SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sendika

YENİŞEHİR YÖREM - Sendika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sendika haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eğitim-Sen Felsefe Söyleşileri Programları sürüyor Haber

Eğitim-Sen Felsefe Söyleşileri Programları sürüyor

Eğitim Sen Yenişehir Temsilcisi Şafak Ayhan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşinin konusu “Dayanışma, Direniş ve Özgürlük” oldu. Oldukça yoğun katılımla gerçekleşen programda Becermen, bu üç kavramın kendisi için oldukça önemli bir yerde olduğunu, dayanışma ve direnişin tekliklerden, çokluklara-çoğulluğa doğru bir birlikte yaşam düşüncesiyle ancak kendini var edebileceğini dile getirdi. Becermen şunları kaydetti: “Günümüzde herkes “Birlikte Yaşam” pratiğinin öneminden bahsediyor ancak birlikte yaşam derken neyden bahsediyoruz? Bu sorunun oldukça önemli olduğundan, bizim gibi düşünen, bizim gibi inanan, bizim gibi konuşan bizim gibi yaşayan bizden mi bahsediyoruz yoksa bizden farklı bir biçimde yaşayan, inanan, konuşan, düşünen insanlarla birlikte yaşamaktan bahsediyoruz?” Becermen, birlikte yaşamdan konuşulacaksa eğer bunun tekliklere indirgenemeyeceğini toplumda “öteki” olarak konumlandırılan kimliklerle, inançlarla, yaşam tercihleriyle ve düşüncelerle birlikte yaşam pratiği oluşturulmadığı sürece bu kavramın havada kalacağından bahsetti. İşçi sınıfı içerindeki farklılıkları gözetmenin çok önemli olduğunu bu farklılarla kurulacak bağları güçlendirmek için farklı sendikal mücadele yöntemlerinin konuşulup tartışılması gerektiğini önemsediğini kaydetti. Söz alan Bursa Eğitim Sen Şube Başkanı Derviş Erdem, dayanışma denilince akla gelen ilk sendika olduklarını, günümüz Türkiye’sindeki sendikal mücadeleler içinde Eğitim Sen’in dayanışma kavramı etrafında çok anlamlı bir yerde durduğunu dile getirdi. Eğitim Sen Yenişehir Temsilcisi Şafak Ayhan ise söyleşiye katılan dinleyicilerden de gelen soru ve katkılarla oldukça farklı düşüncelerin kendini gösterdiği ufuk açıcı bir söyleşi programı gerçekleştirildiğini anlattı. Ayhan, önümüzdeki günlerde mayıs ayında gerçekleşecek olan söyleşi programının duyurusunun yapılacağı belirtildi.

Faize var, emekliye yok! Haber

Faize var, emekliye yok!

Hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren emekliler, "Faize ve sermayeye kaynak bulanlar, sıra emekliye gelince 'kaynak yok' diyor" diyerek tepki gösterdi. "Gelirimiz iki ayda yüzde 8 eridi" Basın açıklamasında açılış konuşmasını Şube Başkan Yardımcısı Erkan Erdem yaparken, hazırlanan metni Şube Başkanı Kamettin Baştürk okudu. TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin mutfaktaki yangını yansıtmadığını belirten Baştürk, emekli maaşlarının sadece 2026’nın ilk iki ayında bile reel olarak %8 oranında değer kaybettiğini vurguladı. "Bayramlar sevinç değil, borç demek" Ramazan Bayramı yaklaşırken emekli ikramiyelerinin sembolik düzeye gerilediğine dikkat çekilen açıklamada, "Bayramlar bizim için artık sevinç değil; borç, keder ve geçim sıkıntısı anlamına geliyor. Kamu kaynakları faiz ödemelerine ve garanti projelere akıtılırken, emeklinin hakkı gasp ediliyor" ifadeleri kullanıldı. Emeklinin 5 temel talebi Sendika, emeklilerin insanca yaşayabilmesi için şu talepleri sıraladı: İkramiye Düzenlemesi: Bayram ikramiyeleri yılda 4 kez ve en az asgari ücret düzeyinde ödenmeli. Maaş Eşitliği: En düşük emekli maaşı, yeni işe başlayan memur maaşına eşitlenmeli. Kayıpların Telafisi: Maaşlarda yıllardır biriken reel kayıplar karşılanmalı. Refah Payı: Ekonomik büyümeden emeklilere adil pay verilmeli. Sendikal Haklar: Emeklilerin sendikal örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılmalı. Geniş destekli eylem Yenişehir’deki protestoya; Eğitim-Sen Yenişehir Temsilcisi Şafak Ayhan, Tüm Emeklilerin Sendikası İnegöl Temsilcisi Adnan Yıldız, MYK Üyesi Cemile Boncuk ve CHP Yenişehir İlçe Başkanlığı yönetimi de katılarak destek verdi. Eylem, emeklilerin demokratik yollarla haklarını aramaya devam edeceği vurgusuyla sona erdi.

