İnsanların en büyük becerilerinden biri tolere etme becerisidir. Her anımızda etmesek bile hayatımızdaki pek çok olay ve durumun gerçekleşmesi insanların tolere edebilmesi ve tolere ettikleri eşiği arttırabilmesidir.
Esasen tolere edebilmek insanın adaptasyon yeteneğidir ve pek çok canlının sahip olduğundan çok daha geniş bir alanda etkili olabilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde fauna ve flora çoğu zaman o bölgenin yaşam şartlarında uzmanlaşmış, özellikle oraya adapte olmuş canlılardan oluşur. Bir kutup ayısı kutup iklimine, bir kaktüs çöl iklimine adapte olmuş, özellikle o iklimin yaşam şartlarında hayatta kalacak özellikler geliştirmişlerdir. Birbirlerinin yerini değiştirmek ikisi içinde ölüm anlamına gelir.
Bu adaptasyon örnekleri elbette fizyolojik bir seviyede, dolayısıyla bir kaktüsün buzulun ortasına bırakıldığı durumda öleceği gayet belli. Ancak herhangi bir canlının bugün sahip olduğu adaptasyonlara ulaşması da bir günde gerçekleşmedi. Bu çoğu zaman bin yıllar alan, yavaşça ilerleyen bir süreç. İnsanların bugün sahip olduğu zeka ve becerilerin gelişmesi, hatta belirli alanlarda diğerlerinden daha keskin hale gelmesi de bu şekilde yaşandı.
İnsanların en öne çıkan iki yönü sosyal bağları ve sorun çözme becerileri. Sosyal bağlar her zaman, her yerde insanların birbirleri ile dayanışmasını sağlamış, bu sayede hayatta kalmışlardır. Aynı zamanda karşılaştıkları sorunlara başka hiç bir canlının bulamadığı çözümler bulmuşlar, ve çoğu zaman uygularkende birbirlerinden yardım almışlardır.
Dünyada bugün yedi kıtada, hatta uzayda bile insan yerleşimlerinin yada faaliyetinin olabilmesi bu sayede mümkün olabilmiştir. Ancak bu seviyede bir dayanışmanın, etkileşim ve iletişimin mümkün olması içinde, tüm sistemi bir arada adeta bir yapıştırıcı gibi tutan şey ise toleranstır.
Sosyal hayatın pek çok pozitifi sayıldıktan sonra ilk başta gelen, genellikle en büyük negatif olarak gösterilen şeydir tolerans. Bir toplumda yaşamak için kendinizi ne kadar geride ve sınırlar içerisinde tutmanız gerektiğini belirleyen sınırlar. Varlığınıza tolerans gösterilmesi için, sizden beklenen karşı tolerans.
Alışmanın tanımı sürekli tekrar eden bir uyarıcıya verilen tepki ve reaksiyonun zamanla azalmasıdır. Bu bir kişinin mum ışığından elektriğe geçişte ilk başta elektriği reddetmesi de olabilir, bir kurbağanın yavaşça ısıtılan bir tencerede fark etmeden kaynar suda haşlanması da. İki durumda da yeni gelen durumun neden olduğu duruma adapte olan, tolere etme becerisine sahip bir algılayıcı mevcut. Ancak birinin sonrasındaki durumu ve adapte olduğu şey diğerinden çok farklı.
Hayat çeşitli zorluklarla dolu. Hayatında hiç bir zorluk yaşamamış bir insanın, hatta canlının varlığı söz konusu değildir. Sadece doğumdan ilk adımlarına kadar bile, her canlı ilk nefesinden son nefesine, sadece gelişmek ve yaşamak için pek çok zorluğu aşar. Ancak hangi bireyin hayatı boyunca ne kadar engeli aşabileceği onun kişisel kapasitesi ve yetiştirilmesi ile alakalıdır.
Belki bu nedenle, toplum olarak sürekli adapte olmaya, elindekini yetirmeye ve israf etmemeye yönlendirilmiş, kültür olarak bu düşünce yapısı ile yetiştirilmiş bir halk, yetişkinliğinde de yaşadığı zorluklar için ilk başta kendini sorumlu olarak görecek. Başka ülke ve devletlerin kurduğu, önce insan ve bireyin refahını önemseyen yerlerin varlığı en iyi şekilde bizim asla ulaşamayacağımız bir ütopya, en kötü şekilde de insanımızın bunu hak etmediği düşüncesi tekrar ediliyorsa, bir noktadan sonra buna da adapte olunması, hayatın bir gerçeği olarak görülmesi bu durumun devam etmesinin aslında en büyük nedenlerinden biri.
Adapte olmak, zorluğa tolerans göstermek elbette kötü bir şey değil. Ama ne amaçla ve ne oranda olduğu da çok önemli. Ne kadar zorluğa adaptasyon bizim suçumuz olmayan bir duruma karşı gelebilmek, ve ne kadarı sistemsel bir zincirleme altında kalmak? Her gün sabaha yeni bir haksız tutuklama, hukuksuz bir alıkoyma ve yeni bir güvensizlik haberiyle uyanıyoruz.
“Neden?” diye sorulduğunda ise, soru sormanın bile kriminalize edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Tolere etmek, bulunan olumlu yada olumsuz duruma alışabilmek herkes için önemli bir beceri, ancak bu durumların ne kadarı doğal bir yaşam hareketinden, ne kadarı dizayn edilmiş bir plandan ortaya çıkıyor, farkına varılmalı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
EDA SARI
Alışma
İnsanların en büyük becerilerinden biri tolere etme becerisidir. Her anımızda etmesek bile hayatımızdaki pek çok olay ve durumun gerçekleşmesi insanların tolere edebilmesi ve tolere ettikleri eşiği arttırabilmesidir.
