SON DAKİKA
Hava Durumu

#Obezite

YENİŞEHİR YÖREM - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kanserden korkma geç kalmaktan kork Haber

Kanserden korkma geç kalmaktan kork

Mide ve kalın bağırsak kanserlerinin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirten Dr. Mahmut Öztürk, bu hastalıklarda tedavi sürecinin başarısının tamamen teşhis zamanlamasına bağlı olduğunu ifade etti. Öztürk, "Mide ve kalın bağırsak kanserlerinde erken teşhis konulduğu takdirde, cerrahi müdahale ile yüzde 100 iyileşme sağlamak mümkündür. 45 yaş üzerinde olup geçmeyen ağrı, aşırı kilo kaybı, kan kusma veya rektal kanama gibi ‘alarm semptomları’ gösteren kişilerin mutlaka gastroskopik ve kolonoskopik tetkik yaptırması gerekir" dedi. Karaciğer yetmezliği olarak tanımlanan siroz hastalığında da benzer bir durumun söz konusu olduğunu kaydeden BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öztürk, şu bilgileri paylaştı: "Sirozun çok ileri dönemdeki kesin tedavisi karaciğer naklidir. Ancak erken dönemde sebebe yönelik tedavi ile hem hastalığın ilerlemesini önleyebilir hem de hastanın durumunda iyileşme sağlanabilir. Alkol kullanımı, hepatit B ve C ile yağlı karaciğer siroza yol açan en temel faktörlerdir. Bu etkenlerden uzak durmak ve koruyucu tedbirleri almak hayati önem taşır." Günümüzde obezite ve şeker hastalığına bağlı olarak artış gösteren karaciğer yağlanması hakkında da konuşan Uzm. Dr. Öztürk, hastalığın çoğu zaman sinsi ilerlediğini belirtti. Halsizlik ve karnın sağ üst kısmında beliren ağrıların belirti olabileceğini söyleyen Öztürk, "Karaciğer yağlanmasının ispatlanmış kesin bir ilaç tedavisi yoktur. En etkili tedavi yöntemi kararlı bir şekilde uygulanan diyet ve düzenli egzersizdir" açıklamasında bulundu. Ülser gibi mide rahatsızlıklarında ise endoskopinin önemine değinen Dr. Öztürk, sağlığın her şeyin başında geldiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamladı; "Hastalıkların tedavisindeki en kritik faktör zamanlamadır. Unutmayın; erken dönemde tedavi, hastalığın ilerlemesini önler. Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız."

