SON DAKİKA
Hava Durumu

#Endokrinoloji

YENİŞEHİR YÖREM - Endokrinoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Endokrinoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

DİYABET SİNSİ İLERLİYOR: BEL ÇEVRESİNDEKİ ARTIŞA DİKKAT Haber

DİYABET SİNSİ İLERLİYOR: BEL ÇEVRESİNDEKİ ARTIŞA DİKKAT

Dünyada yüz milyonlarca yetişkini etkileyen diyabet, uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, özellikle Tip 2 diyabet riskinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önemli ölçüde azaltılabileceğini belirterek, kilo kontrolünden düzenli yürüyüşe kadar 7 önemli öneride bulundu. Diyabet, dünya genelinde giderek büyüyen önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre dünyada 589 milyon yetişkin diyabetle yaşarken, Türkiye’de de milyonlarca yetişkinin hastalıktan etkilendiği belirtiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, diyabetin sinsi ilerleyebilmesi nedeniyle belirtilerin geç fark edilebildiğine dikkat çekti. Çok su içme, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, bulanık görme ve yaraların geç iyileşmesi gibi belirtilerin önemsenmesi gerektiğini belirten Batman, henüz diyabet gelişmemiş ancak kan şekeri sınırda seyreden prediyabetli kişilerin de risk altında olduğunu ifade etti. BEL ÇEVRESİNDEKİ ARTIŞ UYARI İŞARETİ OLABİLİR Tip 2 diyabetin gelişiminde genetik yatkınlığın yanı sıra fazla kilo, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, uyku düzensizliği ve stresin etkili olabileceğini belirten Doç. Dr. Batman, özellikle karın bölgesindeki yağlanmaya dikkat çekti. Erkeklerde bel çevresinin 102, kadınlarda ise 88 santimetrenin üzerine çıkmasının insülin direnci ve diyabet açısından bir risk göstergesi olabileceğini ifade eden Batman, yalnızca vücut ağırlığının değil bel çevresindeki değişimin de takip edilmesini önerdi. Risk grubundaki kişilerde vücut ağırlığının yüzde 5-10 oranında azaltılmasının Tip 2 diyabet gelişme riskini önemli ölçüde düşürebileceğini belirten Batman, hızlı kilo kaybı vadeden diyetler yerine sürdürülebilir beslenme ve hareket alışkanlıklarının benimsenmesini tavsiye etti. ŞEKERLİ İÇECEK TÜKETİMİNE DİKKAT Kola, gazoz, şeker ilaveli içecekler ve bazı hazır meyve sularının kan şekerini hızlı yükseltebildiğine dikkat çeken Batman, düzenli şekerli içecek tüketiminin Tip 2 diyabet riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu belirtti. Beyaz ekmek, pirinç ve şekerli unlu ürünler gibi rafine karbonhidratların azaltılarak tam tahılların tercih edilmesini öneren Batman; içecek olarak su, şekersiz çay, ayran ve uygun durumlarda sade maden suyunun tercih edilebileceğini söyledi. GÜNDE 30 DAKİKA HAREKET Diyabetten korunmada fiziksel aktivitenin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Batman, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta hareketin hedeflenmesini önerdi. Batman, “Kaslarımız, şekeri yakan en büyük fabrikamızdır; hareketsiz kaldıkça bu fabrika kapanır” diyerek günlük yaklaşık 30 dakikalık tempolu yürüyüşün insülin duyarlılığına katkı sağlayabileceğini ifade etti. Uzun süre masa başında çalışanlara da uyarıda bulunan Batman, 30-45 dakikada bir ayağa kalkarak birkaç dakika hareket edilmesini önerdi. AKDENİZ TİPİ BESLENME ÖNERİSİ Beslenmede sebze, salata, baklagiller, balık, tam tahıllar, zeytinyağı ve lif bakımından zengin gıdalara ağırlık verilmesi gerektiğini belirten Batman, işlenmiş etler ile paketli ve yüksek oranda işlenmiş gıdaların sınırlandırılmasını tavsiye etti. Öğünlerde tabağın yarısının sebze ve salatadan, dörtte birinin protein kaynaklarından, kalan bölümünün ise tam tahıllardan oluşturulmasının dengeli beslenmeye yardımcı olabileceğini ifade etti. UYKU VE STRES DE RİSKİ ETKİLİYOR Doç. Dr. Batman, kronik stres ve yetersiz uykunun metabolik sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine de dikkat çekti. Düzenli ve yeterli uykunun sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olduğunu belirten Batman, yetişkinlerin uyku düzenlerini korumalarını; stres yönetimi için ise yürüyüş, nefes egzersizleri, hobiler ve sosyal aktiviteler gibi kişiye uygun yöntemlerden yararlanmalarını önerdi. SİGARA DİYABET RİSKİNİ DE ARTIRIYOR Sigaranın yalnızca akciğer ve kalp-damar sağlığını etkilemediğini belirten Batman, sigara kullanımının Tip 2 diyabet gelişme riskindeki artışla da ilişkili olduğunu söyledi. Özellikle diyabeti bulunan kişilerde sigaranın kalp-damar ve böbrek komplikasyonları açısından ilave risk oluşturduğunu belirten Batman, bırakmakta güçlük yaşayanların profesyonel destek almasını önerdi. DÜZENLİ KONTROLÜ İHMAL ETMEYİN Diyabetin uzun süre belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebileceğini hatırlatan Batman, risk grubundaki kişilerin düzenli sağlık kontrolünden geçmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu vurguladı. Ailesinde diyabet bulunanlar, fazla kilolu kişiler ve gebelik diyabeti öyküsü olan kadınların hekim değerlendirmesi doğrultusunda kan şekeri ve HbA1c gibi testlerini takip ettirmelerini öneren Batman, açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl aralığında olmasının prediyabet açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Batman, prediyabet döneminin yaşam tarzında değişiklik yapmak için önemli bir fırsat olduğunu vurgulayarak, “Diyabet kader değildir. Genlerimizi seçemeyiz ama sofraya ne koyduğumuzu, ne kadar yürüdüğümüzü ve yaşam alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz” dedi. Diyabete karşı 7 temel önlem: Sağlıklı kiloya ulaşmak ve bel çevresini takip etmek, şekerli içecekleri azaltmak, haftada en az 150 dakika hareket etmek, dengeli ve Akdeniz tipi beslenmek, uyku ve stres yönetimine önem vermek, sigarayı bırakmak ve risk durumuna göre düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak.