28 Şubat dramını gözyaşları içinde anlattılar Haber

28 Şubat dramını gözyaşları içinde anlattılar

Bursa'nın İnegöl ilçesi Şükrünailipaşa İlkokulu sınıf öğretmeni Sakine Zengin, 1991 yılında mesleğe başladığını hatırlatarak, "28 Şubat'ı iliklerine kadar yaşayan bir öğretmenim. 1997 yılına kadar çok rahat bir şekilde görevimizi yapıyorduk ama 28 Şubat 1997 sonrası bütün severek yaptığımız, özveriyle yaptığımız öğretmenliğimizden yavaş yavaş kopmaya başladık. Hep korku içinde yaşadık. Öğrencilerimizle zevkle, heyecanla ders anlatırken anlatırken teneffüslerde dışarıda korkuyla yaşamaya başladık. Süreç çok hızlı gelişti. 28 Şubattan sonra müfettişler sık sık bize uğrayıp cezalar yazmaya başladılar. Kınama, görevden uzaklaştırma, aylıktan kesme gibi cezalar aldık. 1999 yılında. Domaniç'e geldim. Beni en çok üzen yaralayan olaylardan biridir. Bu arada da bütün cezalarımızı tamamlamak üzereydik. Bir görevden uzaklaştırma, atılma kalmıştı. Domaniç'e geldim müdürüm bana "Hocam ben size sınıf veremem bu halinizle" dedi. "Ne yapacağız hocam?" dedim öğretmenler odasında 6 ay 7 ay ta ki 2000 yılının haziranın yedisine kadar öğretmenler odasında oturdum. Bir sınıf tahsis edilmedi bana, sırf örtülü olduğum için müdürüm ceza almaktan korktuğu için. 7 Haziran sabahı 11 gibi öğretmenler odasında oturuyorum, sınıfım yok, hasretle bakıyorum öğrencilerime her gün geliyorum. Müdürüm çağırdı 11 gibi. Girdim baktım içeride 5-6 tane kravatlı insanlar. Anladım tabii ki dedim bu bugün benim herhalde son günüm. Bugünü hiç unutmuyorum. Hayatımdaki en zor andı. Hocam gel dediler, girdim imzamı attım, bir kağıt verdi bana. Tebellüğ ettim. Neyi tebellüğ ettim? Bittiğini. Hocam "Ne yapacağım ben şimdi?" dedim. "Evine git" dedi bana. "Tamamen bitti mi?" dedim. "Bitti" dedi. Elimdeki kağıda baktım. Benim atılmamda başörtülü olduğum için atıldığı yazmıyordu." dedi. "Terörist ilan edildik" Başörtüsü kullandığı için devlet düzenini bozmaktan, teröristlerin yargılandığı durum gibi görevden atıldığını söyleyen Zengin," Bugünü şu anda yaşıyor gibiyim gerçekten. Yani nasıl anlatılır, nasıl diyeyim bilmiyorum ama o merdivenlerden inerken ki duygumu hiçbir zaman anlatamam. Yani dünyanın sona erdiğini düşündüm. 11 yıl görevimden ayrı kaldım. Öğrencilerimden çocuklarımdan ayrı kaldım. Ta ki 2010 yılına kadar. 2010 yılının eylülünde Allah razı olsun cumhurbaşkanımızdan binlerce kere şükürler olsun. 16- 17 yıldır bir fiil tekrar görev yapıyorum. Şu anda çok mutluyum. Bugünleri gösteren rabbime şükürler olsun. Başörtüsü taktığım için okuldan atıldım ama bu sene Ramazan ayında öğrencilerimle beraber ramazanı sınıfımda kutlayabiliyorum. Bu konuda gayet rahat kimseden çekinmeden, bir baskı altında olmadan, Allah'ın emirlerini çocuklarıma öğrenebiliyorum. Çok mutluyum şu anda gene tekrar söylüyorum Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun. Çok zor günler geçirdik. Rabbim bir daha o zor günleri asla bu millete yaşatmasın, teşekkür ediyorum, sağ olun." dedi. "Kapıdan içeri almadılar" Erdem Beyazıt Ortaokulu Fen Bilimleri öğretmeni Vahide Coşkun ise," 1999 yılında ilk atamam İstanbul'da Eşrefpaşa Lisesi'ne fen bilimleri öğretmeni olarak yapıldı. Fakat ben büyük bir sevinçle okuluma koştuğumda okula giremedim. Girdim, ilk önce tanıştık, görüştük. Elime ders programı verildi, ders araç gereçlerimi topladım. Tam sınıfıma girecekken, tıpkı şu anda buradaki gibi canlı yaşıyorum bunu. Bütün idareciler