Bursa'da 18. Uluslararası Osmangazi Tarihi Kent Koşusu gerçekleştirildi Haber

Bursa'da 18. Uluslararası Osmangazi Tarihi Kent Koşusu gerçekleştirildi

Osmangazi Belediyesi tarafından organize edilen koşu, Tophane Saltanat Kapısı'ndan verilen startla başladı. Yaklaşık bin 500 sporcunun katıldığı etkinlikte yarışmacılar, Bursa'nın tarihi sokaklarında koşarak Pınarbaşı Meydanı'nda finiş yaptı. Koşu öncesinde açıklamalarda bulunan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, organizasyonun geleneksel hale geldiğini belirterek, "Kent koşumuzun 18'incisini tamamladık. 700. yıl anma etkinliklerinin de 21'incisini bugün gerçekleştirdik. Bin 500'e yakın sporcumuza, 3 yaşındaki koşucudan 80 yaşındaki katılımcıya kadar herkese teşekkür ediyoruz. Sağlıklı yaşam açısından bu tür etkinlikler çok değerli" dedi. Aydın, obezite ve kötü beslenmeye dikkat çekerek, "Gençleri dijital bağımlılıktan uzaklaştırmak için spor çok önemli" ifadelerini kullandı. Koşuya katılan Şükrü Deviren ile birlikte parkuru tamamladıklarını belirten Aydın, sözlerini esprili bir dille sürdürdü. Bursaspor vurgusu: "Şampiyonluğu ilan edebiliriz" Başkan Aydın, günün devamında oynanacak Bursaspor karşılaşmasına da değinerek, "Eskişehir'e gidiyoruz. İnşallah rakipler puan kaybederse bugün şampiyonluğu ilan edeceğiz. 30 bin kişi Eskişehir'e gidiyor. Orada şampiyonluk havasıyla galibiyet alıp akşam kutlama yapmayı umut ediyoruz" diye konuştu. Dereceye girenler belli oldu Kadınlar kategorisinde Ülfet Mutlu Gökova birinci olurken, Rahime Çotuk ikinci, Asya Gökova ise üçüncü oldu. Erkeklerde Berk Öztürk birinci, Muhammed Bilal Osman ikinci, Sefa Özdemir üçüncü sırada yer aldı. Özel sporcular kategorisinde ise Hakan Kurtul birinci oldu. Berk Öztürk: "Atmosfer çok güzeldi" Erkekler kategorisi birincisi Berk Öztürk, yarış sonrası yaptığı açıklamada, "Bandırma'dan katılıyorum. Parkur güzeldi, hava güzel, atmosfer çok iyiydi. Osmangazi Belediyesi'ne teşekkür ediyorum. Katılan tüm sporcuları tebrik ediyorum" dedi. Ülfet Mutlu Gökova: "Geçen yıl ikinciydim, bu yıl birinci oldum" Kadınlar birincisi Ülfet Mutlu Gökova ise mutluluğunu şu sözlerle dile getirdi: "Milli sporcuyum, beden eğitimi öğretmeniyim. Daha önce de katıldım, geçen yıl ikinci olmuştum. Bu yıl daha çok çalıştım ve birinci oldum. Kızım da üçüncü oldu, çok mutluyum. Organizasyon çok güzel, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Çalışınca oluyor" ifadelerini kullandı. Yarış sonunda düzenlenen törende dereceye giren sporculara kupaları verilirken, Bursa'nın fethinin 700. yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen koşu, hafta sonunun en dikkat çeken organizasyonlarından biri oldu.

Karacabey Belediyesi'nden öğrencilere sağlıklı beslenme eğitimi Haber

Karacabey Belediyesi'nden öğrencilere sağlıklı beslenme eğitimi

Karacabey Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü bünyesinde görev yapan Diyetisyen Özge Gündoğan, verdiği seminerde gençlere sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda kazanılmasının önemini anlattı. Seminerde öğrenciler; obezitenin sağlık üzerindeki etkileri, diyabet riskleri ve ergenlik döneminde dengeli beslenmenin önemi hakkında bilgilendirildi. Gündoğan, doğru beslenme alışkanlıklarının hem fiziksel hem de zihinsel gelişim için büyük önem taşıdığını vurguladı. Okullarda eğitimler sürüyor "Sağlıklı Beslenme Yolculuğum" projesi kapsamında ilkokuldan liseye kadar birçok öğrenciye yönelik eğitimler devam ediyor. Diyetisyen Özge Gündoğan tarafından verilen eğitimlerde; sağlıklı tabak modeli, beslenme çantası hazırlama, gıda okuryazarlığı, obezite ve önlenebilir hastalıklar ve gıda zehirlenmelerinden korunma gibi pek çok konuda öğrencilere kapsamlı bilgiler veriliyor. Ücretsiz diyet danışmanlığı hizmeti Öte yandan Karacabey Belediyesi, vatandaşlara yönelik ücretsiz beslenme ve diyet danışmanlığı hizmetine de devam ediyor. Belediye hizmet masaları aracılığıyla yapılan başvurular doğrultusunda oluşturulan randevular kapsamında danışanlara kişiye özel beslenme programları hazırlanıyor. Süreç, düzenli kontrol seanslarıyla yakından takip edilerek sürdürülebilir sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırılması hedefleniyor. Karabatı: "Sağlıklı nesiller geleceğimizin teminatı" Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, gençlerin sağlıklı bir geleceğe sahip olabilmesi için bu tür eğitimlerin büyük önem taşıdığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Gençlerimizin sağlıklı bireyler olarak yetişmesi, hem toplum sağlığı hem de geleceğimiz açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle özellikle okul çağındaki çocuklarımızda doğru ve dengeli beslenme alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasını çok önemsiyoruz. 4 Mart Dünya Obezite Günü vesilesiyle düzenlenen bu eğitimler sayesinde öğrencilerimizin obezite, diyabet ve sağlıklı yaşam konularında bilinçlenmesini hedefliyoruz. Karacabey Belediyesi olarak yalnızca altyapı ve sosyal hizmetlerde değil, toplum sağlığını ilgilendiren konularda da aktif çalışmalar yürütüyoruz. Diyetisyenimiz tarafından verilen eğitimlerle çocuklarımızın ve gençlerimizin doğru beslenme konusunda farkındalık kazanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda vatandaşlarımıza sunduğumuz ücretsiz beslenme ve diyet danışmanlığı hizmetiyle de sağlıklı yaşam konusunda destek olmaya devam ediyoruz. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin daha bilinçli, sağlıklı ve güçlü bireyler olarak yetişmesi için eğitim ve farkındalık çalışmalarımızı önümüzdeki süreçte de kararlılıkla sürdüreceğiz."

Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu Haber

Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu

Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği "Sağlık Buluşmaları"nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, "Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti. Doktora başvurmak çok önemli Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, "Yol yakınken, klinik tespitler ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli" dedi. Her el titremesi parkinson değildir Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, "Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur" diye konuştu. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: "Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir." Vatandaşların merak ettiklerini sormasının ardından program sona erdi.

Her 8 kişiden biri şeker hastası Haber

Her 8 kişiden biri şeker hastası

Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa'da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye'nin Avrupa'da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1'i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa'dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."

Geçici felç hafife alınmamalı Haber

Geçici felç hafife alınmamalı

Her felç yatalak bırakmadığını ancak her inme acil müdahale gerektirdiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er uyarıyor, "İnme hâlâ dünyada en sık görülen ölüm ve sakatlık sebeplerinden biri olduğunu vurguladı. Toplumda 'felç' denilince akla genellikle yatalak kalmanın geldiğini, ancak bu algının doğru değildir. Felç, beyni besleyen damarların tıkanması sonucu o bölgedeki beyin hücrelerinin işlevini yitirmesiyle ortaya çıkar. Tıkanan damarın beynin hangi bölgesini beslediğine göre belirtiler değişir. Kol veya bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu, görme kaybı ya da yüzde asimetri en sık görülen belirtilerdir. Ancak her felç kalıcı değildir" dedi. Dr. Büşra Er, "Bazı hastalarda felç belirtileri 24 saatten kısa sürede tamamen düzelebilir. Bu durum, halk arasında ‘geçici felç’ olarak bilinir. Ancak bu geçici ataklar asla hafife alınmamalıdır. Çünkü bu kişilerde önlem alınmazsa ilerleyen dönemde kalıcı felç gelişme riski oldukça yüksektir. İnme önlenebilir bir hastalıktır. Risk faktörlerine karşı hayat tarzı değişikliğinin önemi vardır. Yüksek tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, obezite, yüksek kolesterol, hareketsiz yaşam ve yetersiz uyku inme riskini artıran en önemli faktörlerdir. Düzenli egzersiz yapmak, Akdeniz tipi beslenmek, yeterli uyku ve stres yönetimi beyin damar sağlığını korur diye konuştu. Dr. Er, beyin kanaması ile beyin felcinin sıklıkla karıştırıldığını da sözlerin ekleyerek şöyle konuştu; "Beyin kanaması, genellikle yüksek tansiyona bağlı damar yırtılması sonucu gelişirken, inme damar tıkanıklığı nedeniyle beyin dokusunun beslenememesi sonucu oluşur. Ancak bazı durumlarda inme sonrası da kanama meydana gelebilir. Özellikle ilk 4,5 saat içinde hastaneye başvuran hastalarda damar açıcı tedaviyle ciddi iyileşmeler sağlanabilir. Erken teşhisin inme tedavisinde en kritik aşamadır. Yüzde kayma, konuşma bozukluğu, kol veya bacakta ani güçsüzlük gibi belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden 112’yi aramak gerekir. İnme, zamanla yarışılan bir hastalıktır; her geçen dakika milyonlarca beyin hücresi kaybedilmektedir. Erken müdahale, hem yaşamı hem de yaşam kalitesini kurtarır."

