SON DAKİKA
Hava Durumu

#Haberler

YENİŞEHİR YÖREM - Haberler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Haberler haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eşi barışmayı reddedince bıçaklayarak öldürmüştü... Haber

Eşi barışmayı reddedince bıçaklayarak öldürmüştü...

Kağıthane’de boşanma aşamasında olduğu eşini barışma teklifini reddetmesi üzerine bıçaklayarak öldüren sanık ‘kadına ve eşe karşı kasten öldürme’ suçundan oy çokluğuyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmanın ardından vefat eden Sultan Barut’un annesi, ‘’Hiç yoktan kızımın kanı yerde kalmadı, adalet yerini buldu’’ dedi.   Kağıthane’de 14 Ocak 2023’de boşanma aşamasında olduğu eşi Sultan Barut’u (27) barışma teklifini reddetmesi üzerine yanında getirdiği bıçakla öldürdüğü iddia edilen şüpheli Şener Barut (28)’un yargılandığı dava karara bağlandı. İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Şener Barut ile taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmaya vefat eden Sultan Barut’un annesi, babası ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı da katıldı. Duruşmada müşteki anne ile baba, şikayetlerinin devam ettiğini söyleyerek sanık Şener Barut’un cezalandırılmasını talep etti.   ‘’Korktuğum için kaçtım çünkü dışarıda kadına vursan darp ediyorlar’’  Bu olaylar olduğu için çok üzgün ve pişman olduğunu söyleyen sanık Barut savunmasında, ‘’Bu olayın olması çocukları elimden tamamen kaybetmeme sebep oldu. Benim Zonguldak’tan gelme amacım tamamen çocuklarımı almaktı ve çocuklarımın da annesiz büyümemesi için, eşimin de kötü yola düşmemesi için çaba sarf etmekti. Kendimi kaybetmiştim, bir anlık öfkeydi. Olay yerinden tepki görmemek için, korktuğum için kaçtım çünkü dışarıda kadına vursan darp ediyorlar. Korktum ve karakola sığındım. Eşimle defalarca barışmak istedim, ondan başka kimsem yoktu. Beni sevdiğini biliyordum, bana zarar gelmesini istemiyordu. Bıçağı da bu yüzden aldım, amacım ‘ben sensiz yaşayamam’ diyerek onu korkutmak ve kendime batırmaktı. Tartışma çıkınca, anneme ve ölmüşlerime küfür edince bir anlık öfkeye kapıldım. Pişmanım’’ şeklinde konuştu.  ‘’Bu olayların buraya geleceğini bilseydim İstanbul’a adım atmazdım’’  Daha sonra son sözü sorulan sanık, ‘’Pişmanlığımı belirtmek isterim, bu olayların gerçekten buraya gelmesini hiç istemezdim. Çocuklarımı, eşimi kazanmak amacıyla çalışıyordum. Bu olayların buraya geleceğini bilseydim İstanbul’a adım atmazdım’’ dedi.  Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı  Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Şener Barut’u ‘kadına ve eşe karşı kasten öldürme’ suçundan oy çokluğuyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı ve tutukluluk halinin devamına karar verdi.  Mahkeme başkanı karşı oy kullandı  Ayrıca mahkeme başkanı, sanığın olaydan önce yaptığı internet yayınını ve yayınla bağlantılı olarak bir süre geçtikten sonra marketten bıçak satın almasını ve eyleme gitmesini bir bütün olarak değerlendirerek sanık hakkında ‘tasarlama’ suçunun da uygulanması gerektiğini düşündüğünü belirterek verilen karara karşı oy kullandı.  ‘’Hiç yoktan kızımın kanı yerde kalmadı, adalet yerini buldu’’  Duruşmanın ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı meydanında açıklama yapan ölen Sultan Barut’un annesi Neriman Ovaç, ‘’Adalet yerini buldu. Bu şahıs içeride yatsın, benim için çok güzel oldu. Hiç yoktan kızımın kanı yerde kalmadı, adalet yerini buldu’’ ifadelerini kullandı. 

