Hayatı dolu dolu, anı o anda yaşayabilmek bir kişinin sahip olduğu en büyük nimet ve hediyelerden biridir. Özellikle sosyal medya ve teknolojinin etkisiyle ortaya çıkan ‘paylaşım’ kültürüyle, iyi yada kötü neredeyse her anımızın sürekli bir yayınlanma baskısı katında olduğu zamanlarda, bazen bir fotoğraf yada videoyu çekmemek bile kişiye bir özgürlük hissi verebilmekte.
Ancak trendler etkisindeki kişisel ölçekler bir kenara bırakıldığında, yaşamı şimdide yaşamak ne kadar önemliyse, sonrası için korumak, prezerve etmekte oldukça önemli. Tarihin, kültürün, düşüncenin, kısaca hayata dair her şeyin dil ve yazı ile olan karşılığı, her dönem için yaşamın varlığının en güçlü kanıtlarından olmuştur.
Tarihin başlangıcı yazıya bağlanır, geçmişteki çeşitli uygarlıklar ve hatta daha öncesindeki topluluklar bile, yazı olmasa resimle yaşadıkları hayatı çeşitli yollarla tasvir etmişlerdir. Neredeyse her toplum döneminin imkanları ile yaşadığı hayatı, başlarından geçen olayları kayıt altına almış, çoğu zaman bunu kendinden bir sonraki nesile yada farklı insanlara olanları anlatmak, aktarmak amacıyla yapmıştır.
İnsanlığın tarihi geçmişten günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Geçmişe dair bildiğimiz çoğu bilgi, bu çeşitli kayıtların çevrilmesi ile elde edilmiştir. Bu bilginin geçmişten gelmesi kadar geleceğe aktarılması da önemli olduğundan, her dönemde bilginin arşivlenmesi ve bu arşivlerin ayakta tutulması, her yönetim ve toplum için en önemli işlerden biri olmuştur.
Arşiv, kütüphane ve müze gibi bilginin toplandığı, saklandığı ve aktarıldığı mekanlar, Mezopotamya’daki ilk büyük uygarlıklarda ortaya çıkmış, günümüze kadar hala devam eden bir gelenektir. Amaç aynı kalmış, sadece dönemin teknolojisine bağlı olarak yöntemler değişmiş yada gelişmiştir.
İnternet ve bilgisayar ile bilgi çağının altın döneminin yaşandığı sık tekrar edilen bir söylemdir. Sözün doğru olduğuna şüphe yok, ama gidişat gösteriyor ki altın dönemin yükselişine şahit olduğumuz gibi, düşüşüne- hatta bitişine bile şahit olma ihtimalimiz her geçen gün artmakta.
Arşiv unutmaz, ancak belki kafası karıştırılabilir.
Geçmişten bu yana arşivlemenin en önemli şartı doğru, orijinal ve oynanmamış kaynak ve efemeranın saklanması olmuştur. Bilgisayar çağı ile, bu malzemenin çevrim içi yada dijital bir kopyasının daha oluşturulması, hem arşiv uğraşları için hemde bilginin hızlı ve bol paylaşımı için inanılmaz bir fayda sağlamıştır.
‘Eski internet’ denebilecek, aslında çok yakın geçmişte bilginin kimden ve nereden geldiğinin bilinmesi, çoğu kişinin dikkat ettiği bir konu olmasının yanı sıra okullardaki derslerde de dikkate alınan ve öğretilen bir kas hafızasıydı. Bu temkinlilik, zamanla internetin hayatımızın her noktasına sızması ile tanıdıklıktan doğan ‘güven’ duygusu ile eridi. Şimdi de çok daha tehlikeli bir şeye dönüşmeye başlamakta.
Propaganda, tarihi binlerce yıl geriye giden bir uygulama. Eğitim ve dönem şartları her zaman o günün insanlarının bu yanıltıcı ve süslü bilgilerin ne kadar etkili olduğunun en büyük belirleyici olmuştur. Eskinin okuma yazma bilmeyen küçük topluluklarında çoğu zaman ‘resmî bilirkişiler’ halkın haber ve politikaya tek giriş noktası olmuş, onlara verilen bilgi neyse ona inanmak zorunda kalmışlardı.
