SON DAKİKA
Hava Durumu

#Göğüs Hastalıkları

YENİŞEHİR YÖREM - Göğüs Hastalıkları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göğüs Hastalıkları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Nefes darlığı hastalığına dikkat Haber

Nefes darlığı hastalığına dikkat

Nefes darlığı, kişinin efor sırasında zorlanma veya daha fazla hava ihtiyacı duyması ile tanımlanır. Fiziksel etkinlikleri kısıtlayan nefes darlığı hayat kalitesini olumsuz olarak etkilediğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kaplan, "Tıp dilinde 'dispne' olarak tabir edilen nefes darlığı, nefes alamama ya da nefes daralması şeklinde ortaya çıkar. Kişi sanki tam nefes alamıyormuş gibi hisseder. Nefes darlığı akciğer ve kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Kişi nefes darlığını yürüme ya da merdiven çıkma gibi durumlarda zorlanma, hava alma isteği artması veya geçmişe göre daha fazla güç harcama, yeterince hava alamama şeklinde görülür. Nefes darlığı, daha ciddi hastalıklara sebep olabileceğini için mutlaka bir sağlık kuruluşuna, hekime görünülmesi önemlidir" dedi. Hava yollarının daralması sebebiyle nefes almada güçlük çekilmesine yol açan ve yaşam boyu süren ataklar ile hastanın yaşam kalitesini düşüren astım, dünyada 300 milyon insanı etkisi altına aldığını ifade eden Gülay Kaplan, "Astım ataklarını en aza indirebilmek için öncelikle bu hastalığı tetikleyen etmenlerden kurtulmak gerekir. Astımın en yaygın belirtilerinin başında ise nefes darlığı ve öksürük gelir. KOAH ise istatistiklere göre dünyada ölüme yol açan hastalıklar arasında 4. sırada yer alıyor. İlerleyici ve geri dönüşümü olmayan bu akciğer hastalığı önlenebilir ve tedavi edilir. Ancak KOAH'ın bu denli ciddi mortalite rakamlarına ulaşmasının başlıca sebebi sigaradır. Aynı zamanda hastalığın teşhisinde yaşanan gecikmeler de ölüm oranlarını artırmaktadır. İnsanlar nefes darlığı ya da öksürüğü ciddiye almadan yaşamlarına devam ederler. Ancak bir zaman sonra KOAH fazlasıyla ilerlemiş olur ve tedavi edilemez bir hal alır" diye konuştu. Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımlanan zatürre öncelikle bakteriler olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kaplan, "Zatürre ilk olarak öksürükle birlikte kendini gösterir. Diğer belirtileri ise kirli ve iltihaplı balgam, halsizlik, iştahsızlık, ateş, üşüme, titreme, bulantı, kusma, baş ağrısı, göğüs ağrısı ve nefes darlığıdır. Göğüs ağrısı ve nefes darlığının yaşandığı durumlarda akla öncelikle göğüs boşluğuna iltihabi bir sıvının biriktiği ihtimali gelir. Erken teşhis ve tedavi ile hasta eski sağlığına kavuşabilir. Kalp her attığında kasılıp gevşeyen ve vücuda kan pompalayan bir kastır. Kalp kası görev bakımından düz kaslar gibi çalışır ancak yapı olarak çizgili kaslara benzer. Yani isteğe bağlı kasılmaz. Kalp yetmezliği genellikle kalp krizi, kalp damar hastalıkları ya da yüksek tansiyon gibi hastalıklar yüzünden kalp kasının zarar görmesinden kaynaklanır. Kalp yetmezliğinin başlıca belirtisi ise nefes darlığıdır. Diğer belirtileri ise öksürük, iştahsızlık, yorgunluk, ödem, çarpıntı, kilo alımı ve geceleri sık idrara çıkmadır. Bunun gibi, hastalık derecesine varan şişmanlık olarak tanımlanan obezitenin belirtileri arasında ilk sırada nefes darlığı yer almaktadır" şeklinde konuştu.

Cerrahi işlem gerektirmeyen modern teşhis: 'EBUS' Haber

Cerrahi işlem gerektirmeyen modern teşhis: 'EBUS'