kapıdaydılar ve ben de sınıfa girecekken beni kapıda karşıladılar ve sınıfa bu şekilde giremeyeceğim söylendi. Evet, sınıfa şöyle kapıyı bir araladım, içeriye baktım, öğrencilerle şöyle bir göz göze geldim ama sınıfa hiç girmedim. Tamam aşağı buyurun dediler, aşağıda oturdum. Bir gün, birkaç gün öğretmenler odasında oturdum. Birkaç gün sonra kapıya geldiğimde okulun kapısından sokulmadım. Birkaç gün sonra bahçe kapısından sokulmadım ve okula giremediğim için beni istifa etmiş kabul ettiler. Yani okuldasınız ama onlar okula sokmuyorlar, istifa etmiş kabul ettiler ve zorunlu bir istifa dilekçesi yazdırdılar ve ben bu şekilde okuldan eğitim hayatından ayrılmış oldum. Başımı açmamı istediler. Hatta duygu sömürüsü yapıldı. Bu çocuklar sizin yüzünüzden bakın boşta kalıyorlar. Bu çocuklar sizin ilminize ihtiyaçları var, açıp yapın gibi zorlamalarda da bulundular. Ama ben bunu kendime yapamadım. Kendimle çeliştim. Yani kendime saygı duymayacağım bir şekilde sınıfa girseydim, o sınıfta hiçbir çocuğa faydalı olamayacaktım. Kendimi en iyi hissettiğim hal buydu çünkü. Kabul ettim ben de artık yapacak bir şeyim yoktu. Zaten evde küçük bir çocuğum vardı. Bu şekilde ayrıldık, uzaklaştık. Tam 14 yıl geçti üzerinden. Yine burada İnegöl'de oturuyorduk o zamanlarda. İmam Hatip'te ücretli öğretmenlik yapıyordum. O dönemde böyle bir şey olabileceğini, tekrar göreve dönebileceğimiz gibi bir şey oluştu sendika vasıtasıyla. Evet, gerçekten bir yarım dönem sonra da inanılmaz bir şey oldu ve gerçekten döndük" diye konuştu "Atamam yapıldığına sevinemedim" Coşkun sözlerini şöyle sürdürdü: "Döndüğümde şöyle bir duygu yaşadım, bunu paylaşmak istiyorum özellikle. Okuldan çıkıyorum, bunu öğrendim, atama yapılacağını öğrendim ama hiç sevinemiyorum. Neden sevinmiyorum acaba diye kendime sorduğumda, geç gelen şeylerin, geç gelen nimetlerin insanı o kadar çok sevindirmediğini, sevindirse de buruk bir sevinç olduğunu fark ettim. Ve o anda hiç unutmuyorum, milletvekilimiz var, Özlem Zengin şu anda Meclis'te hala. O da aynen benim gibi birisiydi, avukatlık mesleğinden atılmıştı, o anlatıyordu. Aynı duyguyu yaşamış, geç geldiği için böyle bir burukluk vardı içimde. Yaşayamadım, bir sevinç yaşayamadım ben dedi. Bedenime baktım, bedenim yaşlanmıştı. O sevinçle bu bedeni bağdaştıramadım demişti. Gerçekten bunu yaşadık. Başladığımda fark ettim ben nelerden vazgeçmişim, neleri terk etmişim ve benden kaçan şeyler neler olmuş. Çünkü o sevinci ve heyecanı yaşamak istiyorum. Evet, bedenim yaşlandı ve o sevinci yaşayamıyordum. Ama Elhamdülillah şu anda aradan kaç yıl geçti. 2023 yılından beri filler çalışıyorum. 2013'ten beri yeniden sınıflarımızdayız, işte ortamımızdayız. Bize bu imkanı devletimiz sağladı. Yine onların sayesinde buradayız. Bunun farkındayım. Onların bize sağladığı nimetler için çok teşekkür ediyorum onlara. İnşallah hiçbir insan yani karşı görüşte olan bir insanın bile bunu yaşamasını ben istemem. İnsanların hak ve özgürlüklerinin en üst düzeyde tutulduğu şu çağda kimse bunu yaşasın istemem. Ben de başkasına yapmak istemem. Bu hayatta herkes gerçekten inandığı gibi, istediği gibi yaşayabilsin. Ve gerçekten şu anda bak harika bir ders yapıyoruz. Biz kimsenin beynini yıkamıyoruz. Kimseye bir şey empoze etmiyoruz. Fikir empoze etmiyoruz. Nelerle suçladılar o dönemde bizleri Bu suçların hiçbirini işlemiyoruz. Kimseye bir tehditimiz yoktur. Kalemimizle, defterimizle, ilmimizle buralardayız inşallah."