Yaşadığımız dönemse bunun tam zıttı olarak öne çıktı, ancak özellikle son zamanlarda bunun tüm dünyada kontrolü elinde tutan tüm zümreler için bir sorun olduğu ortada. Artık eski usul propagandaların ‘bize inanın!’ replikleri yerini ‘neye inanacaksınız?’ tekniğine bıraktı.
Sürekli bir bilgi akışında, bazen kimin neyin peşinde olduğu belli olmayan bir ortama özellikle son 2-3 yılda yapay zekanın da katılmasıyla, internet koca bir slop, bir balçık haline geldi.
Sahte, değiştirilmiş, güvenilmez bilgi ne yazık ki yeni çıkan bilgileri bulandıran, doğruya ulaşmak isteyen kişi için bir yıldırma ve kafa karıştırma politikası haline geldi. Ancak bu yeniyle sınırlı kalmayacak.
Geçmişin, özellikle orijinali dijital olan arşivin değiştirilmesi bir iki tuşa basmak kadar kolay. Buna karşı hem kişisel hemde resmi fiziksel arşivlerin gerekliliği önemli olmakla birlikte, sorunun kesin çözümü değil. Çünkü artık herhangi bilgiye sarsılmaz güvenin özenle yol edilmeye çalışıldığı bir durumla karşı karşıyayız.
Sadece beş yıl sonrasında geçmişe bakıldığında bugünün haberi, akademik yayını yada bir başka arşiv malzemesinin güvenilirliği şimdiden sorgulanabilir durumdaysa, o zamana kadar ne değeri kalacak?
Ki bu sadece hala doğru ve güvenilir bilginin hala varlığını sürdürdüğünün varsayıldığı, iyimser bir senaryo… Hala bunun için uğraş veren, yapay zeka, troller ve propagandanın insanları toplu halde yıldırdığı, pes ettiremediği bir ortam. Sadece insan elinden çıkmış olması bile, çok uzak olmayan bir gelecekte, bir bilginin değerini en çok etkileyen şeylerden biri olacak gibi gözüküyor. Belkide gerçekten gelecekte ‘silivri tvitleri’ arşivin en önemli malzemelerinden biri olacak…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Arşiv Unutmaz (mı?)
Hayatı dolu dolu, anı o anda yaşayabilmek bir kişinin sahip olduğu en büyük nimet ve hediyelerden biridir. Özellikle sosyal medya ve teknolojinin etkisiyle ortaya çıkan ‘paylaşım’ kültürüyle, iyi yada kötü neredeyse her anımızın sürekli bir yayınlanma baskısı katında olduğu zamanlarda, bazen bir fotoğraf yada videoyu çekmemek bile kişiye bir özgürlük hissi verebilmekte.
Ancak trendler etkisindeki kişisel ölçekler bir kenara bırakıldığında, yaşamı şimdide yaşamak ne kadar önemliyse, sonrası için korumak, prezerve etmekte oldukça önemli. Tarihin, kültürün, düşüncenin, kısaca hayata dair her şeyin dil ve yazı ile olan karşılığı, her dönem için yaşamın varlığının en güçlü kanıtlarından olmuştur.
Tarihin başlangıcı yazıya bağlanır, geçmişteki çeşitli uygarlıklar ve hatta daha öncesindeki topluluklar bile, yazı olmasa resimle yaşadıkları hayatı çeşitli yollarla tasvir etmişlerdir. Neredeyse her toplum döneminin imkanları ile yaşadığı hayatı, başlarından geçen olayları kayıt altına almış, çoğu zaman bunu kendinden bir sonraki nesile yada farklı insanlara olanları anlatmak, aktarmak amacıyla yapmıştır.
İnsanlığın tarihi geçmişten günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Geçmişe dair bildiğimiz çoğu bilgi, bu çeşitli kayıtların çevrilmesi ile elde edilmiştir. Bu bilginin geçmişten gelmesi kadar geleceğe aktarılması da önemli olduğundan, her dönemde bilginin arşivlenmesi ve bu arşivlerin ayakta tutulması, her yönetim ve toplum için en önemli işlerden biri olmuştur.
Arşiv, kütüphane ve müze gibi bilginin toplandığı, saklandığı ve aktarıldığı mekanlar, Mezopotamya’daki ilk büyük uygarlıklarda ortaya çıkmış, günümüze kadar hala devam eden bir gelenektir. Amaç aynı kalmış, sadece dönemin teknolojisine bağlı olarak yöntemler değişmiş yada gelişmiştir.