Erken teşhisle meme kanserini atlatmak mümkün Haber

Erken teşhisle meme kanserini atlatmak mümkün

Hastalığın erken evrede yakalanmasında en önemli faktörün riskli grupların belirlenmesi olduğunu vurgulayan VM Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Aytaç Sayın, "Risk gruplarındaki kişilerin düzenli kontrol ve dikkatli takibi, hem erken tanı hem de önleyici yaklaşımlar açısından büyük avantaj sağlar. Ayrıca bu risk faktörlerine maruziyeti azaltmak da koruyucu hekimlikte önemli bir adımdır" ifadelerini kullandı. "Hormonlar meme kanseri gelişiminde önemli rol oynar" Memenin hormon duyarlı bir organ olduğunu belirten Op. Dr. Sayın, "Östrojen hormonu meme hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını sağlar. Bu durum aynı zamanda hatalı hücre bölünmelerine ve tümör hücrelerinin oluşmasına da neden olabilir. Kadınlarda östrojen ve androjen maruziyetine bağlı olarak meme dokusunda değişiklikler görülebilir" dedi. "Aile öyküsü ve genetik yatkınlık riski artırıyor" Genetik faktörlerin meme kanserinde önemli rol oynadığını söyleyen Op. Dr. Sayın, "Birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş gibi) meme kanseri bulunan kadınlarda hastalık riski, normal topluma göre 2 kat fazladır. Ayrıca daha önce meme kanseri geçiren kadınlarda, diğer memede yeniden kanser gelişme ihtimali toplum ortalamasına göre 5 kat daha yüksektir" açıklamasında bulundu. "Menopoz yaşı, adet düzeni ve doğum yaşı önemli" Kadınların adet gördüğü süre boyunca östrojen hormonuna maruz kaldığını dile getiren Dr. Sayın, "Erken yaşta adet görmek veya geç menopoza girmek, kadının östrojen maruziyet süresini uzatır ve bu da meme kanseri riskini artırır. 12 yaşından önce adet görmeye başlayan kadınlarda meme kanseri riski, geç yaşta adet görmeye başlayanlara göre 1.7 ila 3.4 kat daha fazladır" dedi. "Doğum kontrol hapı, alkol ve obezite risk faktörleri arasında" Doğum kontrol haplarının uzun süreli kullanımının meme kanseri riskini hafif düzeyde artırabileceğini belirten Op. Dr. Aytaç Sayın, "Hap bırakıldıktan yaklaşık 10 yıl sonra bu risk normale döner. Ayrıca menopoz sonrası dönemde aşırı kilo, vücutta östrojen üretimini artırarak meme kanseri gelişimini kolaylaştırabilir" dedi. "Düzenli kontrol, farkındalık ve erken tanı hayat kurtarır" Tüm bu risk faktörleri ışığında kadınların düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Sayın, "Özellikle aile öyküsü bulunan, östrojene uzun süre maruz kalan kadınlarda dikkatli takip çok önemlidir. Kendi vücudunu tanımak, düzenli hekim muayenesi yaptırmak ve mamografi taramalarını aksatmamak meme kanserinde erken tanının temelini oluşturur. Erken tanı, yaşam kurtarır" dedi.

