Bugün 8 Haziran, En İyi Arkadaş Günü. Neredeyse herkesin yaş, cinsiyet, içinde olduğu dönem, yada koşullar farketmeksizin bir ihtiyacı aslında bir en iyi arkadaş. ‘En iyi’si yoksa bile, insanın yakın hissettiği, sevincini ve kederini beraber paylaşabileceği bir kişi yada kişiler, mutlaka olmalı.
Arkadaşlık, bir kişinin doğduğu ailenin dışında kurduğu ilk ilişki, toplumun bir parçası olmasının ilk adımıdır. Sosyal varlıklar olarak, çoğu zaman kurduğumuz ilişkiler hayatımızın en büyük etkileyicilerinden biridir. Kişinin ailesinin dışındaki insanlardan oluşan gruplara dahil olması ve genel olarak içinde bulunduğu toplumun onu kabul etmesi bir insanın kaliteli ve tatmin edici bir hayat yaşaması için şarttır.
İhtiyaçlar piramidinde, kişinin kendini gerçekleştirmesi piramidin en üst kısmında bulunur ve bu hedefin başarılması için kişinin içinde bulunduğu toplum tarafından kabul edilmesinin yanında, sevilmeli ve sayılmalıdır. Genel olarak hayatın her alanında, kişinin arkadaş canlısı yada sevilebilir olması ona her zaman bir avantaj sağlar.
Tarihin en eski dönemlerinde arkadaşlık ve genel olarak toplumsal kabul, sadece sosyal ihtiyaçtan öte kişinin doğrudan can güvenliğini de etkileyen bir sistemdi. Doğanın tehlikeleri, afetler ve benzer diğer tehlikelerden korunmak ve yardım almak için komşu ve arkadaşlarınıza muhtaçtınız, onlarda karşılıklı olarak size muhtaçtı.
Bu açıdan bakıldığında arkadaşlık, özellikle samimi ve güvenilir bir arkadaşlık bir noktada kişinin hayatındaki en değerli şeylerden biriydi. Her çağda iyi bir arkadaş bir kişinin hayatında beraber eğlenmek kadar, ona üzüntülerde yaslanacak bir omuz olarakta var olmuş, en ihtiyaç duyulan şeylerden biri olmuştur.
Arkadaşlık çoğu zaman iki şeyden doğar; aynı ortamda bulunmak yada aynı şeylerden hoşlanmak. İlk arkadaşlıklar çoğu zaman komşular ve sınıf arkadaşları olur, kişi büyüyüp çevresi değişip geliştikçe, çoğu zaman ikinci kategori kendine okul ve iş gibi alanların yanında yer bulur.
Değişen ortamlar, elbette arkadaşlıkları da değiştirir. Ancak sadece birkaç jenerasyon öncesindeki insanların ilişkilerinde olmayan bazı sorunlar, toplumu genel olarak etkileyen ‘yalnızlık salgınları’ yeni bir trend olarak ortaya çıkmakta. Peki bu gerçekten samimi, güvenilir ilişkiler günümüzde neden daha zor bulunur halde?
Burada sosyal medyanın etkisi yok sayılamaz. Özellikle genç yetişkin nüfusta, yani artık başta okullar gibi aynı ortamda düzenli şekilde bulunmanın kesildiği, teknoloji çağıyla büyüyen kısım için arkadaşlık dinamikleri oldukça farklı halde. Dönemler arasındaki sancılar oldukça doğal olsada, bu sancıları daha da arttıran bazı yeni değişkenlerin olduğu da inkar edilemez.
Artık basit bir kahve içmek bile insanı yoran bir ayarlama haline dönmüş durumda. Programları dolu olanlarla boş olanlar arasındaki fark çoğu zaman arkadaşlıklara yansıyor ve bir nokta kişinin kendini nasıl gördüğünü de etkiliyor.
Neredeyse her sosyal medya platformu artık herkesin bildiği üzere algoritmalar üzerine kurulu. Sadece bir kez bir konu hakkında bir gönderiyi beğenirseniz, çok geçmeden daha fazlası sayfanızda sizi buluyor. Bu sistemler altında bir anlık bir düşünce yada hissin çok geçmeden bir yankı odası haline gelebiliyor.
Eğer sürekli hem arkadaşlarını, hem işini, okulunu yada diğer sorumluluklarını aynı anda idare ettiğini gördüğümüz -daha doğrusu idare ettiğini düşündüğümüz insanlar hem bir hedef hemde bir nefret objesi haline geliyor. Daha yaşlı jenerasyonların günaydın ve iyi bayramlar gönderileri onlar için bir eğlenceyken, şuan da teknoloji ile büyümüş ve büyüyen kesim için arkadaşlığın en önemli ve gerçek parçalarından biri haline gelen çevrimiçi hayat, ilişkileri ve içerdiği beklentileri de daha gerçek şekilde etkiliyor.