Yargıtay’dan AYM açıklaması Haber

Yargıtay’dan AYM açıklaması

Yargıtay Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Kamuoyunun gündemini meşgul eden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin Şerafettin Can Atalay hakkındaki kararları ile ilgili olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur. Bilindiği üzere, Anayasamızın 146, 154 ve 155’inci maddelerinde yüksek mahkemeler; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay olarak düzenlenmiş olup, birbirlerine üstünlük sıralaması öngörülmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında olduğu gibi kesinleşmiş tüm mahkeme kararları herkes için bağlayıcıdır” denildi. “Yargıtay’ın adli yargı alanında hukukun ülkede eşit şekilde uygulanmasını sağlama görevi bulunmaktadır.” Yargıtay’ın kuruluşundan ve görevlerinden bahsedilen açıklamada, “Yargıtay 6 Mart 1868 tarihinde kurulmuş, 155 yıllık köklü bir geçmişe sahip, adli yargının en üst temyiz mercii olup üyelerinin tamamı alanlarında uzman ve deneyimli yüksek hakimlerden oluşmaktadır. Anayasa’nın madde 154/1’e göre, ‘Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.’ Anayasa’nın 154’üncü ve Yargıtay Kanunu’nun 13’üncü maddesine göre, Yargıtay’ın adli yargı alanında hukukun ülkede eşit şekilde uygulanmasını sağlama görevi bulunmaktadır. Hukukun objektif, belirli ve öngörülebilir olması, eşitlik ve hukuki güvenliğin ve özellikle de adil yargılanma hakkının teminatıdır” ifadelerine yer verildi. “Anayasa Mahkemesi adli ve idari mahkemelerce verilen kararları bozan bir mahkeme olmadığı gibi istinaf ve temyiz mercii olarak davaları yeniden incelemeye yetkili bir makam da değildir.” Açıklamada, Anayasa Mahkemesi ve bireysel başvurular hakkında, “Anayasa’nın 148. maddesinde ise Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri tanımlanmış, bu görevler arasına 07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı Anayasa değişikliği ile ‘bireysel başvuru’ da eklenmiş, 2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için ‘olağan kanun yollarının tüketilmesi’ şarttır. Yine Anayasa’nın 148/5 hükmüne göre, ‘Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.’ şeklindeki hüküm ile bireysel başvurunun yargısal sınırı çizilmiştir. Bu haliyle bireysel başvuru; temel hak ve özgürlüklere yönelik hukuka aykırı müdahalelerin kanun yollarında giderilememesi halinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Olağan veya olağanüstü kanun yolu değildir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi adli ve idari mahkemelerce verilen kararları bozan bir mahkeme olmadığı gibi istinaf ve temyiz mercii olarak davaları yeniden incelemeye yetkili bir makam da değildir” ifadeleri kullanıldı. “Temel hak ve özgürlüklerin korunması, yalnızca Anayasa Mahkemesinin değil, tüm yargı organlarının görevidir” Açıklamada, Anayasa Mahkemesinin kararlarına ilişkin, “Buna karşın, Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvuru incelemelerinde zaman zaman anayasal ve yasal sınırları aşarak Yargıtay ve Danıştay uzman dairelerince geliştirilen yerleşik içtihatları ters yüz edecek, hukuk sistemini kaosa sürükleyecek şekilde kararlar alması, kesin hüküm etkisini tamamen devre dışı bırakılmasına neden olmaktadır. Diğer taraftan, bir kısım kamuoyunun gündemini meşgul eden davalar üzerinden uygulanan iletişim stratejisi ile mevcut anayasal düzen bir kenara bırakılarak Anayasa Mahkemesinin ‘süper temyiz mahkemesi’ olduğu şeklinde toplumsal bir algı oluşturulmuştur. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, yalnızca Anayasa Mahkemesinin değil, tüm yargı organlarının görevidir” denildi. “Bireysel başvuru, yargı sistemini zayıflatan sistemsel bir sorun haline gelmiştir” Açıklamada, bireysel başvurulara ilişkin olarak da, “Türk yargı sisteminin gerçekten mevcut olan yapısal sorunlarının çözümü için elverişli bir araç olması ümit edilen bireysel başvurunun, mecrasından çıkması, yargı sistemini zayıflatan sistemsel bir sorun haline gelmiştir. Bireysel başvuru sisteminin faaliyete geçmesinden itibaren yukarıda özetlenen sorunlar Anayasa Mahkemesi üyelerinin de bulunduğu bilimsel toplantılarda defaatle ifade edilmesine, Yargıtay Başkanı’nın adli yıl açılış konuşması ile yıl sonu basın değerlendirme toplantılarında ve Danıştay Başkanı tarafından Danıştayın kuruluş yıldönümü toplantısında gündeme getirilmesine karşın, Anayasa Mahkemesinin kararlarındaki anayasal ve yasal yetki aşımı olarak değerlendirilen benzer uygulamalar artarak devam etmiştir” ifadelerine yer verildi. “Anayasayı korumak amacıyla kurulan Anayasa Mahkemesi, anayasa koyucunun iradesini yok sayarak Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki atıf nedeniyle somut olaya uygulanması gereken 14’üncü maddesini işlevsiz bırakmıştır" Anayasa Mahkemesinin Can Atalay kararı hakkında ise, “Bizatihi Anayasayı korumak amacıyla kurulan Anayasa Mahkemesi, tartışmalara konu olan davada, anayasa koyucunun iradesini yok sayarak Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki atıf nedeniyle somut olaya uygulanması gereken 14’üncü maddesini işlevsiz bırakmıştır. Anayasal düzene uymayan bu bakış açısının etkisi ile bazı kararlarda yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay’ın derece mahkemesi olarak nitelendirilmesi, tartışmalara konu olan Şerafettin Can Atalay dosyasında olduğu gibi terör suçlarına bakan ve tamamen yargısal bir görev ifa eden Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ‘88. Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde kamu gücünü kullanan makamlar genel bir yükümlülüğe sahip olmasına karşın Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş; aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa'nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir.’ biçimindeki sözlerle anayasayı ihlal suçunu işlediği ithamında bulunularak hedef gösterilmesi gibi son derece vahim, kabul edilemez hukuki hatalar, bireysel başvuru kararlarının vazgeçilmez dili olmuştur” ifadeleri kullanıldı. Anayasa Mahkemesinin kararının ardından gelen tepkilerin üzüntüyle karşılandığı belirtilen açıklamada, “Yukarıda örneklenerek değinilen Anayasa Mahkemesinin uygulamalarının doğurduğu hukuki sonuçlar gözetilmeksizin, bir yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yargısal görev ve yetkisi kapsamında verdiği kararlara yönelik yüksek yargı kurumlarının saygınlığını zedeleyen ve eleştiri sınırlarını aşan haksız tepkiler üzüntüyle karşılanmaktadır. Hukuki güvenliğin, toplumsal barışın ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması bakımından Anayasa’dan aldığı yetkiyle Yargıtay, bireysel başvurunun mevcut haliyle uygulanmasının doğurduğu sorunların giderilmesi ve karşılaştırmalı hukukta kabul edilen standartlara göre geliştirilmesi konusunda ihtiyaç duyulan, anayasal ve yasal çalışmalarda gerekli desteği sağlamaya her zaman hazırdır” ifadelerine yer verildi.

