SON DAKİKA
Hava Durumu

Alev Savaşçıları

Yazının Giriş Tarihi: 30.09.2025 21:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.09.2025 21:44

Son birkaç senedir hem ülkemizde hem de dünyada yangınlar anormal seviyelere ulaştı. Bu senenin başında çıkan ve Amerika’da orman ve şehirleri kül eden yangınlardan Afrika’dakilere ve ülkemizde çoğumuzun kendi şehrinde yada yakınlarında çıkan yangınlar bizi mahvettiler. 2025’in haziran ayında yapılan ölçümde dünya çapında 100 milyon hektardan fazla arazi yanmış durumda.

Kendi şehirlerimizde çıkmasa bile komşumuzun sıkıntısı bizi de etkiledi. Kül yağmurları ile haber gönderen bu felaket çoğu yerde hem yetersiz kaynaklar hemde doğal etkenler sonucu çevresine de yayıldı, ülkemizde ormanlarımız, ciğerlerimiz, yeşil evlerimiz yandı kül oldu. Bu felaketlerin daha da büyümesini engellemek için uğraşan, yangına karşı en büyük savunucularımız olan itfaiye erleri, canla başla ateşe karşı savaştılar.

Ateşe karşı yapılan savaş insanlar için çok önemli bir tarihtir. Çoğu canlı ateşi gördüğü zaman ya korkuyla donar kalır yada hemen aksi yönde harekete geçer, mümkün olduğunca hızlı biçimde güvene kaçar. İnsanlarda da bu içgüdü mevcuttur, ancak itfaiye erleri bu güdülerini kontrol altına almakla kalmaz, defalarca ateşin içine girer, mahsur kalan insan ve hayvanları kurtarırlar. O boğucu dumandan kurtulanların aldıkları ilk temiz nefes, içtikleri ilk yudum su olurlar.

Kullandığımız itfaiye kelimesi Arapça’da itfa kelimesinin ‘yok etme’ anlamından gelir, itfaiye hem yangını kontrol altına alma eylemi ve bu amaç doğrultusunda kullanılan bütün araçlar ve uğraşan erleri kapsar.

Tarihte organize edilmiş ilk itfaiyecilik örneği hükümdarlığı milattan önce başlayan Roma İmparatoru Augustus döneminde kurulmuştur. Milattan sonra 6. yüzyılda kölelerden kurulan bu teşkilat, su kovalarından tulumbalara çeşitli malzemelerle donatılmış, şehri bir yangına karşı sürekli devriye gezen polisler olarak ortaya çıkmışlardır. İlk pompanın icadı ise bu kuruluştan yaklaşık üç yüzyıl önce Yunanlı Ctesibius tarafından bulunmuş, İskenderiyeli Heron tarafından geliştirilmiştir.

Kendi tarihimize baktığımızda ise ne yazık ki yangınlara pek yabancı değiliz. Özellikle İstanbul gibi yüzyıllardır kalabalık şehirler, Osmanlı döneminde daha da büyümüş, bu nedenle artan nüfus ve ev sayısı çıkan büyük yangınları da beraberinde getirmiştir. “İstanbul’un yangını olmasaydı, evlerin eşiği altından olurdu.” sözü bu yangınların ne kadar yıkıcı, halkın her zaman diken üstünde olduğu bir afet olduğunu ortaya koyuyor.

Çoğunlukla dikkatsizlik, hata ve bilgisizlikten dolayı çıkan bu yangınların içinde kasten art niyetle çıkarılan yangınlarda olmuştur. Ancak çoğu zaman kişilerin ihmalinden ortaya çıktığından dolayı insanları daha dikkatli davranmaya yönlendirmek için bir dönem evinde yada işyerinde yangın çıkan kişilerin asıldıkları olmuştur.

Yangına önlem için ilk defa II. Selim döneminde herkesin evinde bir merdiven ve bir fıçı su bulundurması emredilmiş, acemi ustaların baca yapması yasaklanmıştır. Yinede tam etki sağlanamayınca III. Murat bu emri tekrarlamış, ve çıkacak bir yangında halkın da yardım etmesini emretmiş, yangının daha tehlikeli olduğu yerlerin yetkililere bırakılmasını istemiştir.

16. yüzyıla kadar teşkilatlanmış bit itfaiye gücü yoktur. Yangın söndürme araçları bedestende durur, ihtiyacı olan gidip alıp kullanırdı. İlk defa bu dönemde Yavuz Sultan Selim tarafından Yeniçeri Ocağı’nın Acemioğlanları bu göreve getirilmişlerdir. Bundan itibaren Yeniçeriler Osmanlı’nın ilk itfaiyesi olmuşlardır. 1714’te kurulan Dergah-ı Ali Tulumbacı Ocağı ise Osmanlı’nın eğitimli, örgütlenmiş itfaiye erleridir.

Yeniçeri ocağının 19. yüzyılda kalkması ile kurulan yeni orduda yangınlarla ilgilenmek üzere Yangıncı Taburu kurulmuş, 1923’te bu görevin belediyelere devredilmesine kadar askeriyenin yerine getirdiği bir görevdir. Bursa’da da bu görev kent tulumbacılarının üstlendiği bir görevdi. Şehirde 12 noktada 12 kişilik takımlar mevcuttu.

Günümüzde 25 Eylül - 1 Ekim arası Yangından Korunma yada İtfaiyecilik Haftası olarak geçmekte. Bu haftada hem özellikle bu sene çok ağır kayıplar veren ülkemizin doğasının daha fazla zarar görmemesi için bilgilenmeli, hemde şimdiye kadar can kurtarmak için canını feda etmiş erlerimizi anmalı ve duyduğumuz minneti ifade etmeliyiz. Hayvanların yeşil evleri bizim nefesimiz, evlerimiz sığınaklarımız, vatanımız geleceğimiz. Bu nimetlerimizi korumayı öğrenmek ilk başta kendimizde başlamakta.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.