Dünya üzerinde yaşayan her canlı yaşamını belli bir doğal düzenin içinde sürdürür. Bu en basit haliyle mevsimler ve hava durumları gibi doğal döngülerin hepimizin yaşamsal ihtiyaç ve faaliyetlerine olan etkisidir. Bu döngüyü analiz ederek, yaşamın tam olarak nasıl işlediğini açıklamaya ve anlamaya çalışmak ise insanı insan yapan en büyük özelliğidir.
Tarih öncesinde yaşayıp en büyük amacı hayatta kalmak olan insanlardan günümüzde yaşadığımız dünyaya ek olarak onun ‘çevrimiçi’ bir kopyasını yapmaya kadar ilerlemiş bir teknoloji döneminde yaşayan bizlere kadar, her çağda insanlar yaşadıkları evreni anlamaya yönelik sorular sormuşlar, cevaplamak için farklı yöntemlere başvurmuşlardır.
Gökyüzünde sürekli hareket halindeki güneş, ay ve yıldızlar gibi pek çok gezegen ve gök cisminin ne olduğu, nasıl hareket ettiği ve bize olan etkisinin analizi insan tarihinin uzun bir kısmında bazen doğru bazen yanlış şekilde yapılmış olsa da, her zaman en sık sorulan konulardan biri olmuşlardır.
Gezegenlerin yaşamımızda her gün tekrar eden gece ve gündüz farkından, mevsimsel değişimlere ve bu değişimlerin ölçümünü, yani zamanın ölçümünün yapılması aslında pek çoğumuzun ilk sandığından daha uzun süredir oldukça doğru bir şekilde yapılmakta, Stonehenge gibi taştan inşa edilen toplanma yerlerinin mevsimsel olduğu, güneşin hareketlerinin ölçülerek, ışığının ekinokslarda tam bir şekilde düştüğü yapıların mevcut olduğu görülmektedir. Tek örnek burası olmamakla birlikte, beş bin yıldan eski tarihi ile uzun bir zamandır gök bilimiyle, doğal döngülerin nasıl işlediği ile uğraştığımız ortada.
Bir güneş ve ay döngüsünün bir gün, ayın döngülerinin oluşturduğu 13 aylık bir yıl olarak kabul edilmesi, mevsimlerinde genel olarak hayatın bu zaman dilimlerine bölünmesi insanın en eski ölçümlerindendir. Mısır’ı insanlık tarihin en eski uygarlıklarından biri yapan yegane şey bu ölçümlerin hayata uyarlanmasıdır.
Ancak bu çağlarda yapılabilecek bilimin bir sınırı olduğundan, açıklanamayan şeylere bulunan çoğu cevap inançlar çerçevesinde olmuştur. Hayata dair neredeyse her olay ve öğenin bir insanlaştırılmış karşılığı olmuş, çoğu zaman bunlar tanrısallaştırılmıştır. Daha insancıl bir açıdan bakıldığında ve bunun farklı toplumlarda sıkça yaşanması incelendiğinde, belki de insanlar yaşadıkları dönemlerdeki doğal zorluk ve felaketleri anlayabilecekleri tek şekilde açıklamaktaydı. Hatta bu fenomeni bir başa çıkma mekanizması olarak görmek bile mümkün olabilir.
Bilim çağının gelişi ile hem üstünde yaşadığımız gezegenin hemde gezegenimizin içinde bulunduğu sistem ve döngüleri en doğru şekilde anlamak insanlığın en önemli önceliklerinden biri haline geldi. Bu öncelik ve odaktan doğan bilim ve teknoloji hızının sağladığı bilgi binlerce yıldır sorulan pek çok sorunun açıklanmasını neredeyse inanılmaz bir hızla sağladı. Öyle ki, sahip olduğumuz teknoloji bir insan için uzun, ancak insanlığın tüm tarihiyle karşılaştırıldığında oldukça kısa bir süredir bizi gökyüzünden öteye, uzaya götürecek seviyeye ulaşmış durumda.
67 yıl önce bugün, benim için küçük, insanlık için büyük bir adım sözü tüm insanlık için gerçekten belirleyici bir dönüm noktasının sembolü haline gelmiş bir repliktir. Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in aya ilk ayak basan insanlar olmuş, o dönemde Rusya ve Amerika arasındaki uzay savaşının en önemli anı olmuştur.
Aynı anda tüm dünyadaki sosyal adaletsizlikler, savaşlar ve karmaşaların varlığı göz önüne alındığında, insanlığın ulaştığı teknoloji ile hala kavga ettiği nedenler arasındaki fark oldukça kafa karıştırıcıdır.
Ancak belkide madalyonun bu iki yüzü, bizi motive eden asıl güçten biridir. Bir yanımız hala geçmişin mitolojik, hatta romantik açıklamalarına duygusal bir biçimde tutunmaya devam etsede, bu geçmişe dair olan romantizm bizim merakımızı canlı tutmakta. Bugün bile gezegenlere gidip gelecek, uzay istasyonlarını kuracak teknolojilere rağmen, çoğu uzay aracı mitolojik isimlere sahip. İnsanlığın sadece hayal kurduğu zaman, bugünün sorularının bile en büyük itici kuvvetlerinden biri.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Aydaki Adım
Dünya üzerinde yaşayan her canlı yaşamını belli bir doğal düzenin içinde sürdürür. Bu en basit haliyle mevsimler ve hava durumları gibi doğal döngülerin hepimizin yaşamsal ihtiyaç ve faaliyetlerine olan etkisidir. Bu döngüyü analiz ederek, yaşamın tam olarak nasıl işlediğini açıklamaya ve anlamaya çalışmak ise insanı insan yapan en büyük özelliğidir.