Kentsel dönüşümde süreç hızlanıyor Haber

Kentsel dönüşümde süreç hızlanıyor

Kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifini değerlendiren Emlak Uzmanı Mustafa Hakan Özelmacıklı, “Kanun çerçevesinde öncelikli olarak yargı sürecinin hızlandırılması amaçlanıyor. Ayrıca artık yapı ruhsatı alınması da dahil olmak üzere tüm iş ve işlemler, hisseleri oranında maliklerin salt çoğunluğu ile aldığı karara istinaden yapılabilecek” dedi.   Kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Düzenlemenin kentsel dönüşüm sürecini hızlandıracağını belirten Altın Emlak Genel Müdürü Mustafa Hakan Özelmacıklı, “Kanun çerçevesinde öncelikli olarak yargı sürecinin hızlandırılması amaçlanıyor. Ayrıca artık yapı ruhsatı alınması da dahil olmak üzere tüm iş ve işlemler, hisseleri oranında maliklerin salt çoğunluğu ile aldığı karara istinaden yapılabilecek. Hak sahiplerine yapılacak tebligat, tahliye ve yıktırmaya ilişkin tutanağın yapıya asılması, maliklere e-Devlet Kapısı üzerinden bildirilmesi ve ilgili muhtarlıkta 15 gün süreyle ilan edilmesi suretiyle yapılabilecek. Tahliye ve yıktırmaya ilişkin işlem, muhtarlıkta yapılan ilanın son günü ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ edilmiş sayılacak. Riskli yapı tespiti Kentsel Dönüşüm Başkanlığı veya idarece resen yapılabilecek. Riskli yapıların yıktırılması için maliklere tek seferde 90 günden fazla olmamak üzere süre verilecek” dedi.  “Rezerv yapı alanları yeniden tanımlanıyor”  Kanun'daki ‘rezerv yapı alanı’ tanımında da değişikliğe gidildiğini belirten Özelmacıklı, “Tanımda yer alan ‘yeni yerleşim alanı olarak’ ibaresi metinden çıkartılarak meskun alanların bu kapsama alınmasının önü açıldı. Kentsen Dönüşüm Başkanlığına dış finansman imkanlarından faydalanma imkanı sağlandı. Gene önemli bir düzenleme olarak hazine taşınmazlarının bu başkanlık tarafından kullanılmasını sağlamak üzere değişiklik yapıldı. İstanbul'da dönüşümü hızlandırmak için başlatılan ‘yarısı bizden’ kampanyasının uygulanabilmesi için hak sahiplerine yapım için mali yardım yapılabilmesine yönelik kanunda düzenleme de yapıldı” şeklinde konuştu.  Kolluk kuvveti marifetiyle tahliye  Kanun kapsamındaki yapıların tahliyesinin engellenmesi durumunda; mülki idare amiri tarafından verilecek yazılı izne istinaden yeterli kolluk kuvveti marifetiyle tahliyelerin ve yıkımların yapılabileceğini de aktaran Özelmacıklı, “Riskli yapıların yıktırılması konusunda Bakanlığa verilen görev ve yetkiler de bundan sonra Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca kullanılacak. Tahliyelerde kolluk kuvvetleri de kullanılabilecek. Riskli yapıların yıktırılması için maliklere tek seferde 90 günden fazla olmamak üzere süre verilecek. Başkanlık veya idare tarafından yapılan veya yaptırılan riskli yapı tespit, tahliye ve yıktırma masrafları, hisseleri oranında maliklerden tahsil edilecek. Yapılara verilen elektrik, su ve doğal gaz gibi hizmetlerin durdurulması konularında Bakanlığa verilen görev ve yetkiler Kentsel Dönüşüm Başkanlığınca da kullanılacak” diye konuştu.  Tebligat sürecis kolaylaştırılıyor  Kanun çerçevesinde tebligat sürelerinin de önemli ölçüde kısalacağını ifade eden Özelmacıklı, “Kanun kapsamındaki yapıların tahliyesine ve yıktırılmasına ilişkin olarak ayni ve şahsi hak sahiplerine yapılacak tebligat, tahliye ve yıktırmaya ilişkin tutanağın yapıya asılması, maliklere e-Devlet Kapısı üzerinden bildirilmesi ve ilgili muhtarlıkta 15 gün süreyle ilan edilmesi suretiyle yapılacak. Tahliye ve yıktırmaya ilişkin işlem, muhtarlıkta yapılan ilanın son günü ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ edilmiş sayılacak” ifadelerini kullandı. 