Bir kişiyi bir nokta olarak hayal edip onu merkez alın. Bu noktanın etrafında çizdiğiniz her çember küçükten büyüğe doğru ilerleyecek, ve her çemberin içindeki kişiler bu bireyin hayatında tanıdığı insanlar olacak. Doğal olarak, merkeze en yakın ve daha küçük çemberler içlerinde daha az kişi barındıracak, ancak buna karşılık o kişiye çok daha yakın olacak.
Merkezden uzaklaştıkça sayı büyümekle beraber, yakınlık, dolayısıyla doğallık ve samimiyette azalmaya başlayacak. Bu kötü bir şey yada kişisel bir beceriksizlik değil, doğal olarak insanların içten şekilde yakın temasta bulunup bu teması koruyabilecek insan sayısı sınırlı.
Çünkü bu yakın çevre, her kişinin diğer çemberlerden daha fazla emek vermesi gereken ve iletişim için zaman ayırması gereken grup. Ama her geçen gün hem fiziksel hemde mental olarak harcanan enerji artmakta.
Bunun yanında ‘iç benlik huzur’ gibi bir noktada benmerkezciliğe dönüşen öz-bakım trendleri eklenince, özellikle bu yakın grubu ‘idare’ etme fazladan bir işe dönüşüyor. Yalnızlığın, yada bir sürü yüzeysel ilişkinin varsayılan hale dönmesine neden oluyor.
Arkadaşlık ayrılmaları, ghostlanma, havadan sudan öteye geçmeyen arkadaşlıklar ve genel olarak yalnız hissetmeye dair yakınmalar her geçen gün artmakta. Çoğu yetişkinin arkadaş buluşması için takvim planlamaları buluşmalardan uzun sürmekte. Üstüne bir de teknoloji çağının yan etkileri her şeyi daha da karıştırmakta.
Ancak kişinin kendine düşen görevler önemli olmakla birlikte, daha sistemsel koşulların etkisi öne çıkıyor. Hayat koşturmacası durmuyor, sosyal medyanın akışı devam ediyorken bireylerin emeği bir noktaya kadar erişiyor, olay çoğunlukla deniz yıldızı hikayesine dönüyor. Denizin dalgası durmasa da, her birimiz bir deniz yıldızını daha kurtarmaya çalışıyoruz. Hepimizin işi başından aşkın, ancak takvimdeki bir boş günü ayırabilmek yine de bir şeyler ifade ediyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Arkadaş
Bugün 8 Haziran, En İyi Arkadaş Günü. Neredeyse herkesin yaş, cinsiyet, içinde olduğu dönem, yada koşullar farketmeksizin bir ihtiyacı aslında bir en iyi arkadaş. ‘En iyi’si yoksa bile, insanın yakın hissettiği, sevincini ve kederini beraber paylaşabileceği bir kişi yada kişiler, mutlaka olmalı.
Arkadaşlık, bir kişinin doğduğu ailenin dışında kurduğu ilk ilişki, toplumun bir parçası olmasının ilk adımıdır. Sosyal varlıklar olarak, çoğu zaman kurduğumuz ilişkiler hayatımızın en büyük etkileyicilerinden biridir. Kişinin ailesinin dışındaki insanlardan oluşan gruplara dahil olması ve genel olarak içinde bulunduğu toplumun onu kabul etmesi bir insanın kaliteli ve tatmin edici bir hayat yaşaması için şarttır.
İhtiyaçlar piramidinde, kişinin kendini gerçekleştirmesi piramidin en üst kısmında bulunur ve bu hedefin başarılması için kişinin içinde bulunduğu toplum tarafından kabul edilmesinin yanında, sevilmeli ve sayılmalıdır. Genel olarak hayatın her alanında, kişinin arkadaş canlısı yada sevilebilir olması ona her zaman bir avantaj sağlar.
Tarihin en eski dönemlerinde arkadaşlık ve genel olarak toplumsal kabul, sadece sosyal ihtiyaçtan öte kişinin doğrudan can güvenliğini de etkileyen bir sistemdi. Doğanın tehlikeleri, afetler ve benzer diğer tehlikelerden korunmak ve yardım almak için komşu ve arkadaşlarınıza muhtaçtınız, onlarda karşılıklı olarak size muhtaçtı.
Bu açıdan bakıldığında arkadaşlık, özellikle samimi ve güvenilir bir arkadaşlık bir noktada kişinin hayatındaki en değerli şeylerden biriydi. Her çağda iyi bir arkadaş bir kişinin hayatında beraber eğlenmek kadar, ona üzüntülerde yaslanacak bir omuz olarakta var olmuş, en ihtiyaç duyulan şeylerden biri olmuştur.