Tarih öncesinde yaşayıp en büyük amacı hayatta kalmak olan insanlardan günümüzde yaşadığımız dünyaya ek olarak onun ‘çevrimiçi’ bir kopyasını yapmaya kadar ilerlemiş bir teknoloji döneminde yaşayan bizlere kadar, her çağda insanlar yaşadıkları evreni anlamaya yönelik sorular sormuşlar, cevaplamak için farklı yöntemlere başvurmuşlardır.
Gökyüzünde sürekli hareket halindeki güneş, ay ve yıldızlar gibi pek çok gezegen ve gök cisminin ne olduğu, nasıl hareket ettiği ve bize olan etkisinin analizi insan tarihinin uzun bir kısmında bazen doğru bazen yanlış şekilde yapılmış olsa da, her zaman en sık sorulan konulardan biri olmuşlardır.
Gezegenlerin yaşamımızda her gün tekrar eden gece ve gündüz farkından, mevsimsel değişimlere ve bu değişimlerin ölçümünü, yani zamanın ölçümünün yapılması aslında pek çoğumuzun ilk sandığından daha uzun süredir oldukça doğru bir şekilde yapılmakta, Stonehenge gibi taştan inşa edilen toplanma yerlerinin mevsimsel olduğu, güneşin hareketlerinin ölçülerek, ışığının ekinokslarda tam bir şekilde düştüğü yapıların mevcut olduğu görülmektedir. Tek örnek burası olmamakla birlikte, beş bin yıldan eski tarihi ile uzun bir zamandır gök bilimiyle, doğal döngülerin nasıl işlediği ile uğraştığımız ortada.
Bir güneş ve ay döngüsünün bir gün, ayın döngülerinin oluşturduğu 13 aylık bir yıl olarak kabul edilmesi, mevsimlerinde genel olarak hayatın bu zaman dilimlerine bölünmesi insanın en eski ölçümlerindendir. Mısır’ı insanlık tarihin en eski uygarlıklarından biri yapan yegane şey bu ölçümlerin hayata uyarlanmasıdır.
Ancak bu çağlarda yapılabilecek bilimin bir sınırı olduğundan, açıklanamayan şeylere bulunan çoğu cevap inançlar çerçevesinde olmuştur. Hayata dair neredeyse her olay ve öğenin bir insanlaştırılmış karşılığı olmuş, çoğu zaman bunlar tanrısallaştırılmıştır. Daha insancıl bir açıdan bakıldığında ve bunun farklı toplumlarda sıkça yaşanması incelendiğinde, belki de insanlar yaşadıkları dönemlerdeki doğal zorluk ve felaketleri anlayabilecekleri tek şekilde açıklamaktaydı. Hatta bu fenomeni bir başa çıkma mekanizması olarak görmek bile mümkün olabilir.
Bilim çağının gelişi ile hem üstünde yaşadığımız gezegenin hemde gezegenimizin içinde bulunduğu sistem ve döngüleri en doğru şekilde anlamak insanlığın en önemli önceliklerinden biri haline geldi. Bu öncelik ve odaktan doğan bilim ve teknoloji hızının sağladığı bilgi binlerce yıldır sorulan pek çok sorunun açıklanmasını neredeyse inanılmaz bir hızla sağladı. Öyle ki, sahip olduğumuz teknoloji bir insan için uzun, ancak insanlığın tüm tarihiyle karşılaştırıldığında oldukça kısa bir süredir bizi gökyüzünden öteye, uzaya götürecek seviyeye ulaşmış durumda.
67 yıl önce bugün, benim için küçük, insanlık için büyük bir adım sözü tüm insanlık için gerçekten belirleyici bir dönüm noktasının sembolü haline gelmiş bir repliktir. Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in aya ilk ayak basan insanlar olmuş, o dönemde Rusya ve Amerika arasındaki uzay savaşının en önemli anı olmuştur.
Aynı anda tüm dünyadaki sosyal adaletsizlikler, savaşlar ve karmaşaların varlığı göz önüne alındığında, insanlığın ulaştığı teknoloji ile hala kavga ettiği nedenler arasındaki fark oldukça kafa karıştırıcıdır.
Ancak belkide madalyonun bu iki yüzü, bizi motive eden asıl güçten biridir. Bir yanımız hala geçmişin mitolojik, hatta romantik açıklamalarına duygusal bir biçimde tutunmaya devam etsede, bu geçmişe dair olan romantizm bizim merakımızı canlı tutmakta. Bugün bile gezegenlere gidip gelecek, uzay istasyonlarını kuracak teknolojilere rağmen, çoğu uzay aracı mitolojik isimlere sahip. İnsanlığın sadece hayal kurduğu zaman, bugünün sorularının bile en büyük itici kuvvetlerinden biri.