Memur-Sen Tez Ödülleri sahiplerini buldu Haber

Memur-Sen Tez Ödülleri sahiplerini buldu

Memur-Sen’in akademik sendikacılığı desteklemek, kamu görevlileri sendikacılığı literatürüne katkı sunacak çalışmaları teşvik etmek amacıyla organize ettiği Memur-Sen Tez Ödülleri’nin sahipleri Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen törenle açıklandı.  Törene, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Metin Topçuoğlu, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Prof. Dr. Ali Cengiz Köseoğlu, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, Memur-Sen bünyesinde faaliyet gösteren sendikaların genel başkanları, yönetim kurulu üyeleri, komisyon başkanları ile çok sayıda davetli ve basın mensubu katıldı.  Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Kamu Görevlileri Sendikacılığı ve Akademi İş Birliği Paneli’nin de gerçekleştirildiği ödül töreninde katılımcılara hitap etti. Konuşmasına Gazze’deki soykırım ve insanlık dramını ele alırsak başlayan Yalçın, “Gazze’de insanlık büyük bir sınav veriyor. Siyonist işgal güçleri çocuk, kadın, hasta, yaşlı ayırt etmeksizin toplu imha yöntemleri kullanıyor. Buradan bir kez daha Siyonist İsrail’i lanetliyor ve bu katliamlarda şehadete eren kardeşlerimize yüce rabbimden rahmet diliyorum” ifadelerini kullandı.  “Mücadelemizi bilimsel bir zemine oturtuyoruz”  Memur-Sen olarak kamu görevlilerinin hak ve menfaatlerini geliştirmek için yoğun bir gayret gösterdiklerini ifade eden Yalçın, “Kurucumuz şair, mütefekkir ve aksiyon adamı merhum Mehmet Akif İnan’dan tevarüs ettiğimiz medeniyet değerlerimize dayalı bilge sendikacılığı insanı ve emeği merkeze alan bir anlayışla sürdürmeye devam ediyoruz. Akademik sendikal anlayışımızın yansıması olarak mücadelemizi ilmi/bilimsel bir zemine oturtmaya, sorunlarla birlikte çözümleri de ortaya koymaya özen gösteriyoruz” dedi.  Yalçın, 2021 yılında ilki düzenlenen Memur-Sen Tez Ödüllerine akademinin ilgisinin artarak devam ettiğini belirterek, “Tez Ödülleriyle akademinin kamu görevlileri çalışma hayatı ve sendikacılığına ilgisini teşvik ediyoruz. Bununla birlikte yeni iş birliği yollarının da arayışı içindeyiz. Bu bağlamda ödül törenimiz vesilesiyle düzenlediğimiz panelimizde bu arayışımızı masaya yatıracağız. Saha bilgisi ve deneyim ile kuramsal bilgi ve araştırmaların buluşması, inanıyorum ki, bu ülkenin sorun çözme kapasitesini de artıracaktır” ifadelerini kullandı.  Ödül töreninde konuşan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanvekili Prof. Dr. Metin Topçuoğlu, Kamu Görevlileri Sendikacılığı ve Akademi İş Birliği Paneli’nin verimli sonuçlar doğurmasını ve hayırlara vesile olmasını diledi. Açılış konuşmalarının ardından panel düzenine geçildi.  