Arkadaşlık çoğu zaman iki şeyden doğar; aynı ortamda bulunmak yada aynı şeylerden hoşlanmak. İlk arkadaşlıklar çoğu zaman komşular ve sınıf arkadaşları olur, kişi büyüyüp çevresi değişip geliştikçe, çoğu zaman ikinci kategori kendine okul ve iş gibi alanların yanında yer bulur.
Değişen ortamlar, elbette arkadaşlıkları da değiştirir. Ancak sadece birkaç jenerasyon öncesindeki insanların ilişkilerinde olmayan bazı sorunlar, toplumu genel olarak etkileyen ‘yalnızlık salgınları’ yeni bir trend olarak ortaya çıkmakta. Peki bu gerçekten samimi, güvenilir ilişkiler günümüzde neden daha zor bulunur halde?
Burada sosyal medyanın etkisi yok sayılamaz. Özellikle genç yetişkin nüfusta, yani artık başta okullar gibi aynı ortamda düzenli şekilde bulunmanın kesildiği, teknoloji çağıyla büyüyen kısım için arkadaşlık dinamikleri oldukça farklı halde. Dönemler arasındaki sancılar oldukça doğal olsada, bu sancıları daha da arttıran bazı yeni değişkenlerin olduğu da inkar edilemez.
Artık basit bir kahve içmek bile insanı yoran bir ayarlama haline dönmüş durumda. Programları dolu olanlarla boş olanlar arasındaki fark çoğu zaman arkadaşlıklara yansıyor ve bir nokta kişinin kendini nasıl gördüğünü de etkiliyor.
Neredeyse her sosyal medya platformu artık herkesin bildiği üzere algoritmalar üzerine kurulu. Sadece bir kez bir konu hakkında bir gönderiyi beğenirseniz, çok geçmeden daha fazlası sayfanızda sizi buluyor. Bu sistemler altında bir anlık bir düşünce yada hissin çok geçmeden bir yankı odası haline gelebiliyor.
Eğer sürekli hem arkadaşlarını, hem işini, okulunu yada diğer sorumluluklarını aynı anda idare ettiğini gördüğümüz -daha doğrusu idare ettiğini düşündüğümüz insanlar hem bir hedef hemde bir nefret objesi haline geliyor. Daha yaşlı jenerasyonların günaydın ve iyi bayramlar gönderileri onlar için bir eğlenceyken, şuan da teknoloji ile büyümüş ve büyüyen kesim için arkadaşlığın en önemli ve gerçek parçalarından biri haline gelen çevrimiçi hayat, ilişkileri ve içerdiği beklentileri de daha gerçek şekilde etkiliyor.
Bir kişiyi bir nokta olarak hayal edip onu merkez alın. Bu noktanın etrafında çizdiğiniz her çember küçükten büyüğe doğru ilerleyecek, ve her çemberin içindeki kişiler bu bireyin hayatında tanıdığı insanlar olacak. Doğal olarak, merkeze en yakın ve daha küçük çemberler içlerinde daha az kişi barındıracak, ancak buna karşılık o kişiye çok daha yakın olacak.
Merkezden uzaklaştıkça sayı büyümekle beraber, yakınlık, dolayısıyla doğallık ve samimiyette azalmaya başlayacak. Bu kötü bir şey yada kişisel bir beceriksizlik değil, doğal olarak insanların içten şekilde yakın temasta bulunup bu teması koruyabilecek insan sayısı sınırlı.
Çünkü bu yakın çevre, her kişinin diğer çemberlerden daha fazla emek vermesi gereken ve iletişim için zaman ayırması gereken grup. Ama her geçen gün hem fiziksel hemde mental olarak harcanan enerji artmakta.
Bunun yanında ‘iç benlik huzur’ gibi bir noktada benmerkezciliğe dönüşen öz-bakım trendleri eklenince, özellikle bu yakın grubu ‘idare’ etme fazladan bir işe dönüşüyor. Yalnızlığın, yada bir sürü yüzeysel ilişkinin varsayılan hale dönmesine neden oluyor.
Arkadaşlık ayrılmaları, ghostlanma, havadan sudan öteye geçmeyen arkadaşlıklar ve genel olarak yalnız hissetmeye dair yakınmalar her geçen gün artmakta. Çoğu yetişkinin arkadaş buluşması için takvim planlamaları buluşmalardan uzun sürmekte. Üstüne bir de teknoloji çağının yan etkileri her şeyi daha da karıştırmakta.
Ancak kişinin kendine düşen görevler önemli olmakla birlikte, daha sistemsel koşulların etkisi öne çıkıyor. Hayat koşturmacası durmuyor, sosyal medyanın akışı devam ediyorken bireylerin emeği bir noktaya kadar erişiyor, olay çoğunlukla deniz yıldızı hikayesine dönüyor. Denizin dalgası durmasa da, her birimiz bir deniz yıldızını daha kurtarmaya çalışıyoruz. Hepimizin işi başından aşkın, ancak takvimdeki bir boş günü ayırabilmek yine de bir şeyler ifade ediyor.