Obezite cerrahisinde yeni dönem Haber

Obezite cerrahisinde yeni dönem

Obezitenin Türkiye’de giderek artan bir sağlık sorunu haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Durak, "Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre Türkiye’de her üç kişiden biri obez. Diyet ve egzersizle başarılı olamayan hastalar için en etkili ve kalıcı tedavi yöntemi ise obezite cerrahisidir" dedi. Modern cerrahi yaklaşımların daha az kesiyle yapılan, yani minimal invaziv yöntemlere yöneldiğini belirten Doç. Dr. Durak, bu alandaki en son yeniliğin ‘tek trokar obezite cerrahisi’ olduğunu ifade etti. "Geleneksel tüp mide ameliyatı genellikle 4-5 küçük kesi ile yapılırken, bu yeni yöntemde yalnızca göbek deliğinden yapılan tek bir kesi ile operasyon gerçekleştiriliyor. Cerrahi prosedür klasik tüp mide ameliyatıyla aynı; yalnızca kesi sayısı farklı" dedi. Tek trokar yöntemiyle yapılan ameliyatların enfeksiyon riskini azalttığını, hastalarda ağrıyı minimuma indirdiğini ve kozmetik olarak daha iyi sonuçlar verdiğini söyleyen Doç. Dr. Durak, "Bu yöntem sayesinde hastalarımız neredeyse hiç ağrı hissetmiyor ve çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına ve işlerine dönebiliyor" şeklinde konuştu. Yöntemin her hastaya uygun olmadığını da belirten Doruk Yıldırım Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Doğukan Durak, uygunluk kriterlerini şöyle sıraladı; "Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olup ek hastalığı olanlar ya da vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olanlar bu cerrahi için adaydır. Ayrıca göğüs kafesi ile göbek deliği arasındaki mesafenin kısa olması ve karaciğerin küçük olması da operasyonu teknik olarak kolaylaştıran etkenlerdir." Doç. Dr. Durak, tek trokar yönteminin özellikle kozmetik sonuçlarıyla öne çıktığını belirterek, "Obezite cerrahisinde son yıllarda artan bir şekilde tercih edilen bu yöntem, hastaların hem sağlığına daha hızlı kavuşmasını hem de sosyal yaşantılarına çabuk adapte olmasını sağlıyor" dedi.

Az paraya çok iş, kalp krizi riskini artırıyor Haber

Az paraya çok iş, kalp krizi riskini artırıyor

Çalışma hayatının kalp sağlığı üzerindeki etkilerini ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Beytullah Çakal,” Yoğun iş temposu, baskılar, sürekli değişen şartlar ve işle ilgili sorumluluklar, stresi artırabilir. Kronik stres, kan basıncını yükseltir, kalp atış hızını artırır ve kalp-damar sistemine zarar verir. İş stresi ayrıca damarlarda plak oluşumuyla damarları daraltarak tansiyonu yükseltir” dedi.  Obezite kadar krizi tetikliyor  Yorucu olan ancak düşük gelir düzeyine sahip mesleklerin erkeklerde kalp hastalığı riskini iki kat arttırdığını aktaran Doç. Dr. Beytullah Çakal, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yaptığı bir çalışmayı aktardı:  Kalp hastalığı olmayan, yaş ortalaması 45 olan yaklaşık 6500 beyaz yakalı işçi 2000'den 2018'e kadar takip edildi. Ankete katılanların 3118 erkek, 3347 ise kadından oluşuyordu. İşçilerin sağlık ve işyeri anketi bilgileri incelenerek iş gerginliğini ve çaba-ödül dengesizliği ölçüldü. İş sıkıntısı ya da çaba-ödül dengesizliği yaşadığını bildiren erkeklerin, bu sorunları olmayanlara kıyasla kalp hastalığı riskinde yüzde 49 oranında artış olduğu görüldü. Hem stresli işleri olduğunu hem de ödül eksikliğini yani yaptığı işin karşılığını alamadığını bildiren erkeklerin, stres altında fazla kalmadığını bildirene erkeklere kıyasla iki kat daha fazla kalp hastalığı riski altında olduğu görüldü. Bu sonuçlar bize iş stresinin obezite kadar kalp damar hastalığı riskini arttırabildiğini gösterdi.  İşverenler iş şartlarını geliştirmeli  Uzun çalışma saatleri, fiziksel aktivitenin azalması, sağlıksız beslenme, sigara ve alkol tüketiminin yanı sıra sosyal izolasyonun da kalp sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Çakal, “Kalp sağlığını korumak için, düzenli olarak egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak veya etkili bir şekilde başa çıkmak, yeterli uyku almak ve sosyal ilişkileri sürdürmek önemlidir. İş hayatındaki dengeli bir yaklaşım, genel sağlığı olumlu bir şekilde etkileyebilir ve kalp sağlığını korumaya yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı.  İş-yaşam dengesinin işverenler tarafından teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Çakal, “İşverenler, iş-yaşam dengesini geliştirmek için esnek çalışma programları, uzaktan çalışma seçenekleri ve ücretli izinler sunmalılar” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.