Kamu Görevlileri Sendikacılığı ve Akademi İş Birliği başlığıyla gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdinç Yazıcı yaparken, panelistler ise; Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Prof. Dr. Ali Cengiz Köseoğlu ile Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan oldu.  Panelin ardından 9 ayrı kategorideki Memur-Sen Tez Ödüllerini kazananlar sırasıyla sahneye çağrılarak ödülleri takdim edildi.  Doktora dalında birincilik ödülünün sahibi “Sosyal Ağlar ve Örgütsel Güç Mesafesi: Öğretim Elemanları Üzerine Bir Karma Yöntem Araştırması” başlıklı tezle Aydın Adnan Menderes Üniversitesi öğrencisi Dr. Yasemin Yeşilbaş Özenç; ikincilik ödülünün sahibi “Sınıf Öğretmenlerinin Örgütsel Adalet Algıları ile İşten Ayrılma Niyeti Algıları Arasındaki İlişki: Öznel İyi Oluşun Arabuluculuk Rolü” başlıklı tezle Bolu İzzet Baysal Üniversitesi öğrencisi Dr. Ahmet Kılıç, üçüncülük ödülünün sahibi “Kamu Politikalarına Davranışsal Yaklaşım: Davranışsal Kamu Politikası Özelinde Bir Uygulama” başlıklı tezle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencisi Dr. Avni Akın Ürünal, Mehmet Akif İnan Özel Ödülü’nün sahibi ise “Hastanelerde Yüksek Performanslı İş Sistemlerinin Hasta ve Çalışan Güvenliğine Etkisi” başlıklı tezle Marmara Üniversitesi öğrencisi Dr. Aysun Danayiyen oldu. Yüksek lisans dalında ise ikincilik ödülünün sahibi; “İstihdam Edilebilirlikte Soft Becerilerin Önemi: Antalya Örneği” başlıklı tezle Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Büşra Yılmaz, üçüncülük ödülünün sahibi “Öğretmenlerin Psikolojik Sermaye, Örgütsel Sessizlik ve Örgütsel Yabancılaşma Düzeylerinin Belirlenmesi (Sandıklı İlçesi Örneklemi)” başlıklı teziyle Afyon Kocatepe Üniversitesi öğrencisi Uğur Çetinkaya, Mehmet Akif İnan Özel Ödülü’nün sahibi ise “Acil Servis ve Yoğun Bakım Hemşirelerinin Çalışma Ortamlarının Hasta Güvenliği Tutumuna Etkisi” başlıklı teziyle Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğrencisi Emre Dokgöz oldu.  Yüksek lisans dalında Memur-Sen Takdir Ödülleri’ne ise; “Sosyal Denge Sözleşmesinin Sendika Üyesi Belediye Çalışanı Kamu Görevlileri Üzerindeki Etkisi: Pursaklar Belediyesi Örneği” başlıklı tezle Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğrencisi ve Memur-Sen Toplu Sözleşme Koordinatörü Raşit Eğin ile “Örgütsel Demokrasi ile Örgütsel Bağlılık Arasındaki İlişkide Etik Liderliğin Düzenleyici Etkisi” başlıklı tezle Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi öğrencisi Zekeriya Yazıcı layık görüldü.

