Hayatımızı en çok etkileyen şeylerden biri çevremizdir. Yaşadığımız çevrenin, ortamın sahip olduğu kolaylık ya da zorluklar hayatımızın iyi yada kötü olmasını, kendimizi genel olarak nasıl hissettiğimizi ve sergilediğimiz davranışları doğrudan etkiler.
Coğrafyanın orada yaşayan insanlar üzerinde doğrudan ve oldukça derine inen bir etkisi vardır. Bu küçük bir köy halkı yada büyük bir ülkenin milleti içinde geçerli olan bir durumdur. Örneğin güneş ve yazın kısa, kışların uzun ve zorlu geçtiği kuzey bölgelerinde insanların daha içe kapanık, daha sert yada ‘kasıntı’ karakterlere sahip olduğu söylenebilir. Elbette bu karşılaştırma en soğuk kuzey toplumları ile güneye, ekvatora doğru inen halklarla karşılaştırıldıklarında ortaya çıkan bir farktır. Daha sıcak iklimlerde yaşayan toplumların daha sıcakkanlı, her yönden diğer toplumlarındaki insanlarla daha yakın ilişkilere sahip oldukları gözlemlenir.
Ayrıca yaşadıkları coğrafyanın beraberinde getirdiği bir bolluk yada kıtlık, toplumsal travmalar da bu farklılıklarda etkilidir. Geçmişte yaşanmış büyük bir kayıp yada doğal afet, bu durumun devamlı şekilde tekrar etmesi de o toplumun ortak bir psikolojisinin oluşmasında etkilidir.
Genel olarak iklimin etkisi kadar insanların kendi yaşam alanlarını nasıl şekillendirdiği de oldukça önemlidir. İklime dair ayarlanabilir şeyler kısıtlıdır, özellikle geçmişte doğayla bir uyum içinde olmanın gerekliliği çok daha elzemdi. Bugün ise mimari teknoloji ile daha önce sadece hayal olan yapılar, pek çok farklı coğrafyada inşa edilebilmekte.
Bu değişim elbette bir seferde gerçekleşmedi. Her dönemin köyü, şehri ve anakentleri döneminin ihtiyaçları ve sosyoekonomik dinamikleri ile değişti. Bazısı büyüdü, bazısı yıkıldı ve bugüne sadece harabeleri kaldı. Aradan geçen zaman büyüdükçe, geçmişte yaşanan gelişmeleri ve sebep olan olayları analiz etmek daha kolay. Bir kentin yıkılışı çoğu zaman o dönemdeki sakinlerinin çoğunun belki de fark etmeyeceği bir hızda yaşandı. Tıpkı bizimde yaşadığımız hayatın değişimlerini gerçekten değiştikten sonra fark etmemiz gibi.
İnsan hayatı ve kültürü sürekli bir değişim halindedir. Her dönemin ekonomisi, sosyal ilişkileri ve sorunları farklıdır. Hayatın hem bir yansıması, hemde değiştiricisi olarak sanat dalları da bu değişimlerin en kolay ve belirgin şekilde incelenmesini sağlayabilir.
Resim ve fotoğraf o dönemi yakalar ve bir karenin içinde dondurur, müzik melodisi ve sözlerinde o dönemin duygusunu yansıtır. Edebiyat, sinema ve tiyatro gibi dallar hikayelerinde insanların hayatını en derinden, neredeyse kişisel düşünceleri açık şekilde sunar. Bu yönleriyle dönemin sanat eserlerini incelemek, o dönemin duygusu kavramanın en önemli yollarından biridir.
Mekan üzerinden bir inceleme olarak, bu yıl sinemalara giren Arka Odalar (Backrooms) filmi aslında şu an yaşadığımız bir ortam değişimini yakalayan iyi bir örnek. Arka odalar aslında konsept olarak 2019 yılında internette bir forumda paylaşılan tek bir fotoğraftan ortaya çıktı. Sarı renkli duvar kağıdının aynı tondaki zemin ile, fotoğrafın açısından dolayı sonu gözükmeyen bir odalar koridorunu andıran bir fotoğraftı bu.
Ancak kısa sürede o sıralarda popülaritesi artan analog korku hayranlarının bu fotoğraf ve çevresinde oluşan hayran kitlesi ile birleşince, arka odalar bir anda modern bir efsane haline geldi. Dikkatli olmazsanız gerçekteki küçük bir ayrıktan içine düşeceğiniz, vızıldayan floresan ışıkları ve bitmeyen odaları ile bu alternatif dünya, sizi hem psikolojik hem fiziksel olarak sıkıştırmak ve ‘kaybetmek’ için idealdi.
