcaklık ve soğukluk bölümlerinden oluşmaktadır. Yakın zamanda restore edilmiştir.
İznik’te Murad Hüdavendigâr Hamamı, 15. yüzyılda I. Murat tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde restore edilmiş, içinde kronolojik olarak İznik tarihinin anlatıldığı bir müze olarak kullanılmaktadır. Binanın hemen dışında da çini çarşısı vardır.
Yenişehir’de Orhan Gazi Hamamı, Yarhisar Köyü’nde bulunmakta; Orhan Gazi tarafından 1324–1362 yılları arasında yaptırılmış olup Orhan Gazi Camii’nin vakfının bir parçasıdır. Osmanlı’nın erken mimarisinin önemli bir örneğidir.
Burada sayılanlardan çok daha fazla hamam, kaplıca ve daha modern termal oteller, Bursa’nın en kadim kültürlerinden birini devam ettirmektedir. Sadece bir ihtiyacı karşılamaktan öte, hamamlar özellikle Bursa’da hem kültürel hem de ekonomik bir geleneğe sahiptir. Geleneksel ya da modern şekillerde, Bursa’nın hamamları ve kaplıcaları Bursalıları ve dışarıdan gelen misafirlerini ağırlamaya devam etmektedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Bursa Hamamları
Bir insanın hayatını devam ettirmesi için belli ihtiyaçlarının en başında su, oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Su, sadece insan bedeninin en önemli sıvı ihtiyacı olmakla kalmaz, yaşadığı çevrenin de yaşamını doğrudan etkiler. Besin ihtiyaçlarının ötesinde su, insanın bir diğer önemli gereksinimi olan hijyen ve temizlik için de çok önemlidir.
Çağlar boyunca insanlar temizlenmek için çeşitli basit ve sofistike yöntemler bulmuşlardır. Dere ve nehirler gibi su kaynaklarının yakınında yaşayıp içinde yıkanmışlar; çoğu zaman Nil Nehri’nin Eski Mısır’ı şekillendirmesi gibi, kültürleri de bu su kaynakları etrafında gelişip şekillenmiştir.
Umumi banyolar, binlerce yıldır var olmuş ve günümüze bile çeşitli şekillerde ulaşmış bir uygulamadır. Su kaynaklarının yakınına kurulan basit yapılardan, Eski Yunan ve Roma dönemlerinde görkemli yapılara kadar gelişmiş; sıcak havanın dağıtılması iyileştirilmiş, banyo bölümlerinin etrafına çeşitli spor ve egzersiz bölümleri eklenerek hamamlar sosyal alanlar hâline de gelmiştir.
Her topluluğun ihtiyaç duyduğu bir şey olarak, Roma İmparatorluğu’nun fethettiği yerlerde yaptığı banyo ve hamamlar, bazı yerlerde imparatorluğun yıkılışından yüzyıllar sonrasında bile hâlâ tamirlenerek kullanılmaya devam edilmiştir.
“Temizlik imandandır.” sözüyle, İslam dünyasında da hamamlar ve temizlik öne çıkmıştır. Türkler, İslam’a geçmeden önce de suya ve temizliğe önem vermişler; su kültüne Göktürkler döneminden beri değer verilmiş, suya kişilik atfedilmiştir. Yeni kabul ettikleri dindeki temizliğe verilen değerle, yanlarında Asya’daki sıcak su kaynaklarının etkisiyle sahip oldukları hamam kültürünü getirmişlerdir.
Hamam, kelime olarak dilimize Arapça’dan geçmiş; anlamı “ısıtmak” olan hamm sözcüğünden türetilmiştir. Her ne kadar doğal olan sıcak su kaynaklarından gelen sular etrafında yapılan yapılar, yani kaplıca ve ılıcalar ile suyun insan eliyle ısıtıldığı yerler farklı olsa da, genel olarak sıcak suyla yıkanılan yerler hamam olarak anılmaktadır.
Uludağ’ı ve sayesinde bol olan su kaynakları ve yeşilliği ile zaten ünlü olan Bursa, bu nedenle çeşitli kaplıca ve hamamlara da ev sahipliği yapmış, sularının şifası herkesçe bilinmiştir. Türklerin gelişinden öncesinde ve sonrasında bu konumu değişmemiş; Osmanlı’yla beraber Bizans’tan kalan hamamlar tamir edilip geliştirilmiş, zamanla devlet adamlarının bağışlarıyla Bursa’nın çeşitli ilçelerine elliden fazla hamam yapılmıştır.
Örneğin Eski Kaplıca ya da Armutlu Hamamı, Bizans’tan kalan kalıntılar üzerine inşa edilmiştir. 1394 yılında I. Murat tarafından çifte hamam olarak yaptırılmış, 1511 yılında II. Bayezid soğukluk bölümü ekletmiştir. Yine Kükürtlü Bahçesi’nin arkasındaki Kükürtlü Kaplıcaları, yedi kaynaklı olup günümüzde kronik hastalığı olan hastalara Uludağ Üniversitesi bünyesinde hizmet vermektedir. Yapı ise ilk kez I. Murat döneminde yapılmış; daha sonra II. Bayezid kadınlar bölümü ekletmiş ve sonrasında Kanuni tarafından da eklemeler yapılmıştır. Çekirge Adak Hamamı ya da Kadın Hamamı da 1365–1370 yıllarında yapılmış, sularının şifalı olduğuna inanılmış ve ücretsiz bir hamam olarak inşa edilmiştir.
Daha merkeze inildiğinde Çakırağa Hamamı, II. Murat döneminde Bursa ve İstanbul Subaşısı olan Çakır Ağa tarafından yaptırılmıştır. Çifte hamamdır ve hamama gelir sağlanması için kuzey ve batısında dükkânlar bulunur; günümüzde de hâlâ işlevini sürdürmektedir.
Merkezden uzaklaşınca Mudanya’da Trilye Hamamı, 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim döneminde yaptırılmıştır; günümüzde kapalıdır. Gölyazı’da Nilüfer Hamamı, dikdörtgen planlı sıcaklık ve soğukluk bölümlerinden oluşmaktadır. Yakın zamanda restore edilmiştir.
İznik’te Murad Hüdavendigâr Hamamı, 15. yüzyılda I. Murat tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde restore edilmiş, içinde kronolojik olarak İznik tarihinin anlatıldığı bir müze olarak kullanılmaktadır. Binanın hemen dışında da çini çarşısı vardır.
Yenişehir’de Orhan Gazi Hamamı, Yarhisar Köyü’nde bulunmakta; Orhan Gazi tarafından 1324–1362 yılları arasında yaptırılmış olup Orhan Gazi Camii’nin vakfının bir parçasıdır. Osmanlı’nın erken mimarisinin önemli bir örneğidir.
Burada sayılanlardan çok daha fazla hamam, kaplıca ve daha modern termal oteller, Bursa’nın en kadim kültürlerinden birini devam ettirmektedir. Sadece bir ihtiyacı karşılamaktan öte, hamamlar özellikle Bursa’da hem kültürel hem de ekonomik bir geleneğe sahiptir. Geleneksel ya da modern şekillerde, Bursa’nın hamamları ve kaplıcaları Bursalıları ve dışarıdan gelen misafirlerini ağırlamaya devam etmektedir.