"İsrail’in askeri operasyonları koşulsuz bir şekilde durdurulmalıdır" Haber

"İsrail’in askeri operasyonları koşulsuz bir şekilde durdurulmalıdır"

Türk-İş Başkanlar Kurulu 24’üncü çalışma dönemi 16’ıncı toplantısı, Türk-İş Genel Merkezi'nde gerçekleştirildi. Toplantıda gündemdeki konuların yanı sıra Gazze’de sivil ölümleri değerlendirildi. Toplantının ardından 12 maddelik bir bildiri yayımlandı. 7 Ekim tarihinde başlayan olayların Türk-İş Başkanlar Kurulu tarafından kaygıyla izlendiği belirtilen bildiride, Gazze'de çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 4 bine yakın insanın yaşamını yitirdiği belirtildi. Bildiride şu ifadelere yer verildi:  “İstanbul’un on dörtte biri kadar bir alana sahip Gazze Şeridi’nde yaklaşık 2,5 milyon kişi ağır bir insani krizle başa çıkmaya çalışmaktadır. Su, elektriğin kesilip, gıda ve temel ihtiyaç maddelerinin Gazze Şeridi’ne girişinin İsrail tarafından engellenmesi, insani krizin boyutlarını derinleştirmektedir. Okullar, ibadethaneler ve hatta hastanelerin dahi İsrail Savunma Güçleri tarafından hedef haline getirilmesi, savaş kurallarının ihlali anlamına gelmektedir.”  “Bu vahşi eylem, aynı coğrafyada yaşayan insanlar arasında derin ve uzun vadeli toplumsal ayrışmaları beraberinde getiriyor”  İsrail’in Gazze’de bir hastaneye saldırmasına da tepki gösterilen bildiride, “Türk-İş Başkanlar Kurulu, 17 Ekim 2023 Çarşamba gecesi gerçekleştirilen Gazze'deki hastane saldırısını en güçlü şekilde kınamaktadır. Tüm insani değerlerin ötesine geçen bu vahşi eylem, aynı coğrafyada yaşayan insanlar arasında derin ve uzun vadeli toplumsal ayrışmaları beraberinde getirme riski barındırmaktadır. Harp zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin dahi birçok maddesini ihlal anlamına gelecek şekilde sürdürülen İsrail’in askeri operasyonları koşulsuz bir şekilde durdurulmalıdır. BM’nin uluslararası garantörlüğünde iki devletli çözümün bir an önce yaşama geçirilmesi amacıyla gerekli adımlar atılmalıdır” ifadelerine yer verildi.  “Yaşanan tüm gelişmeler, bölgede yaşayan emekçiler ve aileleri üzerinde iyileştirilemez yaralar açmıştır”  Ortadoğu’nun en uzun soluklu meselesi olduğuna dikkat çekilen Filistin-İsrail meselesinin diplomatik yollarla çözülmesi gerektiği vurgulanan bildiride, bölgedeki kalıcı barış ve huzurun tesisinin sağlanması gerektiğine dikkat çekildi. Bildiride, “Son iki haftada yaşanan tüm gelişmeler, din, dil, ırk, millet ayrımı olmaksızın, en fazla bölgede yaşayan emekçiler ve aileleri üzerinde iyileştirilemez yaralar açmıştır. Her iç savaş, bölgesel çatışma veya savaşta olduğu gibi son iki haftada yaşanan gelişmeler de yine en fazla yaşamını emeğiyle geçinenleri etkilemiştir. Yaşanan zulümden en çok zarar görenler emekçiler ve aileleridir. Ortadoğu'da kalıcı barış ve huzurun sağlanması için tüm tarafların birbirlerine karşı önyargılarını bir kenara bırakarak derhal harekete geçmesi gerekmektedir” denildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.