Her 8 kişiden biri şeker hastası Haber

Her 8 kişiden biri şeker hastası

Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa'da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye'nin Avrupa'da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1'i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa'dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."

Doç. Dr. Gökosmanoğlu: "Magnezyum olmazsa hiçbir hareket mümkün olmaz" Haber

Doç. Dr. Gökosmanoğlu: "Magnezyum olmazsa hiçbir hareket mümkün olmaz"

Magnezyum; vücut için en önemli minerallerden birisi olarak dikkat çekiyor. En iyi besinsel kaynakları da yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller ve sert kabuklu meyveler. Bu besinlerin az tüketilmesinin veya bazı hastalıkların magnezyumun yetersizliğine neden olabileceğini ifade eden Medicana Intarnational Samsun Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, magnezyumun insan sağlığı için önemine değindi.  Vitamin ve mineral dengesinin vücut için öneminde değinen Medicana Sağlık Grubu doktorlarından Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, “Magnezyumun başlıca görevleri; glukoz ve insülin dengesinin iyileştirilmesi, tansiyonun dengelenmesi, kalp ritminin düzenlenmesi, iltihabı kurutması, kanı sulandırması ve kolesterolü düşürmesi olarak sıralanabilir. Magnezyum hayati önemi olan çok elzem bir mineral yani tuzdur. Uyku sorunları, bacak krampları, stres, kaygı, anksiyete, migren, yüksek tansiyon, kemik erimesi, kabızlık, huzursuz bacak sendromu, yumuşak doku romatizması, kronik yorgunluk, diyabet, düzensiz kalp atışları, ellerde titreme ve astım atakları magnezyum eksikliğinin belirtileridir. Magnezyumun yaklaşık yüzde 60’ı kemikte, 20’si kasta ve 20’si yumuşak doku ve karaciğerde bulunur. Toplam vücut magnezyumunun yaklaşık yüzde 99’u, hücre dışı alanda veya kemikte birikirken sadece yüzde 1’i hücre içinde bulunur” dedi.  “Magnezyum olmazsa hiçbir hareket mümkün olmaz”  Vücuttaki enerjiyi kontrol eden magnezyumun çok önemli bir mineral olduğuna dikkat çeken Feyzi Gökosmanoğlu, “Magnezyum olmazsa hiçbir hareket mümkün olmaz. Hayatidir çünkü magnezyum insan vücudunda enerjiyi kontrol eder. Magnezyum vücudumuzda B kompleks vitaminler ile birlikte mükemmel enerji kaynağıdır. Gıdalardaki proteinlerden magnezyum sayesinde yararlanılır. Sinir sisteminin çalışabilmesi için magnezyum şarttır. Vücudumuzda bulunan tüm kasların gevşeyebilmeleri için de magnezyum tuzuna ihtiyaç vardır. Şöyle ki magnezyum eksikliğinde sürekli kasılmalar olacak ve kişiyi sürekli olarak rahatsız edecektir. Benzer şekilde düz kasların kasılması ile astım nöbetleri, nefes darlığı, rahmimizde kasılmalara bağlı ağrılı adetler (regl) görülür. Kalsiyum ve magnezyum birlikte çalışır. Son derece önemli olan bu biyolojik mekanizma işlemezse, kaslarınızda kalsiyum fazlalığına bağlı kasılmalar, yumuşak doku romatizması, damarların iç yüzeylerine kalsiyum birikmesi sonucu damarların sertleşmesi ve kasılması gibi sıkıntılar yaşanabilir. Bazı bilimsel çalışmaların sonuçları magnezyumun kalp hastalık riskini azalttığı gösterilmiştir. Diyet magnezyum alımı ile felç riski azalmaktadır. Buna göre magnezyum yetersizliği felç, beyin pıhtısı riskini artırmaktadır” diye konuştu.  “Yeşil yapraklı bitkiler, tahıllar, fındık, baklagil ve çikolata magnezyum açısından zengindir”  Gıdanın pişirilmesi ve işlenmesinin magnezyum içeriğini yok ettiğini dile getiren Gökosmanoğlu, “Yeşil yapraklı bitkiler, tahıllar, fındık, baklagil ve çikolata magnezyum açısından zengindir. Sebzeler, meyveler, et ve balık orta düzeyde kaynaklardır. Gıdanın işlenmesi ve pişirilmesi magnezyum içeriğini kaybetmesine neden olur. Tarım ilaçları, fosfor ve potasyumu yüksek dozda içeren gübreler, yüksek enerjili ve işlenmiş gıdalar ile beslenme, sigara, kronik stres, D vitamini eksikliği, alkol tüketimi, antiasit, idrar atımını düzenleyen ilaçlar, antibiyotik kullanımı günümüz toplumlarının önerilerin çok altında magnezyum alımına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bile vücut için gerekenin ancak yüzde 60-80’inin alınabildiği bildirilmektedir. Halkımızın önemli bir kısmı magnezyum kaynakları olan yeşil yapraklı sebzeleri, sert kabuklu meyveleri ve kuru baklagilleri yetersiz tüketmektedir. En önemli sorun da magnezyumun iyi kaynağı olan tahılları saflaştırarak tüketmektir. Bu nedenle sağlığın korunması için bireylerin beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, beyaz pirinç yerine bulguru tercih etmeleri, kuru baklagillere daha çok önem vermeleri, sofrada yeşillikleri eksik etmemeleri yararlıdır” şeklinde konuştu.  Magnezyumun nasıl alınması gerektiğine de açıklık getiren Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, şu uyarılarda bulundu:  “Magnezyum aç ya da tok karnına alınabilir ama en iyisi öğün aralarında almaktır. Çünkü emilmesi için mide asitleri gereklidir. Bir ana öğün sonrası mide asitleri mineral emilimi için duygun değildir. Magnezyum bir alkalindir ve antiasit olarak çalışabilir. Sindirim için gerekli mide asitlerini yalnızlaştırabilir ve dolayısıyla hemen yemek öncesi alınması doğru değildir. Yemekten 2 saat sonra magnezyum emilimi için en uygun zamandır. Alınan magnezyum formuna bağlı olarak sabah veya akşam saatlerinde alınması önerilebilir. Magnezyum glisinat ve N-asetiltaurinatın akşam alınması, malat veya strat içeren formlarınsa sabah saatlerinde alınması tavsiye edilir. Magnezyum mide boşken alınmalıdır. Asidite magnezyum emilimi için önemlidir. Magnezyum aldıktan sonra da 1 saat yemek yememek gerekir. Kombine magnezyum formları uykunuzu etkilemiyorsa akşam alınabilir. Ancak uykunuzu bölüyorsa, uyumanızı engelliyorsa gündüz almanız önerilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.