ENGELLİ FENOMEN, HAFIZ CESUR MELEK BURSA’DA... Haber

ENGELLİ FENOMEN, HAFIZ CESUR MELEK BURSA’DA...

“BİZE İMKAN VERİN, İMKANSIZI İSTEYİN” “ENGELİNİZİ SEVİN” Bursa - Osmangazi İlçe Müftülüğü Engelli Koordinatörü Nurdan Aygün ve Engelli Kadınlar Derneği başkanı Canan Ay Kanat, sosyal medyada "engelli hafız" olarak tanınan serebral palsi hastası Cesur Melek'in katıldığı bir söyleşi programı düzenledi. Osmangazi Müftülüğünün ev sahipliği yaptığı programa Osmangazi İlçe Müftüsü Mehmet Uzun Bursa Büyükşehir Belediyesi Engelliler Şube Müdürü Yasemin Şavşatlı,  Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Neşe Yangın katıldı. “BİZE İMKAN VERİN, İMKANSIZI İSTEYİN" İki ön lisans, iki lisans ve bir tezli yüksek lisans programını bitiren ve aynı zamanda da hafızlığını tamamlayan Cesur Melek başarı öyküsünü anlattığı söyleşide "Bize imkan verin, İmkansızı isteyin" diyerek engelli ve sağlıklılara önemli bir mesaj verdi. “ENGELİNİZİ SEVİN” Engelli olduğunun fark edilmemesi için 13 yaşına kadar okulunda ve evinde ayna bulundurulmadığını aktaran Melek engelli hayatı ve engelsiz hayatı bildiğini ifade etti. “Engelli bir hayat belki dünya için bir çok dezavantajı beraberinde getiriyor olabilir” diyen Cesur Melek; engelli bireylerin diğer insanların bir çoğundan daha çabuk olgunlaştığını ifade etti ve “derdinizin size katacağı manevi katkıları düşünün, engelinizi sevin” şeklinde engellilere çağrıda bulundu. “ENGELLİLERDEN ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR” Programın işaret dili tercümesini de yapan Osmangazi İlçe Müftülüğü Engelli Koordinatörü Nurdan Aygün engellilerin hayatlarına dokunmamız gerektiğini ve onlardan öğrenecek çok şeyin olduğunu ifade etti. Engelli insanlarla sağlıklı bireylerin bir araya geldiği bu tarz programların artarak devam edeceğini dile getiren Aygün engelli insanlar konusunda toplumumuzun daha çok bilinçlendirilmesi gerektiğini aktardı. HABER:KAAN KOÇAK

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.