EBUS’un modern tıbbın sunduğu en gelişmiş tanı tekniklerinden biri olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burgazlıoğlu, "EBUS, bronkoskopi cihazının ucuna yerleştirilen özel ultrason probu sayesinde akciğerlerin iç yapısını ve çevresindeki lenf bezlerini detaylı şekilde görüntülememizi sağlar. Klasik bronkoskopi ile ulaşamadığımız derin bölgeleri bu yöntemle değerlendirebiliyor ve gerektiğinde biyopsi alarak kesin teşhise ulaşabiliyoruz. Böylece pek çok hastada cerrahi işleme gerek kalmadan teşhis koymak mümkün oluyor" dedi. Dr. Burgazlıoğlu, EBUS’un özellikle, akciğer kanseri şüphesi olan hastalarda teşhis ve evreleme esnasında kullandığını ifade ederek diğer teşhisleri ise şu şekilde sıraladı; "Görüntüleme yöntemlerinde lenf bezi büyümesi tespit edilen olgular. Sarkoidoz, tüberküloz gibi hastalıkların teşhisi, Nedeni bilinmeyen mediastinal (göğüs içi) kitlelerin değerlendirilmesi gibi işlemlerde kullanılmaktadır. İşlem, hastaya konfor sağlayacak şekilde sedasyon veya hafif anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Ağız yoluyla ilerletilen bronkoskop yardımıyla hedef bölge ultrason eşliğinde görüntüleniyor ve ince bir iğne ile doku örneği alınıyor. Ortalama 30-45 dakika süren işlem sonrası hastalar birkaç saat dinlendirilip aynı gün taburcu olabiliyor." EBUS’un en önemli avantajının cerrahi girişim gerektirmemesi olduğunu vurgulayan Dr. Burgazlıoğlu, "Radyasyon içermediği için güvenli bir yöntemdir. Teşhis başarısı oldukça yüksektir ve komplikasyon oranı son derece düşüktür. Hastalarımızın büyük bir kısmı işlem sonrası günlük hayatlarına hızla dönebilmektedir. EBUS sonrası iyileşme sürecinin oldukça rahat geçirilmektedir. Boğazda hafif ağrı veya ses kısıklığı olabilir. Ancak kısa sürede kendiliğinden geçer. Hastalar genellikle ertesi gün normal yaşamlarına dönebilmektedir" diye konuştu. EBUS’un günümüzde göğüs hastalıkları alanında teşhis doğruluğunu artıran, hastalar için ise cerrahi müdahaleyi azaltarak konfor sağlayan önemli bir teknoloji olduğunu belirten Dr. Burgazloğlu, "Medicana Bursa Hastanesi’nde bu avancer yöntemi deneyimli ekibimizle güvenle uyguluyoruz. Amacımız, hastalarımıza en doğru tanıyı en konforlu şekilde sunmak" diyerek sözlerini tamamladı.

Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu Haber

Tematik Kahve Günleri’nde kanser araştırmaları konuşuldu

BUÜ Rektörlük A Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. N. Funda Coşkun, alanında uzman konuşmacılar ile akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler de katıldı. "Kanser tedavisi sosyal alanları kapsamalı" BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, kanser tedavisinin geçmişten bugüne tümörün çıkarılmasından genetik seviyeye inen spesifik tedavilere doğru evrildiğini belirterek, bu dönüşümün multidisipliner yaklaşımı zorunlu kıldığını ifade etti. Prof. Dr. Kırıştıoğlu, büyük bilimsel çabaya rağmen bazı kanser türlerinde başarı oranlarının hala düşük olduğunu, bu nedenle yaklaşımın cerrahi ve ilacın ötesinde; hastanın psiko-sosyal durumu, yaşam kalitesi, yapay zeka ve biyosistem mühendisliği gibi teknolojik ve sosyal alanları da içermesi gerektiğini vurguladı. Çevresel faktörler akciğer kanseri sıklığını artırıyor BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise kanser konusunun yıllar geçse de önemini koruduğunu ve çok etmenli yapısı nedeniyle görülme sıklığının artmaya devam ettiğini söyledi. Özellikle kendi alanı olan göğüs hastalıkları ve akciğer kanserine değinen Prof. Dr. Coşkun, Bursa'nın sanayi ile iç içe olması, hava kirliliği ve tütün tüketiminin yüksek olması gibi çevresel etmenler nedeniyle bölgede akciğer kanseri prevalansının yüksek olduğunu aktardı. Dekan Coşkun, kanserle mücadelede koruyucu hekimlik, yenilikçi tanı aşamaları ve tedavi yolaklarına destek sağlamanın önemini vurgulayarak, bu alanda biyoloji, fizik, kimya, mühendislik gibi tüm disiplinlerin iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. "BUÜ, disiplinlerarası iş birliğini güçlendiriyor" AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca da etkinliklerin temel amacının, akademisyenler ve dış paydaşlar arasında yeni iş birliklerini ve geleceğe yönelik proje fikirlerini ortaya çıkarmak olduğunu vurguladı. Katılımcılardan geri dönüşleri takip ettiklerini ve memnuniyet düzeyinin oldukça yüksek olduğunu belirten Karaca, Bursa'nın bir sanayi şehri olmasının ve üniversitedeki geniş araştırma yelpazesinin kendilerine tema belirleme ve sanayicilerin ilgisini çekme konusunda avantaj sağladığını dile getirdi.