Daha sonrasında bu fotoğrafın bir alışveriş merkezinin arka koridorların biri olduğu ortaya çıktı ve dürüst olmak gerekirse, internet efsanesinden çok da alakasız değil.
Bugün 3. mekanlar, yani ev ve işimizden haricindeki, toplum mekanları gittikçe azalmakta, en asından pahalılaşmakta. Öyle ki, geçmişten beri çarşı ve pazar alanları ekonomik önemlerinin bir uzantısı olarak aynı zamanda sosyal merkezlerdi. Bir dükkan grubu hem ekonomik hemde sosyal bir ağın üzerindeydi, insancıl bir mimari tasarım çoğunlukla bu alanlarda işin yanında sosyalleşmenin de varlığını mümkün kılmaktaydı.
Alışveriş merkezleri bu eski düzeni tamamen yok edemese bile yoğunlaşmayı önemli derecede değiştirdi. Alışveriş en azından esnaf ile karşılıklı bir ilişkiden, ekonomik kısmının öne çıktığı alışveriş merkezleri gibi yerlere de kaydı. Bugün ise internetten alışveriş ile bu mekanlarda geri plana kaldı. Artık ‘hayalet avm’ler mevcut. Arka odaların arkada kalmayıp, öne de yayılması gibi bir şey.
Bu ekonomik olarak bir gelir sağlayan mekanlar için bile bir sorunken, sadece topluma hizmet için var olan kâr amacı gütmeyen mekanların, parkların, kütüphanelerin ve halk merkezlerinin yeterince yaygın olmaması yada geri plana itilmesi büyük bir sorun. Burada olanların varlıklarını inkardan ziyade, en merkez bölgelerdeki azalmaları, halkın her kesiminin ne kadar ulaşabildiği sorunu öne çıkıyor.
Çünkü 3. alanlar her insanın sadece belli zamanlarda değil, her anda erişime açık olması gereken, ekonomik yada sosyal sınıfların bireyleri etkilemeyen bir imkan olarak var olması gerekiyor. Bugün toplumda görülen pek çok psikolojik sorunların başlangıcını bu değişimlere kadar izlemek aslında mümkün.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Arka Odalar
Hayatımızı en çok etkileyen şeylerden biri çevremizdir. Yaşadığımız çevrenin, ortamın sahip olduğu kolaylık ya da zorluklar hayatımızın iyi yada kötü olmasını, kendimizi genel olarak nasıl hissettiğimizi ve sergilediğimiz davranışları doğrudan etkiler.
Coğrafyanın orada yaşayan insanlar üzerinde doğrudan ve oldukça derine inen bir etkisi vardır. Bu küçük bir köy halkı yada büyük bir ülkenin milleti içinde geçerli olan bir durumdur. Örneğin güneş ve yazın kısa, kışların uzun ve zorlu geçtiği kuzey bölgelerinde insanların daha içe kapanık, daha sert yada ‘kasıntı’ karakterlere sahip olduğu söylenebilir. Elbette bu karşılaştırma en soğuk kuzey toplumları ile güneye, ekvatora doğru inen halklarla karşılaştırıldıklarında ortaya çıkan bir farktır. Daha sıcak iklimlerde yaşayan toplumların daha sıcakkanlı, her yönden diğer toplumlarındaki insanlarla daha yakın ilişkilere sahip oldukları gözlemlenir.
Ayrıca yaşadıkları coğrafyanın beraberinde getirdiği bir bolluk yada kıtlık, toplumsal travmalar da bu farklılıklarda etkilidir. Geçmişte yaşanmış büyük bir kayıp yada doğal afet, bu durumun devamlı şekilde tekrar etmesi de o toplumun ortak bir psikolojisinin oluşmasında etkilidir.
Genel olarak iklimin etkisi kadar insanların kendi yaşam alanlarını nasıl şekillendirdiği de oldukça önemlidir. İklime dair ayarlanabilir şeyler kısıtlıdır, özellikle geçmişte doğayla bir uyum içinde olmanın gerekliliği çok daha elzemdi. Bugün ise mimari teknoloji ile daha önce sadece hayal olan yapılar, pek çok farklı coğrafyada inşa edilebilmekte.