İnternet ve bilgisayar ile bilgi çağının altın döneminin yaşandığı sık tekrar edilen bir söylemdir. Sözün doğru olduğuna şüphe yok, ama gidişat gösteriyor ki altın dönemin yükselişine şahit olduğumuz gibi, düşüşüne- hatta bitişine bile şahit olma ihtimalimiz her geçen gün artmakta.
Arşiv unutmaz, ancak belki kafası karıştırılabilir.
Geçmişten bu yana arşivlemenin en önemli şartı doğru, orijinal ve oynanmamış kaynak ve efemeranın saklanması olmuştur. Bilgisayar çağı ile, bu malzemenin çevrim içi yada dijital bir kopyasının daha oluşturulması, hem arşiv uğraşları için hemde bilginin hızlı ve bol paylaşımı için inanılmaz bir fayda sağlamıştır.
‘Eski internet’ denebilecek, aslında çok yakın geçmişte bilginin kimden ve nereden geldiğinin bilinmesi, çoğu kişinin dikkat ettiği bir konu olmasının yanı sıra okullardaki derslerde de dikkate alınan ve öğretilen bir kas hafızasıydı. Bu temkinlilik, zamanla internetin hayatımızın her noktasına sızması ile tanıdıklıktan doğan ‘güven’ duygusu ile eridi. Şimdi de çok daha tehlikeli bir şeye dönüşmeye başlamakta.
Propaganda, tarihi binlerce yıl geriye giden bir uygulama. Eğitim ve dönem şartları her zaman o günün insanlarının bu yanıltıcı ve süslü bilgilerin ne kadar etkili olduğunun en büyük belirleyici olmuştur. Eskinin okuma yazma bilmeyen küçük topluluklarında çoğu zaman ‘resmî bilirkişiler’ halkın haber ve politikaya tek giriş noktası olmuş, onlara verilen bilgi neyse ona inanmak zorunda kalmışlardı.
Yaşadığımız dönemse bunun tam zıttı olarak öne çıktı, ancak özellikle son zamanlarda bunun tüm dünyada kontrolü elinde tutan tüm zümreler için bir sorun olduğu ortada. Artık eski usul propagandaların ‘bize inanın!’ replikleri yerini ‘neye inanacaksınız?’ tekniğine bıraktı.
Sürekli bir bilgi akışında, bazen kimin neyin peşinde olduğu belli olmayan bir ortama özellikle son 2-3 yılda yapay zekanın da katılmasıyla, internet koca bir slop, bir balçık haline geldi.
Sahte, değiştirilmiş, güvenilmez bilgi ne yazık ki yeni çıkan bilgileri bulandıran, doğruya ulaşmak isteyen kişi için bir yıldırma ve kafa karıştırma politikası haline geldi. Ancak bu yeniyle sınırlı kalmayacak.
Geçmişin, özellikle orijinali dijital olan arşivin değiştirilmesi bir iki tuşa basmak kadar kolay. Buna karşı hem kişisel hemde resmi fiziksel arşivlerin gerekliliği önemli olmakla birlikte, sorunun kesin çözümü değil. Çünkü artık herhangi bilgiye sarsılmaz güvenin özenle yol edilmeye çalışıldığı bir durumla karşı karşıyayız.
Sadece beş yıl sonrasında geçmişe bakıldığında bugünün haberi, akademik yayını yada bir başka arşiv malzemesinin güvenilirliği şimdiden sorgulanabilir durumdaysa, o zamana kadar ne değeri kalacak?
Ki bu sadece hala doğru ve güvenilir bilginin hala varlığını sürdürdüğünün varsayıldığı, iyimser bir senaryo… Hala bunun için uğraş veren, yapay zeka, troller ve propagandanın insanları toplu halde yıldırdığı, pes ettiremediği bir ortam. Sadece insan elinden çıkmış olması bile, çok uzak olmayan bir gelecekte, bir bilginin değerini en çok etkileyen şeylerden biri olacak gibi gözüküyor. Belkide gerçekten gelecekte ‘silivri tvitleri’ arşivin en önemli malzemelerinden biri olacak…