Uzm. Dr. Alkan: "Kadınlarda akciğer kanseri görülme oranı artıyor" Haber

Uzm. Dr. Alkan: "Kadınlarda akciğer kanseri görülme oranı artıyor"

VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, kadınlarda akciğer kanseri risk faktörleri ve korunma yolları hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kadınlarda sigara içiciliğinin ve pasif içiciliğin artmasıyla birlikte, akciğer kanseri görülme oranının da giderek yükseldiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Artık akciğer kanseri yalnızca erkeklerde değil, kadınlarda da en sık görülen kanser türlerinden biri haline gelmiştir. Kadınların sigara dumanındaki zararlı maddelere karşı daha duyarlı olması, hastalığın kadınlarda daha erken ve hızlı seyretmesine neden olmaktadır" diye konuştu. "Kadınların hava yolları daha hassas" Kadınların fizyolojik yapıları gereği sigaranın zararlı etkilerine karşı daha duyarlı olduklarını belirten Uzm. Dr. Alkan, "Kadınların hava yolları erkeklere göre daha dar olduğu için sigara dumanındaki toksik maddelere karşı çok daha hassastırlar. Ayrıca östrojen hormonunun yüksekliği, vücuttaki DNA onarım mekanizmasını yavaşlatır ve bu da sigaranın kansere yol açan etkilerini artırır" dedi. "Pasif içicilik de riski üç kat artırıyor" Sigara içmeyen kadınların da pasif içicilik yoluyla akciğer kanseri riski altında olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Alkan, "Evde veya iş yerinde sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini üç kata kadar artırabiliyor. Bu nedenle yalnızca sigara içenlerin değil, dumanın solunduğu ortamlarda bulunan herkesin kendini koruması gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı tedavi başarısını artırır" Akciğer kanserinin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, "Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı gibi belirtiler asla göz ardı edilmemelidir. Erken tanı sayesinde hastalık cerrahi veya diğer tedavi yöntemleriyle tamamen kontrol altına alınabilir. Erken evrede tespit edilen akciğer kanseri hastalarında tedavi başarısı çok yüksektir" dedi. "Sigarayı bırakmak en etkili korunma yoludur" Sigarayı bırakmanın ve dumanla teması kesmenin, akciğer kanseri riskini önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Kadınlarda sigarayı bıraktıktan sonra akciğerin iyileşme süreci daha hızlıdır. Pasif içicilikten korunmak, kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmamak ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak hayat kurtarır. Unutmayın, akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Erken farkındalık, yaşam kurtarır."

RSV’den aşı ile korunmak mümkün Haber

RSV’den aşı ile korunmak mümkün

Sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen solunum yolu enfeksiyonlarından biri olan RSV (Respiratuvar Sinsityal Virüs), özellikle bebekler, ileri yaş grupları ve kronik hastalığı bulunan bireyler için hayati riskler taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, RSV’ye karşı geliştirilen yeni nesil aşıların önemine dikkat çekerek, risk gruplarındaki bireylerin korunması gerektiğini vurguladı. "Rsv, sadece çocukların değil, yaşlıların da tehdidi" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burgazlıoğlu, RSV'nin yalnızca çocukluk çağı hastalığı gibi algılanmasının yanlış olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "RSV, her yaş grubunu etkileyebilir. Ancak en büyük risk, 65 yaş üzerindeki bireylerde, kronik kalp ve akciğer hastalıkları olanlarda ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde ortaya çıkıyor. Ayrıca, erken doğan bebeklerde ve ilk 2 yaş altındaki çocuklarda da ağır tablolara yol açabiliyor. RSV aşısı, özellikle belirli risk gruplarına öneriliyor. 65 yaş ve üzerindeki bireyler, kronik kalp veya akciğer hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, hamile kadınlar (özellikle 32-36. gebelik haftaları arasında)." "Hamile kadınlara uygulanan RSV aşısı, doğacak bebeği ilk altı ay boyunca RSV enfeksiyonlarına karşı koruma altına alabiliyor, diyen Dr. Burgazlıoğlu, aşının sonbaharda RSV sezonu başlamadan önce, yapılmasının önemini vurguladı. Yapılan bilimsel çalışmalar, RSV aşılarının oldukça etkili olduğunu gösterdiğini belirten Dr. Burgazlıoğlu, "RSV aşıları, 65 yaş üzeri bireylerde yüzde 70’e kadar koruyuculuk sağlıyor. Bu, yoğun bakıma yatış ve zatürre gibi ciddi komplikasyonların önlenmesinde çok değerli bir katkı sunuyor. İnfluenza (grip) aşısı gibi her yıl tekrar edilmesi zorunlu olmayan RSV aşısı, tek doz ile en az bir RSV sezonu boyunca etkili koruma sağlayabiliyor. Aşı uzun vadeli koruyuculuğuna ilişkin çalışmaların sürüyor. Aşı şimdilik yılda bir kez uygulanıyor. Fakat bireylerin kendi risk profiline göre, hekime danışarak düzenli kontrol ve takip yaptırması çok önemli" dedi. Dr. Burgazlıoğlu, RSV'nin bireysel sağlık kadar toplum sağlığı açısından da tehdit oluşturduğunu vurgularken, özellikle risk gruplarının aşı konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi: "RSV enfeksiyonu hastaneye yatışı, solunum desteği ihtiyacını ve ölüm riskini artırabiliyor. Geliştirilen aşılar sayesinde artık bu riski önemli ölçüde azaltmak mümkün. Hedef gruptaki bireylerin, gecikmeden hekimlerine başvurarak aşı planlamalarını yaptırmaları büyük önem taşıyor."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.