Bu değişim elbette bir seferde gerçekleşmedi. Her dönemin köyü, şehri ve anakentleri döneminin ihtiyaçları ve sosyoekonomik dinamikleri ile değişti. Bazısı büyüdü, bazısı yıkıldı ve bugüne sadece harabeleri kaldı. Aradan geçen zaman büyüdükçe, geçmişte yaşanan gelişmeleri ve sebep olan olayları analiz etmek daha kolay. Bir kentin yıkılışı çoğu zaman o dönemdeki sakinlerinin çoğunun belki de fark etmeyeceği bir hızda yaşandı. Tıpkı bizimde yaşadığımız hayatın değişimlerini gerçekten değiştikten sonra fark etmemiz gibi.
İnsan hayatı ve kültürü sürekli bir değişim halindedir. Her dönemin ekonomisi, sosyal ilişkileri ve sorunları farklıdır. Hayatın hem bir yansıması, hemde değiştiricisi olarak sanat dalları da bu değişimlerin en kolay ve belirgin şekilde incelenmesini sağlayabilir.
Resim ve fotoğraf o dönemi yakalar ve bir karenin içinde dondurur, müzik melodisi ve sözlerinde o dönemin duygusunu yansıtır. Edebiyat, sinema ve tiyatro gibi dallar hikayelerinde insanların hayatını en derinden, neredeyse kişisel düşünceleri açık şekilde sunar. Bu yönleriyle dönemin sanat eserlerini incelemek, o dönemin duygusu kavramanın en önemli yollarından biridir.
Mekan üzerinden bir inceleme olarak, bu yıl sinemalara giren Arka Odalar (Backrooms) filmi aslında şu an yaşadığımız bir ortam değişimini yakalayan iyi bir örnek. Arka odalar aslında konsept olarak 2019 yılında internette bir forumda paylaşılan tek bir fotoğraftan ortaya çıktı. Sarı renkli duvar kağıdının aynı tondaki zemin ile, fotoğrafın açısından dolayı sonu gözükmeyen bir odalar koridorunu andıran bir fotoğraftı bu.
Ancak kısa sürede o sıralarda popülaritesi artan analog korku hayranlarının bu fotoğraf ve çevresinde oluşan hayran kitlesi ile birleşince, arka odalar bir anda modern bir efsane haline geldi. Dikkatli olmazsanız gerçekteki küçük bir ayrıktan içine düşeceğiniz, vızıldayan floresan ışıkları ve bitmeyen odaları ile bu alternatif dünya, sizi hem psikolojik hem fiziksel olarak sıkıştırmak ve ‘kaybetmek’ için idealdi.
Daha sonrasında bu fotoğrafın bir alışveriş merkezinin arka koridorların biri olduğu ortaya çıktı ve dürüst olmak gerekirse, internet efsanesinden çok da alakasız değil.
Bugün 3. mekanlar, yani ev ve işimizden haricindeki, toplum mekanları gittikçe azalmakta, en asından pahalılaşmakta. Öyle ki, geçmişten beri çarşı ve pazar alanları ekonomik önemlerinin bir uzantısı olarak aynı zamanda sosyal merkezlerdi. Bir dükkan grubu hem ekonomik hemde sosyal bir ağın üzerindeydi, insancıl bir mimari tasarım çoğunlukla bu alanlarda işin yanında sosyalleşmenin de varlığını mümkün kılmaktaydı.
Alışveriş merkezleri bu eski düzeni tamamen yok edemese bile yoğunlaşmayı önemli derecede değiştirdi. Alışveriş en azından esnaf ile karşılıklı bir ilişkiden, ekonomik kısmının öne çıktığı alışveriş merkezleri gibi yerlere de kaydı. Bugün ise internetten alışveriş ile bu mekanlarda geri plana kaldı. Artık ‘hayalet avm’ler mevcut. Arka odaların arkada kalmayıp, öne de yayılması gibi bir şey.
Bu ekonomik olarak bir gelir sağlayan mekanlar için bile bir sorunken, sadece topluma hizmet için var olan kâr amacı gütmeyen mekanların, parkların, kütüphanelerin ve halk merkezlerinin yeterince yaygın olmaması yada geri plana itilmesi büyük bir sorun. Burada olanların varlıklarını inkardan ziyade, en merkez bölgelerdeki azalmaları, halkın her kesiminin ne kadar ulaşabildiği sorunu öne çıkıyor.
Çünkü 3. alanlar her insanın sadece belli zamanlarda değil, her anda erişime açık olması gereken, ekonomik yada sosyal sınıfların bireyleri etkilemeyen bir imkan olarak var olması gerekiyor. Bugün toplumda görülen pek çok psikolojik sorunların başlangıcını bu değişimlere kadar izlemek aslında mümkün.