Esasen tolere edebilmek insanın adaptasyon yeteneğidir ve pek çok canlının sahip olduğundan çok daha geniş bir alanda etkili olabilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde fauna ve flora çoğu zaman o bölgenin yaşam şartlarında uzmanlaşmış, özellikle oraya adapte olmuş canlılardan oluşur. Bir kutup ayısı kutup iklimine, bir kaktüs çöl iklimine adapte olmuş, özellikle o iklimin yaşam şartlarında hayatta kalacak özellikler geliştirmişlerdir. Birbirlerinin yerini değiştirmek ikisi içinde ölüm anlamına gelir.
Bu adaptasyon örnekleri elbette fizyolojik bir seviyede, dolayısıyla bir kaktüsün buzulun ortasına bırakıldığı durumda öleceği gayet belli. Ancak herhangi bir canlının bugün sahip olduğu adaptasyonlara ulaşması da bir günde gerçekleşmedi. Bu çoğu zaman bin yıllar alan, yavaşça ilerleyen bir süreç. İnsanların bugün sahip olduğu zeka ve becerilerin gelişmesi, hatta belirli alanlarda diğerlerinden daha keskin hale gelmesi de bu şekilde yaşandı.
İnsanların en öne çıkan iki yönü sosyal bağları ve sorun çözme becerileri. Sosyal bağlar her zaman, her yerde insanların birbirleri ile dayanışmasını sağlamış, bu sayede hayatta kalmışlardır. Aynı zamanda karşılaştıkları sorunlara başka hiç bir canlının bulamadığı çözümler bulmuşlar, ve çoğu zaman uygularkende birbirlerinden yardım almışlardır.
Dünyada bugün yedi kıtada, hatta uzayda bile insan yerleşimlerinin yada faaliyetinin olabilmesi bu sayede mümkün olabilmiştir. Ancak bu seviyede bir dayanışmanın, etkileşim ve iletişimin mümkün olması içinde, tüm sistemi bir arada adeta bir yapıştırıcı gibi tutan şey ise toleranstır.
Sosyal hayatın pek çok pozitifi sayıldıktan sonra ilk başta gelen, genellikle en büyük negatif olarak gösterilen şeydir tolerans. Bir toplumda yaşamak için kendinizi ne kadar geride ve sınırlar içerisinde tutmanız gerektiğini belirleyen sınırlar. Varlığınıza tolerans gösterilmesi için, sizden beklenen karşı tolerans.
Alışmanın tanımı sürekli tekrar eden bir uyarıcıya verilen tepki ve reaksiyonun zamanla azalmasıdır. Bu bir kişinin mum ışığından elektriğe geçişte ilk başta elektriği reddetmesi de olabilir, bir kurbağanın yavaşça ısıtılan bir tencerede fark etmeden kaynar suda haşlanması da. İki durumda da yeni gelen durumun neden olduğu duruma adapte olan, tolere etme becerisine sahip bir algılayıcı mevcut. Ancak birinin sonrasındaki durumu ve adapte olduğu şey diğerinden çok farklı.
Hayat çeşitli zorluklarla dolu. Hayatında hiç bir zorluk yaşamamış bir insanın, hatta canlının varlığı söz konusu değildir. Sadece doğumdan ilk adımlarına kadar bile, her canlı ilk nefesinden son nefesine, sadece gelişmek ve yaşamak için pek çok zorluğu aşar. Ancak hangi bireyin hayatı boyunca ne kadar engeli aşabileceği onun kişisel kapasitesi ve yetiştirilmesi ile alakalıdır.
Belki bu nedenle, toplum olarak sürekli adapte olmaya, elindekini yetirmeye ve israf etmemeye yönlendirilmiş, kültür olarak bu düşünce yapısı ile yetiştirilmiş bir halk, yetişkinliğinde de yaşadığı zorluklar için ilk başta kendini sorumlu olarak görecek. Başka ülke ve devletlerin kurduğu, önce insan ve bireyin refahını önemseyen yerlerin varlığı en iyi şekilde bizim asla ulaşamayacağımız bir ütopya, en kötü şekilde de insanımızın bunu hak etmediği düşüncesi tekrar ediliyorsa, bir noktadan sonra buna da adapte olunması, hayatın bir gerçeği olarak görülmesi bu durumun devam etmesinin aslında en büyük nedenlerinden biri.
Adapte olmak, zorluğa tolerans göstermek elbette kötü bir şey değil. Ama ne amaçla ve ne oranda olduğu da çok önemli. Ne kadar zorluğa adaptasyon bizim suçumuz olmayan bir duruma karşı gelebilmek, ve ne kadarı sistemsel bir zincirleme altında kalmak? Her gün sabaha yeni bir haksız tutuklama, hukuksuz bir alıkoyma ve yeni bir güvensizlik haberiyle uyanıyoruz.
“Neden?” diye sorulduğunda ise, soru sormanın bile kriminalize edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Tolere etmek, bulunan olumlu yada olumsuz duruma alışabilmek herkes için önemli bir beceri, ancak bu durumların ne kadarı doğal bir yaşam hareketinden, ne kadarı dizayn edilmiş bir plandan ortaya çıkıyor, farkına varılmalı.